Yeni Mezopotamya Nasıl Şekillenecek?

Mezopotamya…

Bugünkü insanlık medeniyetinin “ana rahmi”!

Fakat tedirgin, kanlı ve sancılı…

Bu sancılar yeni bir doğum sancısı mı yoksa döl tutmamış bir katılımın atıklarından kurtulma mıdır bilemiyorum… Bunu önümüzdeki iki üç yıl gösterecek. Ve maalesef bu kan ve kırımlar sayısız kere bu coğrafyada tekrar edip durmuştur…  İnsan kanı hiçbir coğrafyada buradaki kadar telef olmamış, hiçbir coğrafyada buradaki kadar derin acılar yaşanmamıştır.

Evet, bu coğrafya insanlığın ana rahmidir. Buradaki acılar her daim tüm insanlığın müşterek acısı olma vasfını haiz olmuştur. Zira bu bölge insanlık bilinçaltının da müşterek coğrafyasıdır. Hangi kriter esas alınırsa alınsın insanlığın tüm psikolojik ve parapsikolojik etkenleri, burada yaşadıkları dönemlerde bilinçaltına kaydedilmiştir. Nitekim hangi coğrafyada yaşıyor olursa olsun, liderler, aydınlar ve insanlar Mezopotamya ile ilgili sorunlara kayıtsız kalamamaktadırlar. Siz bunu ister enerji kaynaklarına bağlayın ister başka sebeplere. Ben bunu müşterek ana rahimden gelmiş olmanın kan bağı olarak değerlendiriyorum.

Terapilerde kişiyi psikolojik sorunlarından kurtarmak isteyen  terapistler, genellikle danışanlarının çocukluk dönemine inmeye çalışırlar. Böylece halihazırda yaşanan travmanın çözülebileceğine inanılır.  Aynen onun gibi, insanlığın birçok problemlerinin kökleri ve kökenleri burada yattığı için bu coğrafyadaki acılar, herkesi ilgilendirmektedir. Nerede bir medeniyet kurulmuş olurlarsa olsun, kökleri, kökenleri bu coğrafyaya uzanır.

Üstelik Mezopotamya, ayrıca medeniyetlere beşiklik etmiştir. Esasında Nuh tufanından sonra, insanlık yeni dönemin medeniyet yerleşimlerini burada gerçekleştirir. Kayıtlara geçmiş ilk devlet olan Sümerler burada kurulmuştur. Ve keza uzun müddet insanlık tarihi buradaki kavimlerin birbiriyle olan savaşlarından ibaret kalmıştır.

Sümerleri  Akadlar takip etmiş;  Akadları Urlar ve onları da Asurlular ve Babilliler takip etmiştir…

Sümerler, büyük İhtimalle Hami ırkındandır. Yani Hz. Nuh’un ikinci oğlu Ham soyundan gelirler. Ham’ın ve Sam’ın çocukları uzun bir müddet aynı coğrafyada; Mezopotamya’da birlikte yaşadılar ve başlangıçtaki tüm savaşlar o ikisi arasındaydı. Devlet denilen ilk yapıyı de Hamiler kurdular.

Yafes’in çocukları –ki onlar, Hamiler ve Samiler tarafından Nuh’un çocukları diye anıldılar- erken dönemde, Tevrat’ta da ifade edildiği gibi babaları Nuh’un tavsiyesine uyarak Asya’nın uzak ve geniş düzlüklerine gittiler.  (Sam’ın Allah’ı Rab ona mübarek olsun. Ve Kenan (Ham’ın soyundan gelecekler) ona kul olsun. Allah Yafet’e genişlik versin. Ve Sam’ın çadırlarında –nitekim hep öyle olmuştur- otursun Ve Kenan dahi ona kul olsun. Tekvin, 9. Bab, 26-29)

***

İnsanlığın Mezopotamya’dan önceki yurdu Madagaskar adası ve civarı idi. Bekke vadisinde, bugün Kabe diye andığımız yapı yine vardı.  Ve yine insanlığın kıblesi orası idi…

Nuh tufanı ile o bölgeler önce sular ve ardından da kum denizi altında kalınca insanlık, Nuh (as)’ın gemisinin istiva ettiği Cudi dağınıncivarında yeniden ve yeni baştan neşv u nema etmeye başladı. O yüzden de Nuh (as), ‘ İkinci Adem’ diye anılır. Hz. İbrahim’in Hurri kralı Nimrut tarafından ateşe atılmasına kadar geçen 5-6 bin yıllık -Nuh tufanının yaklaşık 10 bin 500 yıl önce gerçekleştiği tahmin ediliyor- dönemde bugünkü Kudüs ve Mekke’nin üstlendiği işlevi Urfa (birçok kere isim değiştirmiştir) üstlenmişti.

Nuh tufanı ile birlikte yeryüzünde inşa edilen ilk mabet (Ali İmran, 96) ve ziyaretgâh olan Kabe de kumlar altında kaldı. Esasında İbrahim’in ateşe atılıp sonunda da Urfa’dan ayrılmasına izin verilmesinin hikmetlerinden biri de Kabe’nin yeniden bulunup insanlığın hizmetine sunulmasıdır.

Hz. İbrahim Urfa’dan ayrıldıktan sonra birçok yerlerde bulunmuş, kendisine inanmış olan amcasının oğlu Lut (as) ile birlikte Suriye bölgesine gelmişler, orada daha sonra Halep diye anılacak şehrin kurulmasına öncülük etmişlerdir.

Esasında Hz. İbrahim yerleşmek için birçok yeri yoklamıştır. Mısır da bunlardan biridir. Fakat Cenab-ı Hakk’ın muradı farklı olduğu için, o Kenan diyarında kalmayı yeğlemiştir. Mısır ziyareti onlara Hacer validemizi kazandırmıştır. İlk karısı Sarah’tan çocukları olmayınca, Saray –Sarah, Firavun sarayına götürüldükten sonra Saray diye anılmıştır Tevrat’ta– , Firavun’un kendisine hediye ettiği cariyesi Hacer’i, -belki zürriyeti onunla devam eder umuduyla-  kocası Hz. İbrahim’e nikahlamıştır.

Hz. İbrahim’in Urfa’yı yani Mezopotamya’yı terk etmesiyle birlikte, hikmet ve bereket de buraları terk etmiştir. Allah’ın nurunun asıl sahibine (Hz. Muhammed (as))ulaşması amacıyla Hz. İbrahim ile beraber aslî vatanına yönelmiştir. İlk karar kıldığı yer işte Filistin topraklarıdır ki bu yerleşim, insanlığa çevresi bereketli kılınan Kudüs’ü kazandırmıştır. Kudüs, Hz. İbrahim’in İshak (as) soyundan gelen –Bilindiği gibi Hacer validemizin hamile kalıp İsmail’i doğurmasından sonra, Saray da mucizevî bir şekilde İshak’ı doğurmuş ve sonra da Hz İbrahim’i, Hz. Muhammed’in nurunu yüklenmiş olan Hacer validemizi terk etmeye zorlamıştır. Nitekim Hz. İbrahim de Cebrail’in sevki ve rehberliği ile onu 1,5 yaşındaki oğlu İsmail ile birlikte Kabe’nin temellerinin bulunduğu Bekke vadisine getirip bırakmıştır- İbranilerin merkezi olmuştur.

Hacer’in çocukları ise Bekke vadisi dediğimiz alanda çoğalarak hayat süren ve Hz. Peygamberin de soyu olan Kureyş kavmidir.

Böylece Hz. İbrahim ile birlikte medeniyet inşa eden ruh da coğrafya değiştirmiştir. Nitekim bugünkü medeniyetlerin –İslam ve Batı medeniyetleri- beşiği Doğu Akdeniz dediğimiz coğrafyadır.  Bu dönemde Kudüs insanlığın merkezi ve kıblesi konumuna yükselmiş; insanlık, hayata yön verecek ilhamların ekseriyetini bu coğrafyada çıkmış nebiler ve resuller vasıtasıyla edinmiştir. O yüzden de Kudüs, Mekkekaynaklı İslam medeniyetinin nüfuz alanı içine girdikten sonra da gücünü ve etkisini muhafaza etmiştir. Tıpkı Mezopotamya’nın, medeniyet üretme kabiliyetini Doğu Akdeniz’e kaptırmasından sonra da etkisini muhafaza ettiği gibi… Mezopotamya İslamiyetin ortaya çıkışına kadar, medeniyetin beşiği olma öncülüğünü sürdürmüş. Hatta İslam medeniyeti bile Mekke’den çıkmış olmasına rağmen asıl meyvelerini Mezopotamya sahasında ve çevresinde vermiştir. Abbasiler, Samanoğulları, Büveyhoğuları, Karahanlılar, Selçuklular gibi İslam medeniyetinin kurucu ve sürdürücüleri olan toplumların bir ayağı hep Mezopotamya’da olmuştur. Fakat İslam medeniyetinin parlaklığını yitirmesiyle birlikte Mezopotamya da doğurganlık kabiliyetini azaltmıştır.

Fakat şimdi görüyoruz ki Mezopotamya yeniden ve yeni bir devinim içindedir.

Bu devinim, Saddam’ın, İslamiyet ile yetinmeyip –Tıpkı Atatürk’ün Hitit ile Şah’ın paganist Persler ile akrabalık iddia etmesi gibi-  kendisini, -kader bazında İsrailoğullarına bedel ödemesi takdir edilmiş-  Babil ile ilintilendirmesiyle başlamıştır. O günleri yaşayanların hatırlayacağı gibi 1978 yılında Babil harabeleri üzerinde yaptığı bir konuşmasında “Bizim kökenimiz 2 bin beş yüz yıl önceye ulaşır. Biz Babilin torunlarıyız…” demişti.

Bilindiği gibi Hz. Davud’un kurduğu İsrail devleti, Hz. Süleyman’dan hemen sonra parçalanma sürecine girmiş ve daha sonra sürekli birbiriyle savaşan peygamberleri öldüren iki ayrı devlete bölünmüştü. Bunlardan kuzeyde olan ve Mescid’i de barındıran İsrail’i; bir güney Mezopotamya devleti olan Babilliler (Nebukadnezar) yıktı, yaktı. Yehuda’yı ise kuzey Mezopotamya ülkesi olan Ninovalılar yıktılar. Böylece ekseriyeti muzır haşeratlara dönüşen İsrail kavmini Cenab-ı Hak, zillet ve meskeneti tatsınlar ve yıkılmayı hak etmiş kavimleri ifsat edip bozsunlar diye diğer kavimlerin içine saldı (Yeremya 22;24-)- Kuran, İsra suresinde bu hadiseleri hatırlattıktan sonra İsrailoğullarına, devletlerini yıkanlara karşı bir rövanş hakkı verileceğini haber verir. (isra, 6).

İşte Saddam’ın ahmaklığı ile birlikte Mezopotamya halklarının bedel ödeme dönemi başladı ve 1990’dan beridir orada kan ve gözyaşı eksik değil. Nebukadnezar’a özenen Saddam, onun ödemesi gereken hesabı hemen hemen tam da mevsiminde -Çünkü Nebukadnezar 2600 yıl önce bir Mart ayında İsrail’i yıktı, Bağdat da Mayıs’ta düştü- ödedi.

Böylece mukadder olan gerçekleşti. Mezopotamya, ateşe atarak kendinden uzaklaştırdığı bir nebinin çocukları tarafından kurulan devleti de yakıp yıkmıştı… Şimdi ise İsrail, ta uzaklardan gelen çocuklarının da desteği ile tüm Mezopotamya’dan intikam alıyordu. Mezopotamya havzası yerle bir edilmiş, o dönemin tüm İsrail halkı kadar insan bir tek savaşla öldürülmüştü.

Mezopotamyalıların tüm imkânları ellerinden alındı ve her şeyleri yakılıp yıkıldı. Mamafih Yahudiler Babil ve Ninova’yı yıkarak az buçuk intikamlarını almışlardı ama şimdi kelimenin tam anlamıyla Yeremya’daki yemin tahakkuk etmişti: Rövanş alınmıştı!

Evet artık denilebilir ki Mezopotamya kader bazında ödeyeceği bedeli ödemiş oldu. Ne yaptığını bilmeyen bir lider yüzünden tüm Mezopotamya halkı  büyük acılar çekti. Buna karşılık da İsrail’in artık kelimenin tam anlamıyla barış yolunu seçmesi gerekiyor.  Eğer o bu barış yolunu seçmezse –ki öyle görünüyor- bu sefer onun bedel ödemesi ve bir kere daha Kudüs’ten çıkarılması gündeme gelecek!

Peki bunu kim yapacak?

İşte bu açıdan Mezopotamya’da yaşanan olaylar çok mühim!

Bu gidişat ikinci İsrail hükümranlığını (bugünkü İsrail’i) yerle bir edeceği haber verilen ‘Çağdaş Aşur’ krallığının ortaya çıkmasıyla sonuçlanacak yoksa İsrail olayları hadiseleri vaktinden önceye çekerek istikbaldeki hasmını bertaraf mı edecek göreceğiz. Tevrat’ta, -özellikle  Yeremya ve İşaya bölümlerinde- İsrail’e yıkım getirecek felaketin  Aşur kralı eliyle Kuzey’den geleceği haber verilir. Aşur, (Asur) topraklarının büyük kısmı Türkiye devleti sınırları içinde kalan eski bir medeniyet. Fakat Tevrat’taki anlatımlardan Aşur ‘un Anadolu olduğu anlaşılıyor. Hatta bazı Tevrat yorumcularına göre, doğrudan Türk kelimesine vurgu yapıldığı söylenir ama ben böyle bir şeye rastlamadım.  Sonuç olarak barış yolunu terk ettiği takdirde İsrail’in başına felaket geleceği bunun da Aşur kralı eliyle olacağı birkaç yerde zikredilir… Onun vakti de ikinci kere iktidarı elde etmiş olan (yani bugünkü) İsrail’in, Mezopotamya halklarından (yani Irak’tan) intikamlarını almasından sonradır. İsrail intikamını aldı ve bedel ödendi. Artık İsrail’in bundan sonraki her taşkınlığı kendi aleyhine dönecektir.

İşte, Irak’ta yani kadim Mezopotamya topraklarında yaşanmakta olan hadiselere bir de bu açıdan bakmamız gerekiyor. Orada 1990’dan –hatta İran-Irak savaşı bile daha sonraki olayların bir mukaddemesiydi- beri yaşananlar bir Kürt -Türk, Sünni -Şii çatışması değil Yahudi ırkının Babil ve Ninova’dan intikam alma savaşlarıydı. İntikamlarını aldılar.

Bugün Irak, üç beş parça olmuş. Daha ne kadar kan döküleceği de belli değil. Bu kavga nereye kadar varır, bu sancı ne zaman durulur veya insanlığın bu en kadim ana rahmi yeni bir doğum mu yoksa düşük mü yapar onu zaman gösterecek.

Fakat benim kanaatim yeni bir doğum gerçekleşeceği yönündedir. Dünyanın tüm güçleri, İsrail’in geleceğini garanti altına almak için dünyanın merkezindeki zembereği aşırı derecede kastılar. Zemberek her an boşalabilir. Kader onların arzu ettiği gibi tecelli ederse en geç 2014-15 yılına kadar Mezopotamya yeni bir doğum yapar. Ebe Amerika imiş gibi görünse de İsrail’dir. Doğacak çocuk, neseben ve haseben hem Türkiye, hem İran ve hem de Suriye’nin başını derde sokar. Böylece kardeşler arasında başlatılacak yeni bir miras kavgasıyla İslam Birliği bir kere daha ertelenecek. Planlan bu!

Tabii bunun gerçekleşmesi halinde,  hiç arzu etmesek de tıpkı 1915’te olduğu gibi yeni acılar, yeni tehcirler gündeme gelecek (Allah korusun)!

İslam ülkeleri el ele verip tohumu bu topraklara ait olmayan şu veledin Mezopotamya’nın rahminden temizlenmesine çalışmalılar. Şu plan, mutlaka akim bırakılmalı. Aksi takdirde, İslam halklarının dostluk ve beraberliği ertelendiği gibi, Müslümanlar daha uzun süre yabancı bayraklar altında bağımsızlarmış gibi hicret yaşamaya devam ederler!

Bir kere daha tekrar edeyim; ey millet bu ülkeyi 2016’ya kadar parçalatma. Zaten sonra kimsenin gücü yetmeyecek inşallah!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Yenikapı’nın Dili

Dün elhamdülillah Türkiye ayakta idi. Tek vücut tek yürek halinde varlığını ortaya koydu. Milletin kalbinin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir