Ak Parti’nin İpiyle Kuyuya İnilir mi?

Ben siyaset yapmayacağım.

Zaten AK Parti ipiyle kuyuya inilip inilmeyeceğine dair pratiklere de sahip değilim. Ak Parti misyonunda ‘ipin sağlam’ olması gerektiğine vurgu yapmak istiyorum o kadar.

Ak Parti, her ne kadar dini referans almadığını söylese de toplum onu dindar, en azından dine taraftar bir parti biliyor. Biz de toplum gözüyle ona bakıp şu ip meselesini –ip’ten maksadın ahlak olduğu açık- biraz irdeleyelim istedik.

Malum, seküler ahlakın temelinin de aslında, varıp dine dayandığı bir gerçek. Yani ahlakın dip referansı ‘din’dir. Çünkü ahlakın temelinde  ‘kendinden’lik vardır. Bir insan, ancak aşkın bir varlığın (Yaratıcı) mevcudiyetini kabul ile ahlaklı olabilir; kişinin, toplum aynasındaki kametini de o aşkın varlık karşısındaki duruşu belirler.

Polis ve kanun zoruyla oluşmuş ‘iyi insan’ profili, ‘ahlaklılık’ şeklinde dışa yansıyor olsa da aslında gerçek bir ahlak sayılmaz. Elbette kıymeti haizdir ama o, ahlak değildir. Ahlak, harici bir etki olmadan insan fıtratına uygun hareket edebilme alışkanlığıdır.

Peygamberimiz, ‘ben güzel ahlakı tamamlamaya geldim’ buyur. Ve ahlakı, ona veya buna göre değişen bir mahiyet olarak değil, ötekine karşı –o kim ve ne olursa olsun- dürüst olmak şeklinde tarif eder.

Bir ayette mealen Cenab-ı Hak, “Ben sizin öylesine söylediğiniz sözleri ve yaptığınız yeminleri dikkate almam ama kalbinizin katıldığı yeminlerinizden sizi mesul tutarım’ buyurur. Dolayısıyla eylemimizin yükümlülük içermesi, karşı tarafın size güven duymasıyla başlıyor.

Bazen sadece konumunuzdan dolayı da -doğal olarak- o yükümlülüğü, yani ahlaklı olma zorunluluğunu yüklenmiş olursunuz. Parti üyeliği ve/veya bir cemaate mensubiyet gibi…

Öyleyse hiçbir Ak Partili, toplum tarafından bu partiye yüklenilmiş misyondan kendisini azade sayamaz. Ya toplumun sizi öyle algılamasına fırsat vermeyecektiniz ya da sizi algıladığı gibi dürüst olacaksınız.

İşte Ak Parti’nin önündeki en büyük sınav bu! Çünkü şurada burada bu partiye mensup olanların sergiledikleri ‘dürüstlük’ çerçevesine girmeyen haller, Ak parti hakkındaki kanaati ve ona verilen desteği bir anda ters yüz edebilir. Nitekim şu anda el altından en çok işlenen konu Ak Partili yerel yöneticilerin kamu malı karşısındaki duruşlarıdır!

Dolayısıyla farzımuhal, CHP’nin ipinin ‘çürük’, MHP’nin ipinin ‘tırlık’ olması Ak Partinin ipinin de güvenilmez olmasına gerekçe olamaz.

* * *

Esasında Ak Parti, insan malzemesi itibarıyla diğer bütün partilerden çok daha fazla “risk” taşımaktadır benim düşünceme göre.

Çünkü temiz kalmak, temiz olmaktan daha zordur. Üstelik onlar da bu toplumun birer ferdidir. Mevcut hastalık ve arazları taşıyabilirler. Fakat, böyle, toplumu dönüştürme ve yeniden yapılandırma misyonu yüklenmiş bir patinin elemanları, yine de toplumun ortalama ahlak seviyesinin üstünde bir kişilik sergileme yükümlülüğü taşırlar. Toplum kendisinde var olan zaafların yöneticilerde de olmasını kabullenemez. Kendisi yapar ama yöneticinin mazbut olmasını bekler.

Ben naçizane bu noktada bazı zaaf ve handikapları olduğunu seziyorum. Zira, İslami anlayışımız olmasa bile Siyasal İslamcılığımızın Arap Sosyalizminden etkilendiğini söylemek yanlış olmaz. Nitekim Milli Görüş hareketi, başlangıçta, kendi siyasi eylem formlarını oluşturuncaya kadar, bir parça onların söylem ve yöntemlerini kullanmıştır. İnsan, neticede içinde doğduğu ortamın etkilerini taşır. Bu açıdan Arap Sosyalistlerinin zihnsel şuur altlarını bilmek, radikallerimizin yaklaşımlarını tahlilde ipucu verir.

Arap Sosyalizmi ‘batı karşıtlığı’nın türettiği bir ideolojidir. Siyasal İslamcılığın da anasıdır. Güya, Batının, İslam yurtları üzerindeki baskısına karşı mücadele etmek amacıyla ortaya çıkmıştır. Eylemlerini ‘cihad’ kavramı içine oturtan Arap sosyalistlerinin yaymış olduğu ve hiç de İslami olmayan mücadele yöntemlerinin içerdiği ‘kafirle mücadelede her şey mübah’ söylemleri ile seküler idari yapılarından dolayı kendi ülkesini bile ‘darül harp’ kapsamının içine sokup, o ‘fevkalade’ durumların gerektirdiği bazı ‘ibahe’leri, normal hayat için de geçerli kılmaları sonucu; radikal dincilerde, ‘öteki’lerin hukukuna karşı bir ’sorumsuzluk‘ bir hukuksuzluk var etti.

Bu durum, kafire –bu kelimenin içi, mücahit(!) tarafından doldurulur tabii- verilen sözlerin ehemmiyetsiz olduğu safsatasını da beraberinde getirdi. Batı’nın bir Truva atı olan El-Kaide ve benzeri terör örgütleri de bu anlayıştan doğmadır. İslam’ın cihad anlayışından değil…

Tamamen Leninist – Marksist bir yöntem olan bu radikal yaklaşım; -yani karşı devrimcinin bir hakkının olamayacağı esası- maalesef az da olsa bizim siyasal islamcılarda da taraftar buldu. Zaman içinde, bireysel anlamda ciddi ahlaki tahribatlara da neden olan şu yaklaşım, bazı radikallerde, laik, dinsiz ve sair gayrı Müslimlere karşı mesuliyetsizlik fikri yarattı…

Elbette bu tutum, İslam’a –hukuki anlamda- mal edilemez ve ona yakıştırılamaz ama bir vakıa. Özellikle kamu imkânlarının içselleştirilmesi esnasında oluşan vicdani tepkilerin, bu anlayışın getirdiği savunma mekanizmalarıyla savuşturulduğunu gözlemlemek mümkün. Kamu mallarının güya hizmet amacıyla bireysel mülk haline getirilmesi veya hizmet sanılan bir alanda kullanılmak amacıyla bir fona aktarılmasının meşru görülmesi, bu anlayışın en masum şeklidir.

Ben bunun birkaç örneğini yaşadım ve şahid oldum. Hatta arkadaşlarımızdan birinin “Şu Rus canımı sıkıyor, alacağının üstüne yatsam mesuliyeti var mı?” diye sorduğunda ben gerçekten şaka mı ciddi mi söylüyor anlamamıştım.  Sonra ciddi olduğunu öğrenince ona, “Hayır canım ne mesuliyetin olacak ki, senin Rabbin başka onunki başka(!) Hem sen ‘kaskolusun’ öbür tarafta. Senin ona haksızlık yaptığını onun rabbi nereden bilecek ki(!)”  dedim. Aval aval yüzüme baktı; doğru mu söylüyorum, dalga mı geçiyorum diye…

Ak Partiye düşen büyük görevlerden biri de bu anlayışı yok etmektir. Siyaseti ‘takiyyeci’ ithamlardan temizlemektir. Bu topraklar üzerinde şekillenmiş İslami anlayış ve siyaset bilgeliği, bu sıkıntıları aşabilecek tecrübelerle doludur. Ak parti bunu başardığı zaman İslamcı siyaseti temize çıkaracağı gibi karşıtlarına da ikna edici bir cevap vermiş olur.

* * *

Bir Müslüman, ipiyle kuyuya inilebilir bir insandır. Onun elinden ve dilinden insanlar zarar görmez. O kimseyi ama kimseyi aldatmaz. Ateist, dinsiz bir Kıpti de olsa, zerre miktar haksızlık etmez ve ona verdiği sözlere de en muteber bir hak dostuna verdiği söz kadar riayet eder.

Eğer öyle değilse, o insan, Müslüman falan değildir. İpiyle değil kuyuya inmek, döşediği taşlara basıp cennete bile gidilmez!

Müslümün öncelikle ‘doğru’ adamdır çünkü.

Sonra dürüsttür.

Sonra yalan söylemez.

Sonra, emindir, güvenilirdir.

Sonra ona sırtını dönebilirsin. Seni aldatmaz, arkadan vurmaz, hançerlemez, gammazlamaz!

Evet, bizim medeniyetimizin tarif edip varmak istediği insan tipi böyle bir şey. Peygamberin etrafındaki insanlara bir bakınız. Hepsi granitten ahlak abideleridirler. Onlar bu kadar sıdk ve sadakat erleri olmasaydı, İslam bugünlere ulaşmazdı. ‘Hangisine uyarsanız sizi doğruya ulaştırırlar’ buyrulan o sahabenin en bariz vasfı ‘ipleri ile kuyuya inilebilirlikti.’ Bir insanın ipiyle kuyuya inilemiyorsa, onunla hiçbir şey yapılmaz.

Dolayısıyla kendisi kabul etmese de toplumun çok ciddi bir misyon yüklediği Ak Parti ve mensupları her şeyden önce ‘dürüst” ve “güven verici” olmaları lazım. Yani ipleriyle kuyuya inilebilmeli. Bu konuda şüphe oluşmuşsa tehlike kapıda demektir!

‘Dün dündür, bugün bugündür’ esasları üzerine oturtulmuş mevcut siyasi anlayışı Ak Parti de sürdürecekse Allah selamet versin..Yüz elli yıldır bu yalancı ve hokkabaz siyasetten çekeceğimiz kadar çektik.

Ben sürekli ‘Siyaset mübarek bir iştir’ diyorum. Ta ki birileri gerçekten halka hizmet etmenin hakka hizmet etmek kadar kıymetli ve erdemli olduğunu fark etsin diye.

Elbette, hiç kimse, bir insandan tam tekmil bir ahlak ve mutlak bir hüsnü hal bekleyemez. İnsanın, bütün sıfat ve vasıflarıyla düzgün ve dürüst olmasını bekleyemeyiz. On üzerinden 5 alan bir öğrenci, geçer. Bir insanın yüz vasfından ellisi iyi ise, iyidir denilebilir. Ama bu 50 vasfın içinde mutlaka ‘doğruluk vedürüstlük’ bulunmak şartıyla

Demek ki ‘ipiyle kuyuya inilebilmek’ insan olmanın da bir gereğidir.

Ak parti kurumsallaşmış bir insandır, bir şahsı manevidir. Onun dürüst ve güvenilir olması çok daha elzemdir. Başarılı olmayabilir ama mutlaka güvenilebilir olmalı. Sadece halka değil, MHP’ye, CHP’ye diğer partilere verdiği sözünde de vefalı olmalıdır.

Bu güven fikrine hava ekmek kadar ihtiyacımız var. Aksi takdirde, sittin sene geçse de toplum ekseriyetinin yüreğindeki kaygıları gideremez ve hızla birbirinden uzaklaşan kesimleri bir araya getirip birliktelik yaratmaz. Bu inşikak ve parçalanmayı önleyebilecek tek şey güzel ahlaktır ve dindarların güvenilirlikleridir.

Bu ayrışmanın önünü almak zorundayız. Çünkü terör merör bu ayrışmanın yaratacağı zararın yanında zavallı kalır.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir