AK Parti Kapatılırsa…

Türk ‘laikçiler’inin, mantıklarının nasıl çalıştığını bir türlü kavrayamadım.

Ayıptır söylemesi, bu Ak Parti’yi kapatma işi ciddi mi şaka mı anlayamıyorum. Hatta bu iş, ‘AK Parti’nin bir arkayı dolanma siyaseti mi acaba?’ diye merak ettim. (Malum Ak parti biraz da böyle büyütüldü…)

Kim bunlar, nasıl bir dünya görüşüne sahipler, neyin peşindeler, hakikaten merak ediyorum. Bu insanların kafasındaki demokrasiyi ve laiklik anlayışını cidden merak ediyorum. Böyle kafa yapısı, işletim sistemi böyle çalışan zihinler ‘nâdirat’tan olduğu için belki de korunmaya bile alınmalı.

Hatırlayın halkı Çevuşesku’yu nerede ise linç ederken bizim komünistler ‘Çevuşesku’nun intikamı alınacak’ diye slogan atıyorlardı…

Birkaç gün önce Engin Ardıç ‘Ankara Tavası’ başlığı ile ‘matrak’ sandığım bir yazı yazmıştı, Ankara ve Ankara’dakilerle ilgili. Meğerse matrak falan değilmiş. Bas bayağı bir haleti ruhiye tahlili imiş!

Ya, hakikaten bu insanlar uzayda mı yaşıyorlar. Yoksa Ankara’daki o abus görüntülü binalarda otura otura içlerine karalar mı çökmüş. Hiç mi o binalardan dışarı çıkmazlar. Kendilerini hala 1939-40’larda mı sanıyorlar. Hala ‘sultan geliyor’, ‘saltanatçılar altımızı kazıyor’, ‘hilafet dönüyor’ ‘irtica kapıda, ha geldi ha gelecek’ korkusu ile mi yaşıyorlar?

Vallahi yazık, billahi acıdım bu insanlara. Yani bu korku ile nasıl yaşıyorlar, nasıl yaşadılar bugüne kadar anlayamıyorum. Korku yüreklerini değil adeta hücrelerini kuşatmış. Nasıl bir karanlık içinde ve endişe içinde oturuyorlar ki her tıkırtıyı, her parıltıyı Dersu Uzala’nın ‘kaplanı’ sanıp hemen ateş ediyorlar… (O kaplan zaten yoktu ya, o da ayrı bir acı!)

Bu nasıl bir derin karanlık ki, eline meşale almış herkesi düşman sanıyor. Menderesi astılar olmadı, Demirel’i –ki o da artık panik dehşetinin tellalları arasında şimdi. Onun da durumu inceleme konusu, siyaset psikolojisi açısından sanırım- on kere gönderip getirdiler olmadı. Özal’ı ufaktan ufaktan hallettiler olmadı. Erbakan’ tükettiler yine olmadı. Bu nasıl bir korku böyle? Bu bir şizofreni! Belki de acilen Sefa Saygılı’ya; hayır hayır Nevzat Tarhan’a görünseler iyi olur. Nevzat hoca ne de olsa eski bir asker. Ona güvenirler.

Sahi Nevzat hoca bu halet-i ruhiye için ne düşünüyor?

Hakikaten birileri bu insanlara yardım etsin. Etraflarına bakmalarını sağlasın. Savaşın bittiğini, ‘irtica’(!)nın üzerinden yıllar geçtiğini söylesin Yoksa oturdukları o koltuklarda dünyanın ve hayatın farkına varmadan göçüp gidecekler…

Yazık! Eminim hala taş plaklardan 10. yıl marşını dinliyorlardır…

Bakın bahar geldi, ağaçlar çiçeğe durdu, her şeyin bedenine hayat, yenilik ve yeni umutlar yürüdü. Bedeninde hayat emaresi taşıyan her bir şey yeni bir format ve anlayışla yeni bir hayata gözlerin açarken, orada öylece deri bile değiştirmeden yıllarca yaşıyor olmak ne korkunç!

* * *

‘Bunlar son komünist kalıntılar’ desem, diyemiyorum. Çünkü Moskova’da, hatta Çin’de bile komünist falan kalmadı. Gidin bir dolaşın oraları, adamlar yeni hayatın ve anlayışların merkezi olmuşlar. Baştan sona kendilerini değiştirmişler. Onlar komünizmden kurtuldular ama biz Süfyanizmden kurtulamadık bir türlü. 99 canlı mübarek!

* * *

Yeryüzünde iman küfür mücadelesi hep olmuştur. İsimler değişir fakat şablon değişmez. Küfrün şu andaki mümessilinin adı Siyonist Zındıka hareketidir. (İsrailoğullarını ve halkını kast etmiyorum). Kendi tabirleriyle ‘tanrıyı kıyamete zorluyorlar’. Bir an önce kıyamet kopsun de Şeytan, kovulmuşluktan kurtulsun diye. İşte zındıka komitesi dediğim, bu hizmetin örgütlü halidir. Başında daima bir Siyonist bulunduğu için Yahudilikle özdeşleşmiş.

“Ey Muhammed İslam’a karşı en şiddetli düşman olarak ateistleri ve Yahudileri bulacaksın” buyurduğu ayetin ima ettiği bu teşkilattır… (Yoksa zahirde Yahudilik, İslama, Hırıstiyanların çeyreği kadar bile zarar vermedi…)

Bu örgütlenme üç kollu bir ‘şamdan’a benzer. Ortadaki ‘inkâr-ı ulûhiyet’tir. Sağı ‘fitne’ solu ‘fesad’dır. Her ikisinin de kendini açığa vurma şekli ‘tahrib’tir ve doğrudan ‘küfre’, yani inkâra hizmet ederler. Bu, taa Babil’den bu yana böyledir.

Her asırda bu fitne ve fesadın ismi değişmiştir. Geçtiğimiz yüzyılın başında ‘Fitne’ye; Süfyanizm, ‘fesad’a; komünizm dendi. Bizim bahtımıza Süfyancılık düştü. Lozan Barış Konferansı’nın ilk etapta sonuçsuz kalmasından paniğe düşen Ankara, bilmeden bu Süfyan hareketinin kucağına oturdu.

Mustafa Kemal, ahir ömründe bu ejderhanın mahiyetini gördü ve ona karşı mücadele başlattı. Onun görünen sureti olan Masonluğu yasakladı. Vefat eder etmez, İnönü onların önündeki manileri kaldırdı. Böylece bu zındıka komitesi önce CHP’nin dimağını ele geçirdi ardından da onun iktidara-ı sayesinde devletin bütün kurumlarını ele geçirdi. Her bir kurumda kendi prototiplerini var etti…

İşte Türk milletini sürekli şu- bu kavgasıyla meşgul eden bu zındıka örgütüdür ki, bizi hayattan bezdirmeye çalışıyor. Suret-i Haktan görünerek, dinsizliğe hizmet ediyor. Bu Milet tarih sahnesine çıkmasın diye her yol deneniyor. Halk, uzun bir zamandır, sabırla bunları bünyeden ayıklamaya çalışıyor sezgisiyle… Ayıklanacaklar da nitekim.

Ben Abdullah Aymaz’ın bir yazısında okumuştum. Bir profesörün Bediuzzaman ile ilgili bir hatıratını aktarıyordu. O zat şöyle diyor: “Bir gün Bayram Ağabey’le Barla’da idik. Bir ara dışarı çıktım. Abbas Amca’yı görüp yanına gittim. Selam verdikten sonra ‘Abbas Amca! Üstad’la ilgili şu anda aklına gelen bir hatırayı bana anlatır mısın?’ dedim. Dedi ki: ‘Hocaefendi (Bediuzzaman) bir gün ayağa kalkıp şöyle demişti: ‘Aldım kardeşim, aldım. Ben bu memleketi, onun elinden kurtardım. Hem de kan dökmeden!”

İşte Bediuzzaman’ın ‘Bu memleketi elinden kurtardım’ dediği ‘O’ zındıka komitesidir. Madem ‘kurtardım’ demiş, kurtulacak inşallah!

Yakındır, merak etmeyin. Telaş da etmeyin! Ak parti kapatılırsa PAK parti gelir. Mukadder olan budur; ‘El-Hakku ya’lu, vela yu’la aleyhi’ (hak üstündür ona galip gelinmez)! Bazen Hak, zahiren mağlup görünse de bizim gibi onu temsil etme becerisi zayıf olanları güçlendirmek ve silkelemek içindir.

AK parti bu sayede, kendisini gözden geçirip safralarından kurtulursa Ak Pak olur. Şer, hayra kabiliyetsizlikten doğduğuna göre, fiillerimizi gözden geçirmemiz gerekir!

Kişi yediğine baksın der Kuran! Çünkü fiillerimiz yediklerimizden mülhemdir, akıbetler ise fiillerimizden… Biz ahlakımızı ve hareketlerimizi (efalimizi) düzeltmeye bakalım!.

Bu tutum ve yaklaşımlar var oldukça, bu halk daha büyük imkânlarla daha güçlü iktidarlar çıkarır. Zaten dindar ve mütedeyyin oylar önünde sonunda yüzde 70’e kadar varacak. Ümitvar olun…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir