Tecavüz, Cinayet ve Toplum

Bir genç kızımızın, hunharca tecavüz edilip öldürülmesi, haklı olarak Türkiye’yi salladı.

Elbette bu durum, tepki görmeyi, üzerinde düşünülmeyi hak ediyor.  Birilerinin bundan vazife çıkarması de normal. Ama hadisenin, siyasi intikam aracı haline getirilmesi, ancak bizim gibi kifayetsiz muhterislerin siyaset yaptığı ülkelerde görülür.

Ülkenin bir yerinde birileri cinayet işliyor. Ve muhalefet bunu iktidarın kabahati olarak lanse ediyor. Oysa herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi lazım! Neden bu tür cinayetler artıyor. Neden insanlar zıvanadan çıkmışçasına birbirini linç etmeye, en küçük bir bahana ile hasmını imha etmeye yöneliyor?

Bence bunda toplumsal dejenerasyonun payı çok büyük. Ama bu dejenarasyonun kaynakları nelerdir diye sorarsanız bence birinci sırada medya gelir! Ama ikinci sırada ve belki onun kadar etkili siyasilerimiz geliyor. Siyasi liderler maalesef işin nerelere varacağını düşünmeden sarf-ı kelam ediyorlar. Bu seviyesizce çekişmelerin, insanları nasıl hırçınlaştırdığını hesap etmiyorlar.

Esasında daha önceki bir yazıda da temas ettiğim gibi ben her Salı kaygılanıyorum. İnanıyorum ki eğer bir iç kargaşa çıkarsa –Allah korusun- bunun temel sebebi, Salı günü yapılan Grup toplantıları olacaktır. Yazık ki büyük bir talihsizlik yaşıyor Türkiye.

Düşünebiliyor musunuz, bir kızımız, ‘şehir ortamının doğal neticesi olması gereken güven’ ile minibüse biniyor. Sapık –ki daha önce de o tür şeyler yaptığı sonradan ortaya çıktı- sürücü, kızcağızı kaçırıp pis niyetlerine alet ediyor.

İktidar ve muhalefet, el ele verip bu tür cinayetleri nasıl önleyebileceklerini düşünmeleri gerekirken, birileri utanmadın çıkıp bunu mezhepsel bir zemine çekmeye çalışıyor. O sapık, bu kızımıza kendi mezhebinden olmadığı için mi saldırmış ki birileri çıkıp meseleyi bu zemine çekiyor. Üstelik emin bir kaynaktan aldığım bilgiye göre bu işi yapan genç, Sünni filan değil, Nusayri! Yani zavallı kızımızla aynı mezhepten sile sayılır!

Bir yığın Sünni kızımız da bu akıbete uğradı. Hem de kendi mezhebinden olan sapıklar tarafından! Bendeniz defalarca temas ettim; “bir dine mensubiyet, o dinin ahlakını taşımaya yetmiyor artık” diye!  Dolayısıyla bir siyasetçinin bundan siyasi rant elde etmeye kalkışması en az o cinayet kadar zalimcedir.

Türkiye şu meselelere karşı ciddi tedbirler almazsa bu tür cinayetler artarak devam edecektir. Zira iki bin yılından itibaren bu tür cinayetler hızla artmış. İki bin yılında yargılanıp karara bağlanmış ve hapis cezası almış cinsel tecavüz ve darp 562’dir. Bu rakam 2010’da 909, 2011 de 828, 2012’de 2 bin 258, 2014’de 4 bin 143’e çıkmış. Tecavüz ve cinsel kaynaklı öldürmeler 2012 de muazzam bir sıçrama yapmış.

Yaralamaktan dolayı verilen hükümlere gelince. 2000 yılında 7.650 kişi mahkum olmuşken bu rakam 2014’te 30 bine ulaşmış. Bunların da 2000 yılında 1.514’ü ölümle sonuçlanmış. Öldürme olaylarında da bir hayli artış var. 2000 yılında 1500 civarında olan cinayet hükümlüsü sayısı, 2014’te 6 bin 640   olmuş…

Sosyolog ve siyasetçilerin asıl bu artışları ele alıp irdelemeleri gerekirken, ha bire toplumu tahrik ediyorlar. Ekranlarda ahlak ve insaf kuralarını gözetmeden birbirlerini suçlayan siyasetçilerin işin nereye vardığını artık görmeleri gerekiyor. Yoksa bu gidişat bir anda toplumsal cinnetlere dönüşecek maazallah!

İdam Cezası Şart

İnsan bir yönüyle hayvandır. İçinde bir vahşi hayvan barındırır. Din ve ahlak o vahşi hayvanı ehlileştirmeyi gaye edinmiştir. İnsanı insan gibi yaşamaya zorlayan dindir ve kanunlardır. Ancak kanunlar bir yere kadar hükmünü icra eder. Oysa insanın yüreğine yerleştirilmiş bir Allah korkusu bütün kanunlardan daha müessirdir.

Batının geliştirdiği ve her türlü hürmeti ve kutsalı yok sayan seküler hayat, sonunda dinlerin insan üzerindeki etkisini de yok edince insanın içindeki canavar kontrolden çıktı. Getirilen kanunlar ve ahlaki umdeler onu ıslah etmeyi başaramıyor. Bu realite ortada dururken bir de nefsin her arzusunu önüne serip canavarlaştıran medya ve benzeri ortamlarla insan kendisini kontrol edemez hale geldi, getirildi.

Geçenlerde bir televizyon kanalında aklı başında bir iki gazetecinin, gençlere “inadına mini etek giyinin ey Atatürkçüler” diye seslendiğine şahit oldum. Bayağı kerli ferli ve güya ahlaksızlıklardan rahatsızlıklarıyla bilinen iki gazeteci, bu tavsiyede bulunuyorlardı.  İnsan tabiatından ne kadar habersiz ne kadar da zavallı insanlar. Ben isterdim ki ertesi gün Atatürkçüler bunlara haddini bildirsindi. Ama sessiz kaldılar, belki alkışladılar.

Çünkü insanı tanımıyorlar. Kalbinden hürmet ve merhamet alınmış insanın nasıl bir canavara dönüşeceğini bilmiyorlar. Bilmiyorlar ki yüreğindeki hürmet fikrini ve kutsala olan saygısını kaybetmiş bir Müslüman tam bir toplumsal zehre dönüşüyor.  Dini değerlerini kaybetmiş bir Müslümanı hiçbir kayıt zapt u rapt altında tutamaz. İslamiyet’ini kaybetmiş bir insanı kayıt altına alacak hiçbir kutsal kalmaz. Onun ancak katı kurallar ve ağır kanunlar baskı altında tutabilir. O da bir yere kadar. Ama bir batılı bir takım kutsallarını kaybetse de insanlığa dair özeliklerini tamamen kaybetmeyebiliyor. Müslüman öyle değil. Hem batıda bir fikir, fikir olarak kalabilir ama Doğu toplumlarında fikir fikir olarak kalmaz, eyleme dönüşür.

Türkiye artık bu tür cinayetlere bir son vermek istiyorsa muhakkak caydırıcı kanunlar getirmelidir. İdam cezası mutlaka ama mutlaka yeniden getirilmelidir. Aksi takdirde o sapık hapse girer birkaç yıl sonra çıkar yeni cinayetler işler. Aynı şey hırsızlar için de geçerlidir.

Adam kafasının tası atınca basıyor tetiğe. Aralarında kartopu oynayan gençlerin attığı bir kartopu gelip vitrine isabet etti diye çıkıp gazeteciyi öldürüyor.  Bu nasıl bir dünya ve insan hayatı nasıl bu kadar ucuz olabiliyor?

Ey siyasetçiler! Hakikaten bu tür musibetleri önlemek işitiyor musunuz? Çıkarın şu idam cezasını! Bu tür sapık cinayetleri işleyenelerin bir kaçını idam edin, görün bakalım iş nasıl halloluyor. Ayını şekilde hırsızlık yapanların kesin bileklerini, bakalım kim hırsızlık yapmaya kalkışır.

Bu ülkelin kanunları ve kuralları maalesef hep dürüstleri cezalandırıyor. Suçlular ve katiller için bütün imkânlar seferber. Allah bu millete merhamet etsin. Bilmiyorum merhameti hak ediyor muyuz?

Siyasi liderlerimiz üzerinden meseleye bakarsak, hak ettiğimiz pek de söylenemez! Baksanıza asıl toplumu tahrik eden onalar!

Mamafih toplum da halinden memnun! Yoksa şunlar hala şu partilerin başında bulunabilirler miydi?

Bir ayette “Ve işte böylece her ülkenin önde gelenlerini, hile ve entrika peşinde koşan suçlular durumuna sokarız: ama çevirdikleri entrikalar yalnız kendi aleyhlerine olur ve onu da anlamazlar.” (En’am, 123) buyurulur!

Bir başka ayette de şöyle buyurulur:

 “Ama bir toplumu yok etmeyi irade ettiğimiz zaman o toplumun refaha gömülmüş seçkinlerine son uyarı(ları)mızı iletiriz; ve (eğer) onlar günahkarca yaşamaya devam ederler(se), cezalandırıcı yargı artık o toplum için kaçınılmaz olur; ve Biz de onu darmadağın ederiz.” (İsra, 16)

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir