AK Parti’nin Farzı, Vacibi, Sünneti

Şimdiye kadar şeytan taşlamaktan salâvata fırsat bulamıyorduk. Etrafı saran yangınlar, mahallede olup bitenleri görmemize mani oluyordu.

AK Parti’ye yöneltilen eleştiriler, suçlamalar ekseriyetle, partinin ‘güya temsil ettiği’ kavram ve değerlere yönelik olduğu ve o kavram ve değerlere yöneltilen saldırılar bizim canımızı yaktığı için, yaptığımız ‘alan savunması’ bizatihi Ak Parti’nin müdafaası gibi algılandı. Mamafih, böyle olması da gerekiyordu.

En azından ben, intisap ettiğim ‘müspet hareket’ düsturları çerçevesinde, ‘Venizelus ile birlikte Sait Halim Paşa’ya tokat atmamaya’ özen gösterdim.

Elbette ‘Sait Halim Paşa’ ile aramızda ihtilaf olabilir. Ama o, ‘Venizelos’ ile mücadele ederken, onunla olan muhalefetimi gündeme getirmem meşrebime uymaz. O yüzden de bugüne kadar Ak Parti’ye yönelik net ve açık itirazlar getirmedim.

Şimdi artık onun sırası geldi.

Fakat inşallah iktidar, onların kulaklarını tıkamış, kalplerini karartmış ve gözlerini köreltmiş değildir.

Çünkü bir iktidar, ikaz duymaz, nasihat kabul etmez ve itirazı kale almaz duruma gelmişse ‘zulüm’ kapıdadır demektir. Ve zulüm de her türlü sosyal bela ve içtimai afetlerin davetçisidir.

***

Evet, iktidar olarak AK Parti’ye üç alanda acilen tedbir alması farz olmuş.

Bunlardan biri; siyasetin ‘siyaseten’ rahatlatılması,

Diğeri; ekonomik alanda, refahın tabana yayılmasını sağlayacak düzenlemelere gidilmesi,

Üçüncüsü; hızla çürümeye doğru giden toplumun, milli ve manevi değerlerle yeniden buluşturulması.

Bunların birincisi ‘sünnet’ ikincisi ‘vacip’ üçüncüsü ‘farz’ mesabesindedir.

Siyasetin, ‘siyaseten’ rahatlatılması nasıl olabilir?

Ben siyaset sosyologu değilim. Aslında hakikati görmek için illa da sosyolog almak da gerekmiyor. Çünkü insandaki vicdan terazisi, maksatlı şekilde yanıltılmazsa hakikati tartmayı bilir. Dolayısıyla kahvedeki adama bile sorsanız, önce ‘eşitlik ve adalet’ diyecek.

Evet adalet, bu âlemin mizanıdır. Kâinatın işletim sisteminin en temelinde yatan altı ‘esma’dan biri de ‘Adl’dir. Toplumsal katmanların, siyaseten rahatlatılmasının en başında ‘adil’ bir temsil hakkına ihtiyaç var.

Diğer bir temel ihtiyaç ‘hürriyet’tir. Adaleti öncelikle andım. Çünkü adalet olmazsa birileri için hürriyet, diğerlerini ezme hakkına dönüşüyor.

Nitekim çağımızın çoğu cuntası, seçimle gelmiştir. Saddam da Stalin de her dört senede seçim yaptırıyorlardı ve hürriyeti kullanma şeklerinden zulüm çıkıyordu. Demek ki, hürriyetin de bir ‘meşru’ hali olması lazım.

Bu ikisi; yani adalet ve hürriyet olmadan insan ruhu teneffüs edemez. Diyelim bu ikisi mevcut. Peki, bunları kim nasıl tevzi edecek? İşte dünya üzerinde cereyan eden siyaset kavgası bu noktada.

Kimse zulmetmek için iktidar olmaz. Ama adalet ve hürriyet anlayışları ‘salim’ değilse idareleri zulüm ve istibdada yol açar.

Buna mani olacak şey ‘meşveret’tir.

Meşveret nedir?

Meşveret, yapılacak işler konusunda cumhurun reyini almaktır. Dün öyleydi, bugün şöyledir, yarın başka türlü olur, olabilir. Meşveretin şekli ve yolu zaman içinde değişiklikler arz edebilir ama neticede ondan murat, “şeffaflık”tır.

Bir âlimin oyu ile bir çobanın oyu bir olur mu olmaz mı tartışıp durabilirsiniz amma, hayatı ilgilendiren bir meselenin ‘çobanca’sı, ‘âlimcesi’ olmaz. İyi havayı çoban da sever, bilgin de. Adalet, âlime lazım da çobana lazım değil mi? Öyleyse şu alanda, yani meşveret söz konusu olduğunda herkesin reyi ve hakkı birdir ve eşittir.

Öyleyse, AK parti hiç beklemeden, yasa, kanun, tüzük, genelge ve çizelgelerde ‘adalet, hürriyet ve meşveret’e zıt ve engel ne kadar mani varsa derhal ve hiç beklemeden ayıklayıp temizlemeli.

Bir kanun CHP’ye yarayacak yahut DTP’nin önünü açacak yahut filanca grup bundan şöyle neticeler çıkaracak diye öteden beri sürekli önümüze konulan tehlike ve sakıncaları bir tarafa bırakarak, adalet, hürriyet ve gerçek bir meşveretin önünü açmalı.

Ak Parti, başka hiçbir şey yapmamış olsaydı bile sadece şu alanda atacak bir adımla tarihe yazılmaya ve rahmetle anılmaya hak kazanır.

Görüldüğü gibi ‘şu kanunu değiştirin, şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın’ demeye gerek yok. Adalet (bütün şümulüyle), hürriyet (bütün cüzleriyle), meşveret(herkesimi kucaklayacak genişlikte) temin edilmedikçe, süreli bir takım kurtarıcılar çıkar ve bizi canımızdan bezdirir.

***

Ekonomik alanda söz söyleme hakkı göremiyorum kendimde. Ben bilmiyorum nasıl para kazanılır ve ne yapılırsa Türkiye düze çıkar.

Fakat çok iyi biliyorum ve hissediyorum ki bir adaletsizlik var. Türk halkının içinde bulunduğu sefalet, Türkiye’nin imkânlarıyla orantılı değil.

Petrol üreten ülkeler komşumuz olduğu halde neden en pahalı petrol Türkiye’de anmayırum!

Sağımızdan solumuzdan gaz fışkırdığı halde, OECD ülkeleri içinde en pahalı gazı neden biz kullanıyoruz, anlamıyorum.

Ve neden zengin sürekli daha çok zengin olduğu halde, Türk halkının alım gücü hergün biraz daha düşüyor, anlamıyorum?

Din iman ahlak diye diye iktidara gelenlerin, yolsuzluklara göz yummalarını yahut bizzat yolsuzlukların içinde yer almalarını anlayamıyorum?

Ortada iş yok değil. Ama piyasada para yok. Üretici ağlıyor, ithalatçı gülüyor, tüketici can çekişiyor.

Ve birileri çıkıp diyor ki ülke iyiye gidiyor, ihracat artıyor, ekonomi büyüyor. Peki öyleyse bu paralar, bu imkanlar, bu refah kime gidiyor. Büyüyen, ülkenin neresi, nasıl büyüyor, bunu da anlamıyorum!

AK Parti’nin çözmesi gereken temel meselelerden biri de bu işleri anlamamızı sağlamak!

Partinin önde gelenleri, yerel yöneticileri ve onlara yakını olan müteahhitler dışında son 6 senede ekonomik durumunu düzeltmiş -medya patronları- bankalar, spekülatörler ve borsa oyuncuları ve bir de tefeci rantiyecilerden başka kim var?

Memurun, esnafın, çiftçinin ve dışarı ile irtibatı olmayan üreticinin yaşam kalitesinde 6 yıl önceye göre değişen bir şey var mı, bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum.

Evet, enflasyon düştü. Peki, bundan halkın hayatına yansıyan ne?

İşte AK Parti, ‘umut olma’ vasfını korumak istiyorsa artık bu alanlara kafa yormalı ve var olduğu söylenen refah ve iyileşmenin, bireyin hayatına yansımasını da sağlamalı.

‘Değerlerin ihyası’ meselesini bir sonraki yazıya bırakalım.

*** *** ***

Bu yazı “05.Ağustos.2008 15:07:39” tarihinde gasteci.com’da “AK Parti’nin farzı, vacibi, sünneti…” başlığında yayınlanmıştır.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir