Allah Bizi Sizin Cumhuriyetinizden Korusun

29 Ekim Çarşamba günü, Kayseri’den gelen bir dostumu akşam saatlerinde Sultanahmet köftecisine götürme gafletinde bulundum…

Köfteciden çıktığımızda saat 17.30 civarıydı.

Yürüyüp Sirkeciye inip oradan da vapurla Üsküdar’a geçme karar verdik.

Aheste aheste indik sahile. Aaa gemiler çalışmıyor.

-Neden?

-Efendim cumhuriyeti kutlayacakmışız?

-Cumhuriyeti kutlamanın vapur seferlerini iptal itmekle ne ilgisi var…

Sonra gördük. Meğerse denizin üstünde havai fişek şehrayini yapılacakmış.

Eh, olabilir. Feda olsun! Pek kıymetli cumhuriyetimiz için yılda üç saat sıkıntı çekilir!

Bindik Tramvaya. “Kabataş’ta iner bir otobüse biner gideriz inşallah” diyoruz.

Tramvay yürümek bilmez. İçeride metre kareye düşen insan sayısı 7-8. Nefes almakta güçlük çekiyoruz. Küfrün bini bir para.

Yarım saat sonra Kabataş’tayız. Kabataş ana baba günü.

Kendimizi attık bir çift katlı otobüse. 9Ü. Ümraniye’ye gidiyormuş. Aslında bu güzergâhın arabası değil ama trafikte kim kime dum duma gittiğimiz için o da yolunu şaşırıp o güzergâha inmiş. Bizi köprüyü geçirsin de gerisi kolay…

Bindik. Binmeseydik mi acaba? Trafik tamamen durmuş. Ben misafirimi ve hanımı yatıştırıyorum.

-Cam’inin önündeki ışıkları geçtik mi yol açılır.

Bu arada otobüse binenler üç beş dakika sonra sıkılıp iniyorlar. Bir baba, ‘e bari izleyelim’ deyip çocuğuyla birlikte arabadan indi.

Vatandaşın biri atıldı:

—İyi taktik. Hepimizi buralarda trafiğe mahkûm ettiler ki, inip merasimi izleyelim. Çocuklara yaptıklarını halka da yapıyorlar…

Bu arada benzin istasyonundan camiye varıncaya kadar, otobüs iki kere doldu boşaldı. Millet bir vasıta bulmuşken biniyor, fakat hiç yürümediğini görünce iniyordu.

Tabi her inen kutlamaları tertip edenleri sena(!) etmekten geri durmuyor… Ha başkan emin olabilir, kutlamalar için yaptığı masraf ve çaba, sadece ‘riyakârlık’ diye yorumlandı…

Otobüs tam 47 dakikada ışıklara vardı. Geçtiğimiz yol 100 metre ya var ya yok…

Bir de ne görelim. İnönü stadının karşısındaki meydanda gösterileri izlemeye gelmiş araçlar, üç sıra halinde yolu kapatmışlar. Hepsi resmi araç! Zaten vatandaşın gelip oraya park etmesinin imkânı yok. Geliş gidişe bir tek şerit kalmış.

Orayı geçerken, o araba sahiplerine milletin sayıp döktüğü medhu senayı (…) duymalıydınız. Şu kadarını söyleyebilirim. O ana kadar yapılan analı avratlı senaları duymasın diye çocuğunun kulaklarını kapatmaya çalışan bir kadın, yolda üç sıra halinde park etmiş resmi araçları görünce koyu verdi:

-Sizin de cumhuriyetinizin de Allah belasını versin!

Hâlbuki kadıncağız belli ki çocuğuyla bir merasimden geliyor. Çünkü çocuğun elinde içinde Atatürk resmi bulunan bayrak var…

Bu arada meydanda 10. Yıl Marşı çalınıyor. “Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri”

Birkaç yeni yetme velet birbirine takılıyor: “Sen Türk değilsin oğlum. İn yürü len”

-“Sen niye yürümüyorsun oğlum”

-“Ben Arnavut’um abi, bana demiyor, sana diyor” Bir diğeri espriye katılıyor:

“Abi Allah canımı alsın bu trafik de Türk değil!”

Öbürü atlıyor:

-“Yunan abi Yunan!”

Çocukların esprileri bende buruk bir tebessüme yol açınca hanım “ne oldu” diye sordu. “Cumhuriyet manası bu istihzayı hak etmiyor ama işte bu gençler bu cumhuriyetin yetiştirmesi…” dedim.

Hanım, “Bir cumhuriyet, fazilet ve erdemini, bir saltanatı yıkmış olmaktan ibaret biliyor ve insan onuruna yakışır bir gelişme göstermiyorsa insanlar niye ona saygı göstersin ki” dedi.

……

Birden bire fark ettim ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘cumhuriyet’i hala milletin cumhuriyeti olmamış. Yoksa bu kadar ilenme, bu kadar laubalice takılma olur muydu?

***

Sahi bu cumhuriyet neden kendisini hâlâ millete mal edemedi acaba?

Oysa çocukluğumuzdan beri, onun ne kadar kıymetli, ne kadar faziletli bir şey olduğunu duyageldik. Peki, bu hain(!) millet, neden şu büyük lütfun, şu muhteşem mirasın, şu kutsal ata yadigârının kıymetini bilmiyordu ki! Onun için küçük bir zahmete katlanamıyordu, böyle homurdanıyordu.

85 yıllık bir süre gözümün önünden gelip geçti. Cumhuriyet, bu milleti ‘muasır medeniyetler seviyesine çıkaracak, erdemli faziletli bir şeydi’ (Bu cümle şimdilerde‘çağdaş uygarlık düzeyi’ şeklinde ifade ediliyor.)

Demek ki cumhuriyet geldiğinde, bu millet, erdemsiz, faziletsiz, çağdışı bir mahlûkmuş ki, cumhuriyetle faziletlenecek, medeni olacaktı.

-Kim yapacaktı bunu?

Cumhuriyetin kadroları ki onlar gökten indiğine inanılan hurafeleri bir yana bırakarak ve onların yerine kutsallaştırdıkları kendi buyruklarını koyarak bu çağdışı ve erdemsiz insanlar güruhunu(!) medeni millet seviyesine taşıyacaklardı. Böylece biz de çağdaş uygarlık düzeyine varmış olacaktık.

Demek ki hâlâ olmamış. Sanırım artık olmayacak da. Çünkü sizin cumhuriyet dediğiniz şeyi millet, bizatihi ‘saklı ve mütenevvi bir istibdat’ olarak gördü ve yaşadı. Bir padişahın istibdadından kurtulacakken sayısız padişahın diktasına dûçar oldu. O yüzden de millet her fırsatta, zorla giydirmeye çalıştığınız deli gömleğini çıkarmaya çalışıyor. Siz de her seferinde cumhuriyetin kurucu ve kollayıcıları olarak onu askerle tehdit ediyorsunuz. Üzerine silah çeviriyorsunuz.

Sonra da milletten değerlerinize saygı bekliyorsunuz. Şu cumhuriyetiniz, hakikaten ‘cumhur’un tasdik ve onayını almış ‘cumhuriyet’ manasında olsaydı, neden bu millet şu nimete mazhariyetin vasıtası olan partiyi, nerede ise Meclis’e bile giremeyecek hale getirsin?

Acaba, bu millet faziletten erdemden mi yoksun, vefadan mı?. Medenileşme kabiliyeti mi eksik yoksa? Oysa Mustafa Kemal,  “Bu millet zekidir, çalışkandır, yüksek fazilet sahibidir” diyordu.

Ya da bu millet, medeni olamayacak kadar gayrı insanî mahlûklar sürüsü mü ki, şu kadar kıymetli, erdemli, faziletli ‘cumhuriyetiniz’i bir türlü içselleştiremedi?

Hayır, hayır beyler, paşalar. Siz yanlış yerde duruyorsunuz, halkı tanımıyorsunuz!

Halk çoktan cumhuriyeti anladı, kıymetini de sizin sandığınızdan daha iyi biliyor. Onun ruhunu, manasını, kemalini size rağmen ayakta tutmaya çalıştığını görmüyor musunuz?

Halk sizin ‘cumhuriyetçilik’ adı altında diktalıklarınızı, arpalıklarınızı, tiranlıklarınızı sürdürme çabasında olduğunuzu gördü de o yüzden size itibar etmiyor. Ve tabii cumhuriyet anlayışınıza da!

İşte o yüzden 85 yıldır uyguladığınız tüm yöntem ve dayatmalara rağmen ‘sizin cumhuriyetiniz’ halka mal olamadı. Çünkü siz cumhuriyet rejimi diye memura rüşvet verdiniz. Halkın memurunu, bürokratını, parlamenterini, askerini halka tebelleş ettiniz. Dinini kınadınız, inancıyla alay ettiniz, kıyafetini beğenmediniz, örfünü tezyif, kültürünü istihfaf ettiniz. Dini, hayattan tasfiye etmeye kalktınız. Buna da cumhuriyet manası verdiniz.

Dini ve vicdani özgürlüklere sınırlama getirilecekse, toplumun bir kesimi dışlanacaksa, bir kesim ötekinden daha beyaz veya kara hale getirilecekse, birileri anasının dilinde türkü söylemekten men edilecekse, ötekisi, ibadetini yapmakta zorlanacak veya kutsal kitabını çocuğuna öğretmekten men edilecekse bu rejimin adı cumhuriyet olmaz. Siz deseniz de millet yemez!

Evet, gerçekten cumhuriyet gibi bir nimeti millete mal etmek, büyük bir vefa ve müsebbiplerine karşı ciddi bir hürmet gerektirir. Çünkü hakiki ve meşru bir cumhuriyet -ki o insan fıtratı üzerinde mutabakattır- yönetimi için yarı nüfus feda edilse azdır. Millet de bu işi başaranları baş tacı etti.

Peki, şu 85 yıllık süreçte siz onu ne hale getirdiniz? İşte meydanda. Padişahlığın suretini değiştirip sîretini ibka ettiniz. Hem de sayısız kopyasıyla. Padişah bir tek adamdı. Onun ulaşamadığı yerde herkes hürdü. Fakat cumhuriyetle padişahlık, taa karakollara kadar indi. Millet bir padişahtan kurtulayım derken, kurumlar sayısınca padişahlara, padişahlıklara mahkûm oldu.

İsminin başına ‘özerk’lik unvanı taktıran, milletin anasını ağlattı. Asker öyle, Yargıtay öyle, Danıştay öyle, YÖK öyle, Üniversite öyle. Derin devlet öyle. Hatırlayın Nuh Mete Yüksel’i, Vural Savaşları, Alemdaroğlu’nu, Teziç’i vs.yi. Hatırlayın Çarkın’ı ki ‘ben devlet marifetiyle 1000’den ziyade adam öldürdüm’ buyurmuş.

Cumhuriyete bakın cumhuriyete! Birilerine, binlerce masumu yargılamadan infaz etme özgürlüğü veriyor. Birilerine, birilerinin okuma hakkını elinden alma özgürlüğü veriyor, birilerine ‘istediğim gibi inanacaksın, ötesi yasak’ deme özgürlüğü veriyor, birilerine ‘sen başını açmazsan ben de seni bu okula sokmam’ dayılığını lütfediyor.

Ne cumhuriyet ama!

“Cumhuriyeti kolluyorum” dediğin an, sana her türlü zulmü yapmak serbest oluveriyor. Bakın Ergenekonculara. Mübarek(!) cumhuriyeti ve cumhuriyet değerlerini koruyup kollamak için neler yapmışlar, neler.

Milletin mahkemelerinde savcıların\hâkimlerin önüne çıkmayı bile yüksünüyorlar. Çünkü en iyi onlar biliyorlar ki, şu cumhuriyet, birilerinin padişahlık sultasıdır.

Uydur kendine bir ‘cumhuriyeti koruyup kollama’ misyonu, al sana padişahlık!

***

Bir de ‘onursal’ padişahlarımız var şu sıralarda. Bir türlü eskimeyen ‘eski’ Yargıtay Başsavcısı Padişah-ı Bîhemta Kanatzade Sabih-i bi Tebah padişahımız (ebterehullah teala)  hazretleri ferman buyurmuşlar:

“Türkiye’de türban sorunu yoktur!”

Peh peh peh! Di hadi gel bakalım, bundan giru  ‘var’ diyesün.

Bununla kalsa ne ala. İktidardaki partiyi de tehdit etmiş:

-“Mahkemelerin yetkilerini kısıtlarsanız kapatılırsınız!”

Aslında fena da olmaz hani!

Kapatsınlar Meclisi. Hem duvarında ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ yazıyor. Ne o öyle. Millete egemenlik mi verilirmiş. Fasa fiso millete!

Sabih efendiyi veya Yargıtay yahut Anayasa Mahkemesi hazerâtından birilerini, yahut paşalığı akdem bir paşamızı padişah ilan etsinler olsun bitsin. Ya hakikaten belki de daha iyi olur. Bari bir kişi kalır ‘dediği dedik’, çekeriz onun da kahrını.

Sahi çekebilir miyiz o düzeni? 40’ların düzenini! Sizde de hatırlayan, bilen var mı?

Bizim aile dedemle hatırlıyor. Elinde elifba yakalattı diye CHP’li dedeme, karakolda dayakla, ‘cumhuriyetin faziletleri’ öğretilmiş. Kur’an’ın ne ‘çağdışı(!)’ bir şey olduğunu da!

Allah bizi ‘sizin cumhuriyetiniz’den muhafaza etsin!

*** *** ***

Bu yazı “30.Ekim.2008 17:44:43” tarihinde gasteci.com’da “Allah bizi sizin Cumhuriyetinizden korusun!” başlığında yayınlanmıştır.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Mehmet Ali Bulut: Medya küçümsenmemesi gereken bir sihirbazdır!

Gazeteci, yazar, mütefekkir Mehmet Ali Bulut ile basın, medya, gazetecilik, irtica, medeniyetimizden kaybolup giden temel …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir