Terörü Kökten Çözdürecek 3 Öneri

Gazeteci Yazar Mehmet Ali bulut, geçici bir yasa ile mesele tamamen çözülünceye kadar; Hükümete terörü bitirmek için 3 tavsiyede bulundu.

Ey Hükümet! Terörü Kökten Çözmek İstiyor musun?

Harcanmış Hayatlar

Ben, bir tezgah olduğu bu kadar aleni olan şu 13 şehit meselesini yazmak istemedim.  Rabbim o masum ve mazlum evlatlarımızın ecrini kendi katından bolca versin. Ailelerine de sabır ihsan etsin.  Bu olay herkes için acıdır ama onlar için dayanılmazdır. Bununla birlikte emin olsalar ki o canlar vatan için harcanmış, yürekleri yanmaz.

O masum ve tertemiz yürekli gençlerin –ki şehit olmuş olmaları onun kanıtıdır- neyin uğruna canlarını verdiklerini bilmemek, aileler için daha da yıkıcıdır. Anadolulu hiçbir ana, vatan savunmasında, düşmanla mücadelede şehit düşmüş evladının ardından yas tutmaz. Çünkü o mümin anne bilir ki şehitler ölmez ve bilir ki o yavru, ahret hayatında kendisi için bir şefaatçidir.

Fakat yazık ki bu ülke üzerinde pis oyunlar oynanıyor. Bu ülkenin gencecik canları hiç yere harcanıyor. Ve sanıyorum ki bu yiğit delikanlılar da ‘harcanmış hayatlar’ defterine yazıldılar. Elbette şehittirler. Fakat bu mübrem bir ihtiyaçtan dolayı gerçekleşmiş bir iş olmaktan çok, birilerinin satranç oyunlarına feda edilmiş canlar olarak şehit oldular. Çünkü 60 yıldır çocuklarımız pis oyunlarla harcanıyorlar.

Şehit de olsa, birilerinin oyunları yüzünden harcanmak çok acı! Bu gençlerin de Türkiye üzerinde sürdürülen ve maalesef içimizde de adamları bulunan bir ‘zındıka komitesi’nin pis oyununda harcandığına inanıyorum.

Türkiye Caydırıcı Gücünü göstermeli

Daha önceki birkaç yazımda, ‘Şu pis oyunun sona ermesi, halkın, oynan oyunu anlaması için, gerekiyorsa, devlet, Apo ile bile görüşebilir ve görüşmeli!’ diye yazmıştım. Benim derdim, devletin de asıl muhatapları anlamasını sağlamaktı. Çünkü birçok cinayet Apo’ya rağmen işleniyor. Hele BDP’liler… İrapta Apo kadar bile yerleri yok!

Ama şükür ki bu son feci olay bize asıl oyuncuları gösterdi.  Artık millet de biliyor ki ne Apo işin sahibidir ne BDP!  Kandildekiler de birtakım uluslararası kan emici yarasaların taşeron hizmetini gören zavallılar.

Bunların hiçbiri muhatap alınmaya değmezler. Devlet onlar yerine bölgenin STK örgüt liderlerini muhatap alsa daha ciddi, daha rahmanî bir iş yapmış olur!

Türkiye artık, terör konusunda asıl muhataplarına yönelmeli ve caydırıcı tüm gücünü de kullanmalıdır. Gücünü –tabi varsa- göstermeye, bölgedeki ajanları tutuklamakla başlamalı. Öyle isimler alınmalı ki kim ciyaklayacak görelim. Almanya mı, İsrail mi, Amerika mı yahut İngiliz mi? Şu anda hep gayba taş atıyoruz. Kim muhatabımız bilmiyoruz.

Bu devlet kendi çetelerine ve generallerine dokunabiliyorsa artık, içimize kadar sızmış ve her türlü melaneti işleyen yabancı ajanlara da dokunabilmeli. Dokunamıyorsa bıraksın bu işleri. Diyarbakır otelleri yabancı ajanlarla kaynıyor. Onlara orada ellerini kollarını sallayıp dolaştıkça daha çook Anadolu anasının kuzuları heder olur!

PKK Hiçbir Zaman Kürt Örgütü Olmadı

PKK’nın  bir Kürt örgütü olmadığını herkes biliyor. Örgütte Kürt çocuklarının kullanılıyor olması sizi aldatmasın.  Çünkü PKK’nın dimağı Kürtlerin elinde değil. Zaten kuruluş gayesi de Kürde hizmet değil. Başlangıçtaki kuruluş gayesi, güya bölgedeki homojen Kürt nüfusunun seyreltilmesi ve batıya göç etmeleri için zemin hazırlanmasıydı ve Türk derin devletinin –esasında çetelerin demek lazım- bir projesiydi.  Proje, dışarıdan gelmiş bir telkindi, bizimkiler de zokayı yuttu!

Evet PKK projesinin asıl mimarı MOSSAD’dır. MOSSAD bunu elbette kendisiyle bağlantılı kurmadı.  CIA’nın akıl hocalığı ve bizim derin devletimiz içindeki bağlantıları ile gerçekleştirdi. Tıpkı Saddam gibi biz de ketenpereye getirildik. Hatırlayın Saddam’ı, bütün projelerini Amerika hazırlamıştı. Ve güya desteklemişti. Peki ne zamana kadar?  Saddam azgınlaşıp Halepçe’ye ve Kuveyt’e saldırınca kadar… Bugün bütün dünya biliyor ki Saddam’ı Kuveyt’e girmeye sevk eden Amerikan ajanlarıydı.

Sonra ne oldu? Amerika, sen oraya buraya saldırıyorsun diye güya Saddam’a kızdı ve gelip Irak’ı işgal etti.  İşte PKK da böyle bir pis projenin Türkiye için benzer  düzeneğidir.

O yüzden de Türkiye ne zaman problemi çözmeye yönelik bir çaba sergilese, PKK, akla sığmayacak bir cinayet işliyor ve Türkiye’nin problemi göçmekten vazgeçmesini sağlıyor. Çünkü henüz olay, dış müdahaleyi gerektirecek boyutta değil. Mesele önce o boyuta gelmeli ki, Amerika’nın veya İsrail’in eline koz geçmiş olsun…

Bakın Türkiye ne zaman çözüme yönelse PKK çocukları polisin önüne atıyor veya akla ziyan cinayetler işliyor. Devlet gücünü göstermeye kalkışınca da feryat edip mağduru oynuyor.  İşte yaşanmakta olan pis oyun budur. Bu oyunun içinde Apo da BDP’liler de Kandildekiler de piyondur, attır, fildir. Hiçbirin hareketleri kendi eseri değildir.

Peki piyon olan sadece Apo ve BDP’liler mi? Hayır. Emin olabilirsiniz ki bizim derin devletimizin birçok isim ve unsuru da onların parmaklarının teması ile hareket ediyor.

CIA, 12 Eylül darbesindeki desteğine karşılık Sayın Evren’den sınırsız istihbarat edinme hakkı almadı mı? Bunu laf olsun diye istememiştir herhalde. Hepimiz biliyoruz ki Türkiye CIA açısından nerede ise 53. eyaletleri gibidir.

Sayın Hakan Fidan MİT müsteşarı olduğunda İsrail, kıyamet kopardı. Türkiye ’Nasıl olur da onay vermedikleri birini MİT müsteşarı yapardı?’ diye… Şu küstahlığa bakın! Hiçbir yetkili de çıkıp “Ulan sana ne?” demedi, diyemedi.  Bu ülkede kimin MİT müsteşarı olabileceğine müdahale edebilecek kadar içimize sızmış durumdalar. PKK gibi bir örgütün inisiyatifini sana bırakırlar mı?

Dolayısıyla kimse beni, PKK’nın bir Kürt örgütü olduğuna inandıramaz. Örgütün kullandığı insanî malzeme evet Kürt unsurlardan müteşekkil! Militanlarının çoğunun başlangıçta sünnetsiz olduğunu, bizzat ele geçirilenlerden öğrendik. Sonra Sünni Kürtlerin çocukları da işin içine sokuldu. Zaten kurulması,  palazlandırılması ve bu milletin başına bela haline getirilmesi sürecinde hep bugün Ergenekon denilen ve aslında ‘zındıka komitesi’nin içimizdeki uzantısı olan adamların kanatları altında kalmıştır.

Ne zaman Türk devleti, baskılara dayanamayıp meseleyi çözmeye niyetlense hemen milletin önüne bir kurban atılır ve sanki iş çözülmüş gibi yapılarak millet aldatılırdı.

Apo’nun teslim edilmesi bile böyle bir oyundu. Maalesef PKK’nın arkasındaki zekâ, çok yüksek ve son derece stratejik hareket etmesini bilen bir zekâ!

Apo’yu Kim Teslim Ettiyse Terörde Muhatap Odur!

Evet başlangıçta, Türk derin devletinin eli kolu ‘işin’ içinde idi. PKK’yı kontrol edebiliyorlardı. Şurada burada fakir milletin köylerini yakarak çaresiz halkın batıya kaçmasını sağlayabiliyorlardı. Ama 1990’lardan itibaren PKK’nın kontrolünü asıl sahipleri devraldılar.  PKK inisiyatiften çıktı. O zaman anladılar başlarına nasıl bir bela aldıklarını…

Askeriyede ve sivil siyasette meseleyi çözmek için çare arayışları başladı. Bu kere de başka bir karanlık oyun devreye girdi. Çözüm arayışına girenler ya kaza süsü verilerek ya da başka türlü usullerle öldürüldüler. Meselenin çözümünden yana tavır koyanlar, asker-sivil ayırdedilmeden yok edildiler.

Milletin öfkesi daha da kabarınca baktılar çare yok, güya örgütün başı olan garibanı (Abdullah Öcalan’ı),  Türkiye’ye teslim(!) ettiler. Ben hâlâ o ahmaklığı anlayabilmiş değilim. Türkiye’nin o günkü siyasileri ve ‘derin’cileri, nasıl bu zilleti kabullendiler de cezalandırmama taahhüdünde bulundular?

Emin olabilirsiniz, o gün Öcalan’ı asmamak kaydıyla bize teslim edenler PKK örgütünün asıl patronlarıdır.  İçimizdeki işbirlikçiler de,  onu asmama taahhüdünde bulunan siyasetçiler ve onlara o aklı telkin eden derincilerdir. (Anlayanlar, daha o zaman anladılar PKK’nın patronunu kimdir!)

O gün, Türk milletini zekâsıyla alay edildi maalesef.  Tezgah, başarı diye bize yutturuldu. Gerçi Apo da tezgahı yutmuştu. Sahiplerinin kendisini sattığını sanmıştı. O yüzden de hemen yalakalığa soyundu. Hatırlayın uçakta söylediklerini! Sonra tezgahı anladı ve rahatladı. Kendine güveni arttı. -Hangi eşkıyaya nasip olmuş ki yıkmak(!) istediği ülkenin imkânları ve düşman diye tanımladığı ordunun efradı tarafından el bebek gül bebek korunsun ve hizmeti görülsün!-

PKK’yı Kim Cesaretlendiriyor?

Apo, kendisine bir ada ve beş yıldızlı bir koruma tahsis edilince, güvende olduğunu anladı  ve küstahlığını o noktaya vardırdı ki kendince Türkiye’ye savaş açtı, ateşkes  yaptı…  Kim verdi ona bu cesareti? Kim onu böyle azdırdı dersiniz?

Tabii ki ağababaları… MOSSAD, CIA, Almanya  vs…  Ve tabii bizim ahmaklarımız! Belki içimizdeki işbirlikçiler desek daha isabetli olur!

Ben isim koymuyorum, ‘PKK’yı falanlar feşmekânlar azdırdı!’ demiyorum. Fakat örgüt elemanlarının 24 saat gözetlenen karakolların yatak odasına bomba atacak kadar nasıl yaklaşabildiklerini, dümdüz arazide hem de tedbir alınmışken 25 metreye kadar yaklaşıp el bombası atıp askerlerimizi nasıl cayır cayır yakabildiklerini anlayabiliyorsanız, siz de onlardansınız!

Bir örgüt düşünün ki Türk ordusunu(!) parmağında oynatıyor. İstediği zaman istediği yerden onu vurabiliyor. Siz PKK’lı olsanız, BDP’li olsanız, şöyle bir ordudan korkar mısınız? Onun temsil ettiği devlete saygı mı duyarsınız? Esasında PKK’yı kimin azdırdığı o kadar saklı filan da değil. Benim yandığım, kahrolduğum, ordumuzun düşürüldüğü haldir!

Bir ordu düşünün ki elinde habronları var. O bölgede tanımlı bir düşmana karşı siper almış. Başarılı olsun diye her istediği, istediği kadar verilmiş. Ülkenin hazinesi ve tüm imkânları emirlerinde…   ‘Oraları bizim için BBG evi gibidir!’ diyecek kadar bölgeye hâkim. Ellerinde geceyi gündüz gibi gören dürbünler var. Ama düşman(!), hem de güpegündüz, en fazla 25 metreden atılabilecek el bombaları ile saldırıp askerlerini yakıyor. Siz olsanız ne düşünürsünüz?

Valla değil bir devletin ordusu, bir aşiretin güvenlik örgütü bile bu kadar zaafı, içinde barındırmaz. Ben zaaf diyorum, siz istediğiniz gibi anlayabilirsiniz.

Ve tuhaftır, böyle durumlarda, hep aklıma Bizans’ın içindeki iktidar oyunları gelir. Fatih’in orduları İstanbul’un çevresini kuşattığı hengâmede, “Kardinal Külahı görmektense Müslüman sarığını tercih ederim…” diyen papazların hali gözümün önüne geliyor. Dinen muhalif oldukları bir anlayışın İstanbul’da hâkim olmaması için Fatih’le işbirliği yapmışlardı… Sanki tarih tersinden tekerrür ediyor. Şimdi de birileri sırf şu iktidardan kurtulmak bölünmeye bile razı oluyorlar!

İşte Tedbir

Büyük bir tezgâh, büyük bir oyun oynanıyor.  Olan da milletin çocuklarına oluyor.

Bu iktidarı millet ile barışık ve milletten gelen talepleri dinler biliyoruz. İşte âcizane birkaç talebim. Diyorum ki, geçici bir yasa ile şu mesele tamamen çözülünceye kadar;

1-Milletvekilleri dâhil, Türk-Kürt tüm yönetici elitlerin çocukları, doğuda çatışma bölgesinde askerlik yapsın.

2-TSK’nın tüm yüksek rütbelilerinin çocuklarının hasseten sınır karakollarında –hem de en çok baskın yiyen karakollarda-  vatanî görevlerini yapsınlar.

3-Sermaye sahiplerinin ve locadakilerin çocuklarına doğuda askerlik yapma mecburiyeti getirilsin.  Memurlara zorunlu doğu hizmeti yok mu, aynen öyle. Zenginlerin ve oturdukları yerden ahkâm kesen kompradorların çocuklarını özellikle o bölgelerde askerlik yapmaları sağlansın!

Bakalım bir daha şehit cenazeleri gelecek mi?

Size tedbirlerim faşistçe mi geldi? Olabilir. Çünkü milletin kanı üzerinde oynanan şu oyunu cehaletleriyle görmezlikten gelenler benim gibi bir ehl-i hamiyeti de pekala müstebit yaparlar.  Her kutsalı ve hürmeti yıkmış bir haine, bir de merhamet mi edeceğim!

Soruyorum  size; Heronları izlemekle görevliler, kendi çocuklarının orada olduğunu bilseler,  sınırdan içeri sızdıklarını gördüğü teröristler için ‘bunlar koyun sürüsü” deyip kulağının üstüne yatar mıydı?  Yoksa ortalığı ayağa kaldırıp tüm imkânları seferber mi ettirirlerdi?

PKK kurmaylarının, telsiz konuşmalarında “Ya şu subayları diskalifiye edin yoksa çok zayiat veriyoruz!”  diye birilerine talimat mı verebilirlerdi? Daha diyecek bir şey yok… Boş yere PKK ve uzantılarını muhatap almanın âlemi de yok!

Kimi muhatap alacağız peki?

Bölgedeki sıkıntıları gidermek hususunda doğrudan Kürt halkını ve onların STK’larını. Terör konusunda ise İsrail ve Amerika’yı mesul bileceğiz!  Ve tabii ki bir ülkenin içişlerine burnunu sokanlara nasıl muhatap olunacaksa öyle!

Maalesef Türkiye, iç dinamikleri bakımından yabancı kullanımlarına açık bir ülke. PKK da onlardan biri! Türkiye’yi şimdilik onunla dizginliyorlar. İşleri bitince PKK’yı da Kürtleri de yüzükoyun bırakıp giderler.

Tıpkı daha önce İngiltere’nin Şeyh Said zavallısına yaptığı gibi. Önce teşvik edip desteklediler. Sonra, Türkiye, Kerkük petrollerini İngilizlere bırakınca onlar da Şeyh Said’i yüzükoyun bırakıp gittiler.

Apo, ne karşılığında teslim edildi acaba?

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir