Türkiye, Suriye İşbirliği Yapabilir mi?

Türkiye, geleceğini yakından ilgilendiren olayların yaşandığı tüm dönemlerde olduğu gibi yine iç meselleriyle meşgul durumda…

Kim meclis başkanı olacak, kim kimle koalisyon yapacak, kim kimden ne kadar bakanlık alacak almayacak tartışılıp duruyor. Etrafımızda olup bitenlere kimsenin baktığı, bakabildiği yok. Bilmiyorum askeri erkân da öyle midir ama inşallah onlar, özellikle Suriye’de –özellikle de Suriye’nin kuzeyinde-  olup bitenlere dikkatle bakıyorlardır. Çünkü orada ikinci Irak operasyonu gerçekleştiriliyor ve Bağımsız Kürt devletine katılacak araziler belirleniyor… Aynı çabalar; yani ileride Kürt devletine katılacak arazilerin belirlenmesi çabaları Türkiye’de de devam ediyor ama henüz su yüzüne çıkmadı…

Şunu hemen ifade etmeliyim, bu çabalar Kürtlere rağmen gerçekleşiyor. Yani Kürtler bu işi planlayıp ortaya koyuyor değiller. Amerika ve İsrail’in yazıp ortaya koyduğu bir oyun oynanıyor orda. Irak’ta bağımsız bir Kürt bölgesinin var edilmesi için nasıl çekiç güç kullanılmış ise, bu kere de ABD, DEAŞ’ı ve PYD’yi kullanıyor.

Malum olduğu gibi geçtiğimiz günlerde Barzani ABD’ye çağırıldı ve ona bağımsız Kürt devleti sözü verildi. Neye karşılık?

Bölgenin yeniden İsrail ve Amerikan çıkarlarına göre dizayn edilmesine karşılık!

Barzani’nin bu teklifi kabul etmemek gibi bir lüksü yoktur. Bunun bölge halkları açısından nasıl bir sıkıntı olduğunu elbette biliyor. Yani Kürtler istemese de bağımsız bir biberon devlet kurulacak. Bağımsızlık fikri, Barzani’ye bile sürpriz geldi amma ne yapsın kabul etmek zorundaydı. Zaten açıklamada kullandığı dil, biz istemesek de bu olacak türündeydi.

Kürtlerin de bağımsız bir devletlerinin olması fikri her kürde hoş gelebilir ama henüz onların böyle bir planı yok. Fakat İsrail ve Amerika bu konuda aceleci… Bir an önce planın gerçekleşmesini istiyorlar. İngiltere de insiyatifin dışında kalmamak için alelacele bir karar aldı ve Bağımsız Kürt devletinin kurulması için düğmeye bastı. Çünkü ABD İsrail’in maksada iyice yaklaştığını görüyor.

Bilindiği gibi önce Irak halledildi. Kürt devletinin içine sokulacak bölgeler belirlendi. 36. Paralelin üzerinde kalan bölgeler… Buralar uçuşa yasak bölge ilan edildi ve olası bir Türk müdahalesine fırsat vermemek için de içerde sınırlarımızın içinde PKK ile dışarda ise Çekiç Güç ile Türkiye bölgeden uzak tutuldu.

Şimdi aynı taktik Suriye’de gerçekleştiriliyor. Suriye’nin kuzeyinde Akdeniz’e ulaşacak bir koridor oluşturuyorlar. Suriye’de çekiç gücün vazifesini DEAŞ’a yaptırıyorlar… Bölgenin kontrolünü ise el altından PYD’ye vermişler.

Şu anda Kuzey Suriye’de yaşanan çatışmalar, dünyanın en ön cephesi. Yani dünyanın tek sorunu Kobani! Suriye’nin tamamı bir yana Kobani bir yana. Kobani, kasıtlı olarak sembolü haline getirildi. Dünyanın ilgisi bölgeden kesilir kesilmez hemen DEAŞA emir veriyorlar. DEAŞ birkaç bomba atıyor dünyanın dikkati yeniden bölgeye çekiliyor. Şu anda dünyanın tek meselesi, Suriye’nin kuzeyinin açılıp Akdeniz’e kadar uzanan bir koridorun PYD’nin kontrolüne bırakılması meselesi. Daha doğrusu Bağımsız Kürt devletinin topraklarına katılacak alan belirleniyor.

Sıra sonra Türkiye’ye gelecek. Türkiye şimdilik kırmızı öküz! Sıranın kendisine gelmeyeceğini sanıyor. Boz öküzün (Irak’ın) parçalanmasını seyretti, şimdi Sarı öküzün (Suriye) parçalanmasını izliyor çaresizce… Sıra kendisine geldiğinde uyanır mı ve bu uyanma işe yarar mı bilmiyorum.

HDP’in seçimde tulum çıkardığı illerin tamamı kürtlere verilmeyecek. Bir kısmı Ermenistan’a devredilecek. Van ve yukarısı Kürt bölgesi değil zaten. O bölgeler kadim zamanlarda Ermeni bölgeleri.  Kürtlere verilecek bölgeler Türkmenlere ait bölgeler olacak tıpkı Irak’ta olduğu gibi.

Erbil, 1913 salnamesine göre nüfusunun yüzde 85’i Türkmen’di. Keza Diyarbakır. Şimdi bu ikisi Kürtlere başkent yapılmış. Tarihi Türkmen şehirleri olan Musul ve Kerkük de artık Kürt şehirleri. Hala orada Türkmenlerin yaşıyor olması bir anlam ifade etmiyor. Bir kere tüm nüfus ve tapu kayıtları yandığı için bölgenin kime ait olduğunun resmiyette bir değeri yok artık. Suriye’de de Türkmen bölgeleri Kürtlere veriliyor.

Aynı şey Türkiye’de de yapılacak. Gaziantep bölgenin direnebilecek tek şehriydi. Fakat AK Parti’nin yanlış iskân politikalarıyla hem dâhili göçle hem Suriye’den getirilen nüfus ile Gaziantep’in de demografik yapısı hayli değiştirildi. Tam bir Türkmen şehri olan Gaziantep’te de şehrin birçok STK’ların başkanları artık Kürtlerden oluşuyor. Gaziantep bölgesindeki operasyon tamamlandığında Toroslar kuzey, Amanoslar doğu sınırını teşkil edecek şekilde Kürtlere bırakılacak. Akdeniz’e varmak için doğal engel olan Amanoslar şimdi 22 kilometrelik bir tünel ile deliniyor ve İskenderun ile Gaziantep arası 1 saate inecek. İskenderun ikinci bir Kürt limanı olarak bölgeye katılacak! Irak’ın petrolleri de İsrail ve Amerika enerji koridoru haline getirilecek kuzey Suriye hattından Akdeniz’e ulaştırılacak…

Amerika, bu planını bölgedeki tüm halkların çıkarına rağmen yapmaya çalışıyor. Bu koridor esasında ne Türkiye’nin işine geliyor, ne Suriye’nin ve ne de İranlı’nın. Mamafih yapılanlar Kürtler için de değil. Onlar gördükleri yardım münasebetiyle işin bekçisi olacaklar. Araplar, kendi petrollerinden ne kadar yararlanabiliyorlarsa Kürtlere de o kadar pay verirler…

Türkiye’nin bölgeye müdahale imkânı, “İŞİD’e yardım ediyorsun” kara propagandası ile durduruldu. MİT tırları dahi o yüzden deşifre edildi. Türkiye şimdi en ufak bir hamle yaptığında hemen önüne “sen İŞİD’e yardım ediyorsun yaygarası” konuyor. Bunun için de Türk basını kullanılıyor. Şimdi Türkiye altının nasıl oyulduğunu izliyor ama müdahale edemiyor.

Türkiye Suriye’ye Elini Uzatmalı

Türkiye’nin kendisini bu cendereden kurtarması gerekir. Kınanmayı göze alarak, kendisi için kurulan şu tuzağı bozmak için gerekirse Esed ile iş birliğine gitmeli. Türkiye Suriye ile ilişkilerini derhal düzeltmelidir. Bunu Ak Parti yapamaz. Ama asker ve devlet yani hariciye bürokratları üzerinden bu yapabilir. MİT eğer Türkiye’nin çıkarını önceleyen bir örgüt ise –ki öyle biliyoruz- o da bu işi üstlenebilir. PKK ile işbirliği yapmaktan daha ağır bir iş olmaz sanırım.

Diplomasi, genel çıkara bakar. Nasıl ki bir zamanlar, eli kanlı katil dediğimiz Öcalan ile Türkiye şu anda kanın durdurulması için görüşmeler yapabiliyor pekâlâ Beşşar Esed ile de görüşülebilir. Esed, binlerce sivil insanın ölümüne sebep olmuş olabilir. Ama şu anda çok daha ağır ve yıkıcı bir plan ile karşı karşıya bulunduğumuza göre, Esed ile eski husumetleri bir kenara bırakmak gerekir. Harici düşman varken içerdeki husumetlere bakılmaz. Esed’in cezalandırılması gerektiğini hepimiz yazdık çizdik. Ama şimdi ondan çok daha büyük bir sorun var önümüzde. Ayılar bal kovanlarına saldırdığında nasıl çoluk çocuk kadın herkes yardım eder aynı şekilde… Şu anda bölge halklarının aralarındaki husumetleri bir yana bırakıp Amerikan ayısının kovanlarımızı çalma girişimini durdurmaları gerekir.

Esed bu işbirliğine yanaşır mı? Bence evet! Suriye’nin toprak bütünlüğünü kabul edecek bir Türkiye pekâlâ Esed ile anlaşır. Suriye’nin toprak bütünlüğü hepimizin menfaatinedir. Hem Esed, Türkiye’ye ne kadar yakın durabileceğini sadece bundan beş sene önce görmüştük. Biz yılana bakarken bölgeyi ejderha yutuyor… Bizi Esed’e baktırıyorlar ama arkadan kendileri geleceğimizi yok ediyorlar.

Türkiye uyuyor. Yanı başında bir biberon devlet inşa ediliyor ama o seyrediyor. (Haa..  Şunu hemen izah edeyim. Derdim Kürtlerin bir devletinin olup olmaması değil. Bunun kimin amacına hizmet ettiğine ve kimler eliyle yapıldığına bakıyorum. İsrail’in ve Amerika’nın kurduğu bir devlet ne Kürtlere hizmet eder ne İslam’a!)  İçerde birbirimizi yiyoruz. Partiler iktidar kavgasında. O diyor “ben şununla koalisyon yapmam”, bu diyor “benim kırmızı çizgilerim ver” ama ülke helake doğru gidiyor.

Hâlbuki seçim sonuçlarıyla kader bize net bir tavır koydu: “Birlik olun beraber olun!”

Kader dedi ki “kimsenin kimseye üstünlüğü yok. İşbirliğine mecbursunuz!” MHP ile HDP’nin aynı milletvekili çıkarmaları, AK Parti’nin hükümet olmak için diğer partilere muhtaç kalması, en az üç eğilim bir araya gelmeden bir hükümetin kurulamıyor olması kaderin ince bir remzidir ki bizi beraber ve birlikte hareket etmeye zorluyor.

Bunu görmemiz lazım. Ben isterim böyle olsun, sen istersin şöyle olsun. Ama kader hükmünü ve “Hayır, ne senin dediğin olacak ne ötekinin. Siz birbirinize muhtaçsınız ve birlikte hareket ereceksiniz” dedi. Yapmamız gereken bu şimdi!

HDP ile MHP’nin eşit milletvekilleri çıkarmaları da ince bir remiz. Türklere ve Kürtlere diyor ki kader “ikiniz birlikte iyi bir adam ediyorsunuz!”  bunu da görmek lazım.

Sonuç olarak Türkiye’nin içindeki kavgaları bir an önce kenara bırakıp hariçte olup bitenlere bakması gerekir. Bölgede yakılan ateşi söndürmek için Türkiye Suriye ile iş birliğine gitmeli…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir