Amerikan’ın İpi ve Kan Oyunları

Gürcülerin, ‘kutup ayısı’nın insafına havale edilmesi bir kere daha gösterdi ki Amerika asla güvenilir bir müttefik değildir.

Bunun birçok örneği vardır ama ben size yakın tarihten bir iki örnek aktaracağım.

İlk örnek Saddam! Irak’ın despot lideri Saddam, Amerika’ya güvenip İran’a savaş açtı. Savaş sekiz yıl sürdü. Amerika Irak’a ve İran’a bol miktarda savaş malzemesi sattı.

Saddam, o kabadayılıkla Arapları da haraca bağlamak istedi. Onları İran’a karşı korudu ya(!)

Alamayınca, çıldırdı. Amerika bir kere daha devreye girdi. “Sen onları korudun. Hakkını iste!” dedi. O da Kuveyt’e girerek verilmeyen tazminatı zorla almaya kalkıştı.

Malum, olanlar oldu ve Saddam yok oldu. Irak’ta Müslümanlar birbirini yiyor şimdi.

turknortamerica.com sitesinde yazdığım ‘YENİ DÜNYA DÜZENİ = BÜYÜK İSRAİL” başlıklı yazımda o savaşın, ikinci bir ‘Babil Operasyonu’ olduğunu ifade etmiştim. Kim inanır?

Sonuç: Amerika’ya güvenerek oraya buraya saldıran Saddam, tarih oldu.

***

İkinci örnek PKK. PKK ve Kuzey Irak’taki Kürtler de Amerika’nın ipine yapışmıştılar. PKK, -en azından Türkiye’ye yönelik kısmı-, Amerika’nın ipiyle kuyuya inilmeyeceğini acı bir şekilde öğrendi. Ama hâlâ akıllanmamışlar ki PEJAK, İran’a karşı kullanılmasına müsaade ediyor.

Öbür taraftan Kuzey Irak’taki Müslüman Kürtler de Amerika’ya güvenip birtakım efelikler ve icraatlar yapıyorlar.

1994’te “Biberon Devlet” diye bir yazı yazmış ve ilk defa ‘Kürt İsraili’ ifadesini kullanmıştım. Sonra Kürtler de bu ifadeyi sevdiler ve ‘keşke İsrail olsak’ diye sitelerinde yazdılar. Amerika’yı idare edenin, İsrail olduğunu unutuyorlar. Amerika her yıl hangi devlete 10-15 milyar dolar hibe veriyor? Kürtler bunu alabilecekler mi? Ve ne zamana kadar?

Daha sonraki bir yazımda ise konuyla ilgili bir ‘kıssa’ anlatmıştım.

“Ormanın birinde hayvanlar birlikte yaşayıp giderlermiş. Aslanın krallığından hoşnut olmayanlar da varmış.

Bir gün bölgeye bir fil girmiş. Fil aslanın krallığını elinden almak için çare ararken, ‘Niye hep aslanların sözü geçiyor? Ben de kral olmak istiyorum!’ diyen bir sıpa fil ile işbirliği yapmaya karar vermiş. Ona ‘Yapma etme, fil sonunda gider, sen yalnız kalırsın!’ demişlerse de sıpa takmamış. Fil, sıpayı da yanına alarak aslanların inini basmış. Ama in dar, cüsse büyük.

Fil orada daha fazla kalamayacağını anlayınca sıpaya “Bak sıpa kardeş, ben aslanları pusturdum. Artık buranın kralı sensin. Kimse sana karışamaz!” deyip gitmiş. Derken beş altı aslan birleşip Fil’e haddini bildirmeye karar verdiklerinde.” diye hikâyeyi de yarım bırakmıştım.

Şimdi görüyorum ki, hikâyenin tamamlanması için düğmeye basıldı. Amerika çıkarlarını garantiye aldığında (Yani İsrail, oraya iyice oturduğunda) ne olur, onu zaman gösterir. Ama umarım, Kuzey Irak’taki Müslüman Kürtler, Saddam’ın başına gelenlerden ibret alırlar da çevrelerine yönelik sataşmaları ileriye vardırmazlar.

***

Gürcistan’ı anlatacağım elbet. Ama önce şu bizim ‘Amerikancılarımız’ için bir satırbaşı açmam lazım.

Ergenekon mergenekon. Her ne ise kaç tane ‘kon’ varsa bilumumunun babası CIA’dır. Ergenekoncular için her şey söylendi ama kimse değirmenin suyunun nereden geldiğini sormadı bugüne kadar.

Su gibi para harcadıkları görülen şu örgütü kimin niçin beslediği sorgulanmıyor. Tam olarak ne yaptıkları neye hizmet ettikleri belli değil. Bir tek, Türk milletinin canını acıttıkları, insanlarımızı öldürüp halkı birbirine düşürdükleri belli. Milletin hayrına ve hesabına bir tek icraatları yok. Ve aslında hakiki Türklükle bir alakaları da yok.

Ben ırkçı mırkçı değilim. Ama hiç de tasvip etmediğim ve üstelik milleti birbirine düşüren Türkçülük ve ulusalcılık adına icraat yapmaya kalkışanların ‘er aşın’ı sorma hakkım vardır.

Bu topraklar üzerinde ırkçılık, Türkçülük ve ulusçuluk yapmak, Sabetaist’e, Çeçen’e, Çerkes’e, Gürcü’ye, Arnavut’a düşmez. Necdet Sevinç’in dediği gibi hakiki Türk de ırkçılık yapmaz. Milletini sevmek olan milliyetperverlik ise başkadır.

Kendi halkını ve milletinin evlatlarını öldürterek, insanları kırdırarak, kaynağı belli olmayan servetleri hesapsızca paylaşarak bu millete hizmet edilmez. Hele milliyetçilik iddiasında olan bir örgüt bunu asla yapmaz. Bütün icraatlarından anlaşılıyor ki, bunların ipi ‘haric’in elinde.

Bakın ergenekonun bir ucu devletin içindeki resmi sıfatlara, bir ucu yerin altındaki adamlara ulaşıyor. Başında kim var, bu 25 örgütün ipinin ucu kimin elinde şimdilik bilinmiyor olabilir ama eğer arkası bırakılmazsa o da net ortaya çıkar. Mamafih bilen biliyor.

Mahir Kaynak’ın dediği gibi “Eylemlerin bir ucu devlet görevlilerine, diğer ucu yer altı dünyasına ulaşıyor. Acaba devlet kurumları mı yeraltını kullandı, yoksa yeraltı mı devleti? Belki de dış bağlantılarıyla, devlet yönlendirdi?”

Mahir Hoca ‘mahir’ adamdır, sözün tamamının aptallara söylendiğini bilir. İpin kimin elinde olduğunu daha nasıl söylesin!

Ama ben onun kadar ‘mahir’ değilim. Açık söylüyorum ve diyorum ki, ipi takip edin. Sonunda varacağınız yerde bir CIA ‘bölge şefi’nin oturduğunu görürsünüz. Onun yuları da büyük ihtimalle MOSSAD’tan bir ‘Haim’ efendinin elindedir. Ergenekon ipliğini pazara çıkaran adama dikkat edin, ne dediğimi anlarsınız!

Tuncay Güney’i yıllarca kollayan, besleyip büyüten ‘Veli Ağası’dır. Onu birçok kez ölümlerden ve ‘bedel ödeme’lerden kurtarmıştır. İşte Güney, şimdi onu satıyor. Neden?

Çünkü, asıl efendisi öyle yapmasını istedi! Amerika; yani İsrail! “Öt artık” dediler, o da müsaade edildiği kadarıyla ötüyor.

“Neden ve niçin şimdi?”nin cevabı, Başbakan Erdoğan ile Dick Chaney arasındaki diyalogda gizli olabilir! Bir gün o diyalog gün ışığına çıkarırsa Güney’in neden şimdi öttüğü de anlaşılır.

Belki, ‘majsteleri’nin ziyaretini doğru okumak da gerekebilir. Çünkü bir çok iş o geldikten sonra patladı. Ortadogu’da ve Kafkaslar’da, yani enerji akış noktalarının ikimn korntrolünde olması gerektiğinin belirlendiği şu günlerde İngiltere’nin boş duracağını sanmak saflıktır. Bizim kanımız üzerinden Pazar belirliyorlar. Tıpkı 1945’te, ve 1918’da olduğu gibi.

Olup biteni doğru okumaya çalışırsak şunu görürüz. Birileri, sözüm ona ulusalcıları (Ergenekoncuları) kullanıp AK Parti’ye ‘Bak seni kapatırım haaa, banamecbursun!’ diye gözdağı veriyor, onları da ‘beni dinlemezseniz, sizi AK parti’ye teslim ederim!” diye hizaya çekiyor. İşin aslını elbette bilen biliyor ama bilenler bilgiyi şimdilik kendisine saklıyor. Çünkü ‘baziçe’nin nasıl sonlandırılacağına henüz karar verilmedi.

Fakat her iki kesim de Amerika’nın ipiyle kuyuya inilmeyeceğini anlamaya başladı. Bu da Türkiye için bir kazanç olur inşallah!

***

Gelelim Gürcistan’a.

O gariplerim de Amerika’nın tezgâhına inanarak yola çıktılar. Önce Şakaşvili’yi seçtiler, iyi bir gelecek(!) umuduyla.

‘Sizi destekleriz, NATO’ya alırız, şöyle yaparız böyle yaparız’ diye tezgâha getirildiler. Yoksa o da bilir ki Osetya’ya saldırmak Rusya ile kozları paylaşmaya götürür.

Nitekim bakın Rusya işi fırsat bildi ve Kafkaslar’a indi. Belki de Gürcistan bağımsızlığını kaybedecek. Üstelik de asırlardır kader birliği içinde oldukları Osetya halkıyla arasına derin bir acı koydu. En iyi şartlarda bile en az 50 yıl kapanmayacak yeni bir yara açarak.

Zavallı Şaakaşvili (yoksa ahmak mı demek lazım)! İnanıp ayağa kalkınca Amerika sessiz kaldı. Büyük ihtimalle, arkadan dolanıp Rusya ile başka türlü mutabakat sağlamıştır bile. Tabii ku bir şeyler yapıyor görünecektir. Protestolar, toplantılar, nutuklar atılacaktır. Eğer Rusya gerçekten bilse ki Amerika ile cidden arası bozulacak buna kalkışmazdı!

Beni asıl endişelendiren, bu kavgada da tıpkı Irak’ta olduğu gibi asıl kaybedenin Türkiye olması ihtimalidir.

Şakaşvili Kafkaslar’da Saddamlığa kalkıştı. Atlantik ile Avrasya’nın kapışmasına fırsat yarattı. Şimdi Türkiye müdahil olsa da kaybedecek, tarafsız kalsa da. Çünkü Gürcistan bizim kuzeye açılan yeni kapımızdır.

Amerika tilki. Bir yolunu bulup liderleri kandırıyor, ikna ediyor. Onları kullanarak, asıl o bölgede kendi beklediği menfaatleri elde ediyor. Menfaatini elde edince, kendisine inanıp yola çıkanları rahatlıkla yüz üstü bırakıyor. Korkarım yine tarih tekerrür edecek.  Mamafih aynı oyunu Ruslar da Ermenilere yapmıştı…

Ama bu konularda kimse Amerika’nın eline su dökemez. O, kan oyunlarını en iyi bilendir. Çünkü Amerika’nın ‘akıldan’ı fitnede ve entrikada ‘dessas’ mertebesine varmış Siyonistlerdir. Muharref Tevrat’a göre ‘diğer tüm halklar’, en fazla ‘hayvanlar’ kadar bir hakka sahiptirler! Onlara verilen sözün de bir değeri olmaz!

Sen kendi kavmine, komşuna, dostuna ve en önemlisi de kendine ihanet etmiş olmakla kalırsın.

Gürcülere acıdım doğrusu. Bakalım mevcut olan varlıklarını koruyabilecekler mi? Ve bakalım bu ateş ne zaman bizim bacamızı da tutuşturacak!

*** *** ***

Bu yazı “11.Ağustos.2008 11:27:10” tarihinde gasteci.com’da “Amerika’nın İp’i yahut kan oyunları” başlığında yayınlanmıştır.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Mehmet Ali Bulut: Medya küçümsenmemesi gereken bir sihirbazdır!

Gazeteci, yazar, mütefekkir Mehmet Ali Bulut ile basın, medya, gazetecilik, irtica, medeniyetimizden kaybolup giden temel …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir