Anneleri Öldürmeyin Ne Olur!

Kendi nefsime karşı ‘tavizsiz’ gayrıya müsamahakar olmayı yeğledim hayat boyu.

Bilen bilir. Hep derim ki, “O bu hatayı yapmışsa muhakkak ki makul bir gerekçesi vardır. Ben bir hata yapmışsam, özür dilemeliyim…”

İnsanları hoş görmek veya olup bitenler noktasında onları temize çıkarmak için bahane bulmak ve kulu Rabbin rahmetinin dairesinde tutmak, tasavvufun en büyük keşfidir…

Ortalama bir din adamı, insanları cehenneme tıkmak için, mutasavvuf ise, insanları oradan kurtarmak için çare arar.

Ben mutasavvuf değilim ama o yol bana çok daha rahmani ve insani geliyor. Hoşuma gidiyor. Neden insanların bağışlanması mümkünken, Tanrı onları cezalandırsın ki! Onun kuluna acıması, merhameti, annemizin yüreğindeki şefkatten 70 bin kere daha üstünmüş… 70 bin kere annemizden daha müşfik! (Bu 70 bini, de herhalde kıyaslamayı anlamamız içindir)

Dikkatinizi çekti değil mi? Tanrı şefkatinin azametini anlamamız için anne yüreği, anne şefkati ölçü alınıyor. Ancak onun gönül terazisiyle tartabiliyoruz O sonsuz Rahmeti…

Ne büyük bir onur kadın için anne için!

Aman gelin görün ki, bugünlerde evlatlar hunharca annelerini öldürüyorlar. Tanrının yüreğini göğsünde taşıyan ve bizi orada barındıran anneler, evlatları tarafından öldürülüyor…

Aman Ya Rabbi!

* * *

Anne!

Allah’tan sonra, insana en çok acıyan yürek ve insanı şefkatle kuşatan rahmet, onda var. O Rabbin insan dokunan elidir adeta. Hz. İsa, “Tanrıdan sonra en çok övgü ve medih sözlerini hakkeden varlık kadındır” der. Çünkü kadın hem sevgili hem ANNE’dir.

İnsan denen aptal çocuğu, doğuran, eti ve canıyla besleyen, göğsüyle doyuran, dokunuşuyla huzura kavuşturan, sonra kucağına alıp ateşini dindiren, erkeğin fani hazlarını ebedi terennümlere dönüştüren ve onu çocukluğundan hayatının sonuna kadar yüreğinin itinasıyla gözleyip gözeten bir varlıktır kadın ve anne!

Bir evlat nasıl ona kıyar! Nasıl onu lime lime eder, doğrar, bıçaklar, yok eder…

İnsan aklı bunu almıyor, vicdanı bunu taşıyamıyor, kalbi çatlıyor, yüreği kan ağlıyor, kanı donuyor.

Bir annenin öldürüldüğünü duyduğumda, kâinatın bütününde yaşanan acıların hepsini eksiksiz duyan o muhit ve sonsuz kalbin acısını duyarım içimde…

Ağlarım. En çok da ana öldürüldüğünde ağlarım. Başını sokacak bir yer bulamayıp donduğu zaman insan, ağlarım ve açlıktan feri solmuş olarak ışığı söndüğünde insanın ağlarım…

Anneye hiç yakışmıyor ölüm! Hele de evlat eliyle gelmişse…

Aman Allahım!

Peki neden arttı bu kadar anne cinayeti? Ne oldu evlatlara?

Eminim psikologlar, sosyologlar, filozoflar bunun tahlillerini yapıyorlardır, yapmalılar. Neden bu evlat, zıvanadan çıkıyor. Ne oluyor ki anneyi elleriyle doğruyor.

Eminim sonra hepsi pişman oluyordur. Hepsi ömrünün sonuna kadar ah ediyordur ama oluyor işte.

Neden bu cinnet!

Cenab-ı Hakk’ın işlerinde hikmetsiz iş olmaz. Mutlaka gizli – açık bir gerekçesi, bir sebebi, bir hikmeti, bir illeti vardır, olmalıdır…

Annenin kusuru ne ki, evlat ona böyle hunharca saldırıyor. Ve evlat hangi iç duvarını yıktı ki, annesini yok edilmesi gereken bir düşman gibi görüyor. Ruhlar niye bu kadar serkeş oldu?

Acaba, anneler şefkatlerini kötüye kullanıyor olabilirler mi? Ellerine bembeyaz bir kagıt halinde verilen o çocukların ruh defterini, kendi kaprisleri ve ihtiraslarıyla onu bir canavara gönüştürüyor olabilirler mi?

Onları, vatan, millet ve din için faydalı, Tanrıya karşı saygılı evlatlar olarak yetiştirmesi gerekirken; onu kendi elleriyle, bencil, küstah, edep bilmez, cani varlıklar haline getiriyor olmasın?

Acaba o evlatları ‘Rabbin kullları’ olarak yetiştirmesi lazımken, her birini nefsin kölesi haline getirdiği için mi bu ceza gelip anneyi buluyor?

Gerçekten içim yanıyor anne ölümlerine. Hiç yakışmıyor anneye evlat eliyle ölmek. Niçin kader-i ilahi, böyle bir cinayete müsaade ediyor?

Mutlaka, ama mutlaka bir izahı vardır. Sosyolojik değilse psikolojik, psikolojik değilse mitolojik, o da değilse teolojik bir izah vardır ve olmalıdır.

Niçin evlatlar annelerin öldürüyor ve bu her geçen gün artıyor? Niçin?

Ne olur anneleri öldürmeyin diyeceğim ama o evlatları onlar yetiştirdiler!

* * *

1992 yılında hacca gitmiştim. Niğdeli, 75 – 80 yaşında bir amca ile karşılaştım. Yıllardır Kabe’de yaşıyormuş. Orayı mesken tutmuş. “Ben Allaha göçtüm” diyordu. “Dünyadan küstüm, Allaha göçtüm” diyordu.

Hikayesi ilginç. Uzun müddet evladı olmamış adamın. Sonra “Domuz olsun oğlum olsun” diye yalvarmış Allaha. Duası kabul görmüş ve oğlu olmuş. İşte onu o hale düşüren de oymuş…

Her şeyi elinden alıp onu dışarı atmış evlat. O da küsüp oralara gitmiş. ‘Neden şikâyetçi olmadın’ diye sordum. Güldü. “Kimi kime şikâyet edecektim. Onu ben istedim ve ben büyüttüm. Şimdi hangi yüzle ona beddua edip şikâyetçi olacağım” demişti.

* * *

Belki de yeniden dönüp ona yalvarmalıydı. Tövbe etmeli, yaptıklarından pişmanlık duymalı, yüreğinden özür dilemeliydi, yanlışlarından ve ihtirasından dolayı. Çocuğunu düşürdüğü halden dolayı. Ağlamalıydı yalvarmalıydı.

Hiç unutmadım o ihtiyari, yıllar geçti unutamıyorum. ‘Başınıza gelenler, elerlinizle yapıp ettiklerin neticesidir” ayetinin bir canlı tefsiri idi o benimi için.

İşte şimdi o yüzden ben sana yalvarıyorum ey anne.

Bizi cinayete sürükleyecek şeyler yükleme yüreğimize diye yalvarıyorum ey anne!. Ey anneler, katilinizi kendi ellerinizle yaratmayın ey anneler! Yüreğimizi dağlatmayın ey anneler. Onlar sizin eserinizdir ey anneler. Siyasi tarafgirlikler yüzünden çocuklarınızı dinden ve Allah’tan uzak tutmayın ey anneler…

Çocuklarınız dünyadâr olsun, yüksek mevkilere gelsin diye haldır haldır koşturuyorsunuz. O sınav senin bu sınav benim bir yarışa hazırlıyorsunuz. Biraz da Allahtan korkmaları için çabalayın ey anneler!

Tanrı seni kendi adıyla andı. Doğurganlık vasfına, kendi isminden isim verdi. Cennete girişi senin rızana bağladı. Seni şefkatle donattı ki, sen de onun kullarını ona layık yetiştiresin diye ey anne!.

Yoksa emanete hıyanet ettiğin için mi bunlar başına geliyor ey anne?

Yaratıcısını tanımayan, onu var edip besleyen Tanrısına itaati bilmeyen kul, sana niye itaat etsin ey anne!

Sen Rabbine nankör olsan, payın senin nankörlüktür ey anne!

Ne olursun, toplan artık. Evladını cinayetten, bizi yürek yangınından kurtar bizi ay anne!

Dön rabbine, bizi de al yedeğine, götür bizi cennetine ey anne!

Yoksa düştük düşeceğiz, şu mustatil cinnetine ey anne!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir