Türkiye’ye Yeni Başkent Gerekli!

YENİ BİR MEDENİYET YENİ BİR BAŞKENT!

Türkiye yeni bir vaatler ve düşler vadisine doğru hızla sürükleniyor.

Seçim geliyor çünkü!

Partiler, kendilerini millete şirin göstermek için –ki vaat ettiklerinin en az yüzde 95’i hayal hanesinde kalacak- müthiş bir yarış içindeler. Ben de demokrasinin bir tek bu tarafını seviyorum. Dört yılda bir de olsa bizim de fikrimizi sormaya mecbur kalıyorlar ya… İşte ona bayılıyorum.

Ne ise görüyorsunuz her parti yavaş yavaş eteklerindekini dökmeye başladı. Hangi parti hangi ipi yılana dönüştürerek büyüklüğünü ispat edecek göreceğiz. Sonunda ‘Musa’ın Asası’ çıkıp o ipleri yutar mı yutmaz mı bilemem ama bu dönemde iki partinin vaat ve tutumları daha sahici geldi bana.

Birincisi BDP, ikincisi Ak Parti. Gerçi CHP’de de halka doğru bir yakınlaşma, samimi davranma deneyimi seziliyor. Fakat CHP, geçmişte, özellikle de inançlar ve toplumsal talepler konusunda milleti ürküttüğü için ekseriyet, onun vaatlerini sahici bulmuyor. Hele temel gıdaları karneye bağlamış bir anlayıştan gelip sonra da insanlara refah toplumundan söz etmeleri inandırıcı gelmiyor. Tıpkı sosyalistliklerinde ve demokratlıklarında sahici olmadıkları gibi…

Bu CHP algısı, benim saplantılarımdan biri da olabilir. Çünkü o partiden millete hayır gelmeyeceğine dair bir inancım var. Siz buna ‘engram’ da diyebilirsiniz. Haa, ‘diğer partiler CHP kadar bile demokrat değildir’ diyenler çıkarsa, hakikaten onlara da itiraz edebilecek halim yok.

Esasında Türkiye Cumhuriyeti devleti, ta kuruluşundan itibaren, ‘müteharrik bi’n-nefs’ olmadığı için, ondaki birçok şey ‘sanki’dir. Cumhuriyet anlayışı ‘sanki’dir, demokrasi anlayışı ‘sanki’dir, devlet anlayışı hatta millet anlayışı ‘sanki’dir. Zaten o yüzden değil midir ki ‘Ne mutlu Türküm diyene’ kaziye olmuş. Türk olan, Türklüğünden şüphesi bulunmayan niye öykünsün ki Türk olmaya! Görüyorsunuz, o kavram bile ‘sanki’dir.

Dolayısıyla partilerimiz de sankidir. Daha önce yazdığım gibi partilerin bir manası yok. İşte bakın, BDP’liler her yerde bağımsız giriyorlar ve kazanıp geldikten sonra ‘biz BDP’liyiz’ diyorlar.

Maksadım eleştirmek değil. Hatta bu seçimlerdeki tutumları hoşuma bile gitti. Çünkü bu seçimler öncesinde BDP’nin arka planında muhit bir aklın çalışmaya başladığını, şahsen hissetmeye başladım. Sanırım Kürt liderler de bu ülkeyi parçalamanın pragmatik bir değeri olmadığını kavramaya başlamışlar. İnşallah bu trend böyle devam eder de Bediuzzaman’ın ifadesi ile ‘ikisi bir kamil adam eder’ dediği Türk ve Kürt kardeşler birebirinden ayrılmaz. Ve gelmekte olan İslam’ın ‘Asya Medeniyeti projesi’ akim kalmaz…

İşte tam bu çerçeveden, ikinci olarak, Ak Parti’nin seçim beyannamesinde yer alan bir iki hususa temas etmek ve Ak Partilileri, o projelerin takipçisi olmaya davet etmek istedim.

Başbakanın açıkladıkları, hayalde kalmazsa eğer, denilebilir ki, ’istikbalin şekillendirilmesi’ açısından AK Parti’de, geleceği iyi tahmin eden zekâlar oluşmaya başlamış. Bu proje kimin eseriyse, onda ulus bilinci de tarih bilinci de oturmuş. Bunu başbakan düşünmüşse başbakanı; başkası düşünüp başbakan da onu benimsemiş ise her ikisini de tebrik etmek lazım. Çünkü yeniden ayağa kalkmak için tam da böyle; temel paradigmalardan ta üst çatıya kadar, tam geniş bir değişime ve değişikliğe ihtiyacı vardı hem ümmetin, hem milletin.

İstanbul’da iki şehrin kurulması bir pansumandır. Fakat yeniden bir ulusal planlama yapmak, Anadolu’da yeni şehirler tasarlamak, Anadolu sathının nüfus, iş ve aş dağılımı açısından yeniden düzenlenmesini tasarlamak; tamamen coğrafyanın belirlediği şehirlerden, coğrafyanın akılcı yaklaşımlarla tasarlandığı cazibe alanları inşa etmek çok daha mühimdir. Mesela Cumhuriyet Ankara’sı böyle bir yeniden inşa projedir ve başarılı da olmuştur.

İşte sözü tam da buraya getirecektim. Başbakan madem ki böyle muazzam bir hayır için irade gösteriyor, bir ileri adım daha atarak, bütün, fıtri, beşerî ve ezoterik işaretlerin istikbalde kurulacağını haber verdiği o haşmetli İslam medeniyetinin merkezini belirleme konusunda da bir adım atsın!

İslam medeniyetini yeniden ayağa kaldırmayı ancak öyle deneyebiliriz çünkü.

Bakın eğer, Kuran, hiçbir medeniyet tortusu taşımayan Mekke’de değil de Kudüs veya Şam’da nazil olsaydı, emin olabilirsiniz ki, tıpkı Tevrat ve İncil ayetleri gibi, çoğu Kuran ayetleri de daha baştan itibaren ‘ülfet’ perdesi altında kalarak anlaşılmazlığa mahkûm olacaktı. Cenab-ı Hakkın sayısız hikmetlerinden biri de odur ki, Kuran’ı, şirkten başka saplantıları olmayan cahil bir kavmin üstüne indirerek –en azından başlangıçta- ayetlerin manalarının bulanmasına/kirlenmesine/örtülmesine fırsat vermedi. Nitekim daha sonra değişik kültürlerin İslam’a girmesiyle Kuran’ın manalarının büyük bir kısmı, ‘maslahat sıvası’ altında kaybolup gitti…

Aynı şekilde, eğer Mustafa Kemal, İstanbul’un başkent kalmasında ısrar etseydi cumhuriyet bu kadar bile muvaffak olamazdı. Ve keza, Osmanlı zihnini Bursa’nın merkez olmasından kurtaramasaydı imparatorluk olamazdı.

Bu açıdan yeni bir medeniyet kurmak niyetimiz varsa, başkenti de değiştirmek zorundayız. Benim önerim, -ki sanıyorum bu projeyi tasarlayanların zihninde öyle bir mihver belirleme çabası vardır- yeni bir başkent de tasarlanması şeklindedir… Çünkü eğer yeni bir medeniyet kurulacaksa yeni bir mekan ve başlangıca ihtiyaç var. Ankara’da kalarak, Ankara’nın temsil ettiği zihni kodları koruyarak –ki o Batı’nın ve Batılı anlayışın sultasından ibarettir- muhafaza ederek yeni bir başlangıç yamamazsınız.

İstanbul, misyonunu tamamladığı için yerini Ankara’ya bıraktı. Sonunda Ankara, Müştak Baba’nın kerametini tazhîr ederek görevini yaptı, ‘İstanbul ile hemser’ oldu. Ankara, cumhuriyet anlayışının ve ondaki manaların topluma kazandırılması projesi idi. Eksikli de olsa bunu başardı. Nitekim millet cumhuriyetin ne büyük nimet olduğunu kavramaya başladı. Vazifesini yaptı Ankara.

Nasıl ki Bizans’tan tevarüs ettiğimiz İstanbul’un işgal edilmesiyle saltanat çağını kapattık, İstanbul bir tarihî kent haline geldi.  Ankara’yı da ‘batının yedeğindeki ülke’ misyonunun bir hatırası olarak bırakmalıyız. Çünkü bu Ankara ile  ‘İslam ittihadı’ denilen Müslüman halkların kardeşliğini esas alan İslam Toplumları Birliği’ini sağlayamayız. Ankara, ulus devlet inşası projesinin bir ürünüdür. Evrensel ve cihan şümul olamaz, olamıyor.

Dolayısıyla Ankara da tıpkı İstanbul gibi vazifesini tamamladı. Şimdi yeni bir maksat ve hedef için; Anadolu’yu yeniden inşa edecek bir medeniyet anlayışı için siyasilerin yeni bir başkent düşünmeleri zamanıdır. Yeni bir medeniyete giriş için en kestirme yollardan biridir başkent değişikliği!

Onun yeri kesinlikle Ankara’nın ötesidir. Hatta diyebilirim ki Yavuz Sultan Selim veya Alparslan gibi düşünmek, Anadolu’ya doğu ucundan girip, başta İstanbul olmak üzere Ankara’yı da İzmir’i de yeniden fethetmek gerekiyor. Zaten İstanbul’un en az üç kere fethedileceği bilinmektedir…

Bunun yeri Van değildir. Van eski bir Ermeni şehri olduğu için sembol olarak farklı çağrışımlara yol açabilir. (Mamafih, Asya medeniyeti projesi çerçevesinde Müslüman halkların dostluk elini uzatmaları gereken ilk kavim Ermenilerdir. Onları yeniden sistemin içine almak zorundayız.)

Diyarbakır da olamaz. Çünkü başkent olarak Diyarbakır’ı seçmek, zulmün ve kargaşanın teşdîd edeceğine işaret eder. Urfa ve Erzurum da olmaz. Urfa İslam öncesi medeniyetlerin; Azer’in kentidir, Erzurum ise Rum’un.

Benim aklımdan geçen yer Ahlat! Ahlat hem Emevi zulmünden kaçıp Anadolu’ya sığınan Evlad-ı Resul’ün sığındıkları ilk yerdir, hem Anadolu’ya ilk gelen Türklerin yurt edindiği yerlerden biridir. Yeni bir medeniyetin beşiği olmaya layık bir geçmişi ve geleceğe taşıyacak bir ruhu vardır.

Ha orası çok doğudur diyenlere bir diğer önerim de Sivas!  Onun da cumhuriyetin birlik ruhunu temsil etmesi açısından bir önceliği olabilir! Zaten Erzurum Kongresinde de başkent olarak önerilmişti!

Tabii ki bir hayaldir benimkisi!

Zaten önce hayaller vardır bilirsiniz. Ben de hayal kuruyorum. Orada bir başkent var etmek ve oradan harekete geçerek yeniden Anadolu’yu kurgulamak! Tıpkı Horasan erlerinin yaptığı gibi…

Bediuzzaman’ın da düşü gerçekleşmiş olur, Türk milletinin de. Orada -tıpkı ODTÜ  ve Boğaziçi Üniversitelerinde İngilizcenin öğretim dili olduğu gibi-  Arapçanın temel öğretim dili olduğu; tarih, coğrafya gibi dalların kendi dillerinde okutulduğu, Türkçenin yanında Kürtçe ve benzeri lisanlarda da kürsülerin bulunduğu fakülteler kurmak gerekir.

Nasıl ki şu anılan üniversiteler batı medeniyeti mantalitesinde insan var etme projesi idiler, o üniversite ve fakülteler dahi, Asya medeniyetini yeniden var edecek insan tipini yetiştirme ocakları olmalıdır.

Böylece bütün âleme de göstermiş oluruz ki, biz ne o bölgeden ne de Kürt kardeşlerimizden vazgeçeceğiz. Ve tabii İslam kardeşliğinden… Nasıl ki Batı medeniyeti çerçevesinde ihraz ettiğimiz cumhuriyet, demokrasi ve benzeri yönetimsel kavramlar ve insan eksenli uygulamalardan vazgeçmeyeceksek…

İkincisi; eğer bu millet yeni bir çıkış yapacaksa -ki yapmak zorundadır. Eğer yapmazsa oyun kuruculuktan oyuncak olmaya düşer ki o zaman da büyük İsrail devletinin kuzey tampon bölgesi olma rolünden başka bize bir şey kalmaz. Nasıl ki yüz yıldır, batının doğuya ve kuzeye karşı tampon bölgesi idiysek- o zaman yeni bir sıçrama tahtasına veya yayını yeterince çekebilmek için bir arka alana ihtiyaç vardır ki o da Ahlât ve civarına başkenti taşımaktır.

Bu hamle, belki yeniden Süleyman Şah, Alparslan ve Yavuz Sultan Selim’in ruhunun millete katılmasını da sağlar. Bilirsiniz, Türklerle Kürtler arasında kalıcı barışın mimarı Yavuz Sultan Selim’dir. Hatta o yüzden birkaç yerde Bediuzzaman o muahedeye dikkat çekerek, Kürtlerin hala o biat üzere sabit kadem olduklarını ama cumhuriyeti kuranların,  milli devlet projesi ile o muahedeyi bozmaya kalkıştıklarını iddia eder.

Dolayısıyla, yeni bir başkent tasarımı Türkiye Cumhuriyeti’ne yeni bir soluk bile aldırabilir ve topluma, yeni bir kaynaşma ruhu katabilir.

Ve o zaman da Horasan erlerinin Anadolu’daki temsilcilerinden biri olan Hacı Bektaş Veli’nin ifade ettiği gibi Anadolu’da yeniden “Birlik, dirlik ve irilik” sağlanmış olur.

Eğer bunu yapmazsak, belki en fazla beş on yıl daha Batı’nın stepnesi bir ülke olarak kalır sonra da Anadolu’nun yutup yok ettiği kavimlerden biri olarak tarihteki yerimizi alırız.


Bu arada birileri, Kürtleri sokağa dökmek için plan mı yapıyor ne? Acaba şu vetolardan maksat nedir. Bunda kimin parmağı var? Gelişmelerin ardındaki niyet ortaya çıkarılıp açıklamalı ve yapanların maksadını ifşa edilmeli… (MAB)

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir