“Askerin Omuzunda Akper Var!”

Ekrem Dumanlı ‘Keşke Asker Bu Kadar Yalnızlaşmasa” başlıklı yazısına şu cümlelerle giriş yapmış:

“Üzülerek belirtmek zorundayım ki on yılı aşkın süredir ordumuz yalnızlaşıyor. İçine kapanıyor, kitlelerle irtibatını kaybediyor. Kim ne derse desin, bu ülkeyi seven herkes için acı veren bir tablo bu.”

Ben bu fikre tam olarak katılmıyorum. -Belki de Dumanlı, bu ifadelerle akredite olamamanın acısını çıkarıyor- Çünkü asker zaten çok eskiden yalnızlaşmıştı. Hani şu, mahallemizde oturan muvazzafların, bizi bırakıp lojmanlara çekildikleri tarihler vardı ya, işte o zamanlardan beri yalnızdı asker.

Eskiden albaylarımız bile halkın içinde bizimle birlikte yaşar, mahalle halkını tanır, bilirdi. Çarşıda, pazarda, caddede, sokakta bizim aramızda yürür ve ne yediğimizi, ne giydiğimizi, ne çile çektiğimizi anlar; bizimle birlikte o da çile çekerdi…

Sonra birden kışlaya çekildiler. -Adeta ekmek elden su gölden bir hayata yani- Halkın ne ekonomik halini bildiler, ne de asayişsizliğini gördüler. Varsa yoksa laiklik!

Dramlarımızı, sıkıntılarımızı, keder ve sevinçlerimizi ancak raporlar, ihbarlar ve ifşaatlarla öğrendiler, bildiler. Öyle olmasaydı, andıçlarla, fişlemelerle halkı tanımaya kalkışırlar mıydı?

Hayır, asker yalnızlaşmıyor. Bence asker yavaş yavaş hakikati fark ediyor. Yanıldığını, daha doğrusu yanıltıldığını fark ediyor. Milletin ve vatanın hayrına olduğunu sandıkları birtakım eylem ve duruşların, halkı onlardan uzaklaştırdığının farkına vardılar ve varmaya da devam ediyorlar…

CHP’nin ipi ve Marksist – Leninist  bir kısım medya akıldanelerinin feneriyle indikleri kuyunun dibini gördüler artık. Milletin küstüğünü, “asker eşittir CHP” denkleminin kendilerine zarar verdiğini idrak ettiler. Bunu da en son 22 Temmuz sağladı…

Eğer bizim sağcı yalaka medyamız biraz dik dursaydı, ordu bunu çok daha erken fark ederdi. Bakın, Genelkurmay’ın yaptığı basın toplantılarında ve birifinglerde bazı gazete ve medya kurumlarına ambargo konuyor.

Asker, ancak “ülkenin düşmanlarına ve hainlere karşı ambargo koyduğunu göre”, bu gazeteler hiçbir gün “Hop ne oluyoruz?” demediler. Çağırılmadıkları basın toplantılarını, alınmadıkları devlet haberlerini yine de manşetlere çekerek, kendilerine yapılan zımni isnadlara rıza gösterdiler!

Halbuki, pekâlâ, hiç de hakaret etmeden, askere, yanlış yaptığı, yiğitçe bir duruşla gösterilebilirdiAkredite olmayan basın mensupları olarak “Sen beni nasıl hain sayarsın! Ben de senin kadar bu ülkeden yanayım. Senin silahla yaptığını ben de kalemle yapıyorum. Sen beni davet etmiyorsan ben de seni yazmam!” diyebilme cesareti ve tavrını göstermiş olsaydık, asker çok daha erken uyanırdı!

Gerçi eninde sonunda, asker kendisini yalnızlığa sevkedenin CHP ve ’akredite’ basın olduğunu görecekti. Çünkü askerin o mahut basının ve CHP’nin teşvik ve iğvaları ile giriştiği bütün eylemler milletten kırmızı kart yedi! 1961, 1980, 1997 ve nihayet 2007 Nisan! Bu tarihlerin hepsi milletin kalbinde paslı çivi gibi zonklamaktadır!

İşte asker şimdi bunu gördü ve görüyor. Ordu bunu gördüğünün ilk işaretini Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesinde gösterdi. ‘Çokseslilik ve AK Parti’ye Küçük Bir Uyarı’ başlıklı yazımda da belirttiğim gibi, ordu o zaman CHP ile birlikte hareket etmeyeceğini göstererek 50 yıllık bir geleneği yıktı.

Şimdi yaşanmakta olanlar da bana göre askerin yeniden konum belirleme sancılarıdır. Tabii ki kolay olmaz, olmayacak da.

Biz askerin yanlışlarını, düşman tavrı takınmadan eleştirebilirsek, bu süreci kısaltırız. Bana göre bu adımların en başında da, akredite olmayan, yani beri taraftaki basının askere karşı duruş alması gelmektedir. Sen beni çağırmaz, yok sayarsan ben de seni görmem! diyebilme cesareti göstermelidir.

Aksi takdirde, asker yaptığının doğru ve yerinde bir iş olduğuna karar verecek ve sürdürecek. Biz de yanlışı alkışlamak yüzünden sergilediğimiz ahmaklıkla kadere şu fetvayı verdireceğiz ki, “Biz aşağılanmaya ve tard edilmeye müstahakız!”

Millet babadır, asker de onun evladı… Elbette bazen evlat da yanlış yapar. Baba o yanlışları görmezden gelebilir. Ama bu her zaman olursa evlat yanlışının farkına varmaz. O yüzden bazen ikaz ve tavır almak gerekir. Ta ki evlat fark etsin…

Ve işte ben diyorum: ‘Omuzunda akrep var!’  Yani ‘şu şu şu hareketin yanlış’, diyorum. Eğer akrep yoksa benim sözüm sana zarar vermez. Ama gerçekten omzunda akrep varsa, ben sana iyilik yapıyorum. Buna memnun olmalısın. ‘Sen kötü niyetlisin” diyerek ikazımı reddedemezsin!

Ordu bir partinin iktidar olmasını sağlamak veya iktidardakini düşürmek için milletin iradesinin karşısında yer almaz! Alıyorsa omuzunda akrep var demektir”

Biz de bunu ikaz ediyoruz diye gücenmeye hakkı yoktur…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Mehmet Ali Bulut: Medya küçümsenmemesi gereken bir sihirbazdır!

Gazeteci, yazar, mütefekkir Mehmet Ali Bulut ile basın, medya, gazetecilik, irtica, medeniyetimizden kaybolup giden temel …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir