Atatürk – Said Nursi – Rejim ve Mustafa Mutlu

“Atatürk! Türkün Atası, Türk milletine Cumhuriyeti bağışlayan, onu yoktan var eden altın saçlı mavi gözlü ilah!” desem,

Bu, Atatürk’e ne katar, Atatürkçülüge ne katar, Türk milletine ne katar, cumhuriyet değerlerine ne katar, tarihe ne katar?

Hiçbir şey!. Sadece ben, yalancılık ve pespaye bir yağcılık vasfı kazanmış olurum!

-Peki Atatürk bu cumhuriyetin kurucusu değil mi?

-Elbette!

“Ama cumhuriyet onun eseridir, bizi yalnızca o kurtardı, o olmasaydı biz bir halt olamazdık” gibi yağcılık ve yalakalıklara sanırım Mustafa Kemal de itibar etmezdi.

“Bence o olmasaydı bu cumhuriyet olmazdı” diyenler, gerçek anlamda Türk milletine hakaret edenlerdir. Eğer 301 işletilecekse, asıl bu tür mübalağa ile kavramların içini boşaltan ve zımnen Türk milletini küçük düşüren yazar çizerler aleyhine işletilmeli!

Koca bir milletin sa’y ve gayretini görmezlikten gelip, bir başarıyı tamamıyla bir insana hamletmek tek başına bir zulümdür. Ki zaten üzerine toz kondurmadıkları rejim de bu zulüm üzerine bina edilmiştir.

Türk milleti, bilinen kadarıyla 4 bin 5 bin yıldır ayakta ve her dönemde muktedir olarak, bulunduğu coğrafyada ağırlığını ve varlığını sürdürmüştür.

Atatürk ise bu uzun ve çalkantılı maceranın son yüz yılında var olmuştur. Bir gün gelir o da Bilge Kağan, Tonyukuk veya en fazla Metehan gibi tarihin içinde bir şahsiyet olmaktan kurtulamaz. O bir ilah sayılsa bile, Allah’tan başka hiçbir ilahın ila nihayet varlığını sürdürdüğü görülmemiştir.

Dolayısıyla gelin şu abartı çılgınlığından kurtulalım. Her bir gelişmeyi, iyileşmeyi ‘Atatürkçülük elden gidiyor, cumhuriyet elden gidiyor’ martavallarına dökerek kösteklemeyin. Yetmedi mi Atatürk’ün etinden varlığından beslendiğiniz?

Atatürk’ü; o kanunlar perdesi altında sıkı sıkıya korunan varlığını ve hatıratını ve yaptıklarını tarihe bırakalım. Eğer yaptıkları hakikaten bu milletin hizmetine geçmiş ise inanın Oğuz Han’ı, Mete’yi Kül Tigin’i, Çağrıyı, Alparslan’ı, Fatih’i unutmadığımız gibi onu da unutmayız. Bu millet vefalıdır.

Yok eğer varlığı, şu keyfi, küfri ve cebri rejimin varlığı ve devamı ile kaimse yazık! Benim bildiğim Mustafa Kemal yaşamak için, varlığını ve hatıratını sürdürmek için böyle bir vesayete ihtiyaç duymazdı. Çünkü rejimler fanidir. Ama ali hizmetler unutulmaz.

* * *

Ama sanırım Mustafa Mutlu bu kanaatte değil. O rejim gibi Atatürk de elden gidiyor diye yazmış. Güya Said Nursi rejimi yıkıyormuş, birileri de onu fikirlerinin serd edildiği sempozyuma sponsor olmuş ve böylece Rejim de Atatürk de tehlikeye girmiş!

Vah vah vah!

Sayın Mutlu Said Nursi’yi nereden biliyormuş ki? Yazısını okudum. O behrede zerre kadar nasibi olmadığı belli. Çünkü müktesebatı da yok. Birileri bir şeyleri tercüme(!) edip eline vermiş (tercümeler de yanlış ya) o da onları yazıp Atatürk’ün sütresine çekilmiş bu tarafa taş atıyor.

Güya rejimi kolluyor. Rejim,”kendisini yıkacak adama sponsor oluyor” demiş. Bravo! Köy Enstitüleri’nin tezgahından geçtiği belli.

Said Nursi’yi okumadığı kesin. Okusa bile anlayacak kadar Türkçesi olduğunu sanmıyorum. Hatta değil Said Nursi’nin kendisine has lisanını anlamak, Türkçenin en iyi örnek metinlerinden olan Nutuk’u anlayacağını bile sanmıyorum.

Onlar ancak ‘söylev ve demeç’ten anlarlar onu da doğru anlamazlar.

Kafalarında, kendi çıkarlarına ve keyfi arzularına kalkan yaptıkları bir Atatürk var.

Zulme ve haksızlığa karşı çakan herkesin önüne zulme ve haksızlığa karşı çıkan Atatürk’ü çıkarmaları ne acı!.

Eğer Mutlu efendi, şöyle 70 yıllık basın tarihini biraz irdelese görecek ki, bu rejim, önce saltanatçıları, sonra dindarları, sonra milliyetçileri, sonra demokratları, sonra solcuları ve komünistleri, ardından ülkücüleri, sonra tekrar dindarları ardından Kürtleri kendisine düşman saymış.

Bütün tarikatler kapatılmış ama yeryüzünün en tehlikeli en sinsi tarikati olan Masonluk hep baş tacı edilmiş. Sütre gerisinde bütün işleri onlar sevk ve idare etmiş, onların izni olmadan başbakan olunamamış, bakan olunamamış, YOK başkanı, rektör olunamamış hatta… (ne ise başımızı derde sokmayalım..).

Memleketin başına açtıkları belalardan dolayı; Londra Locasının talimatıyla Kayseri’deki uçak fabrikasının kapatılmasına, Ereğli demir çelik fabrikasını engellenmesine çalıştıklarını belirlediği için Atatürk, ölümünden iki yıl önce Mason derneklerini kapatmıştı.

Atatürkçülüğü Altıok faşizmine dönüştüren İnönü diktatörlüğü döneminde yapılan ilk iş ise mason localarını ardına kadar açmak oldu. Bu mu Atatürkçülük?

Rejimi eleştiren herkes gerici!. Atatürk’ün kötüye kullanıldığını söyleyenler veya onunla ilgili sena dışında kanaat izhar edenler vatan haini!

Peki yıllarca böyle yaparak rejimi ayakta tutabildik mi?

Hayır! Yıllarca bu milleti Atatürkçülük adına horladınız. Halkı küçümsediniz. Diniyle ve örfüyle alay ettiniz. Dinini öğrenmesini engellediniz, çocuklara Kur’an öğretilmesini bile kanunla yasakladınız. Allah diyenleri hapse attırdınız. Ne oldu?

Sonunda rejim, kıçında donunu tutamaz hale geldi. Bütün kırmızı çizgilerimiz sarıya döndü. Cumhuriyetin numaraları çıktı. Bu milleti yalan ve yanlış dayatmalarla bölünmenin eşiğine getirdiniz.

Bak, Rejimi eleştirmede Said Nursi’ye bile rahmet okutacak Doğu Perinçek, PKK’nın bile rejimin bir oyunu olduğunu ispat etti.

Bu keyfi, küfri, cebri ve askeri rejimi Alevi istemiyor, Kürt istemiyor, Türk istemiyor –Ben binlerce ülkücü biliyorum ki rejimin hapishanelerinde hadım edildi. Ve tabi solcu gençler- Bir tek Mustafa Mutlu efendi mutlu görünüyor?

Sayın Mutlu Sabetaist misiniz?

Çünkü bu rejim, ta tepeden ayak tırnaklarına kadar bir sabetayist planlamadır. Allah bilir sen onu da bilmiyorsunuzdur. Fakat keder etmeyiniz, Soner Yalçın Bey’e müracaat ederseniz size şeceresini çıkarır!

* * *

Ben Cumhuriyetin yaşayacağına ve ila nihayet devam edeceğine inanıyorum ve bütün varlığımla da bu davanın arkasındayım. Fakat Mutlu emin değil…

Çünkü onun adına işlenen zulümleri hatırladıkça benzerinin kendilerinin başına geleceğini zannediyor.

Ama korkmasın, çünkü Said Nursi’nin istinad ettiği İslam anlayışında, bir ferdin hakkı devletin hukukundan dahi üstündür.

Ama Mutlu’ya hak vermemek de haksızlık olur. Bu rejimin bu halini terk edeceğini; daha medeni, daha insani bir mahiyet kazanacağını, daha doğrusu, sebataist – masonik zındıka cuntalarının kontrolünden çıkıp milletin mutluluğunu esas alan bir yönetime dönüşeceğini hissettiği için panikliyor…

Bugüne kadar laiklik adı altında masum ve mazlum Müslümanlara dinsizlik dayattıkları, dinlerini yaşamak isteyenleri dışladıkları, dindarların okumasına engel oldukları, kurslarını, okullarını ve Kur’an okumalarını yasakladıkları için korkuyor. Ya bizim yaptığımızı onlar da bize yaparsa diye…

Korkmasın!. Çünkü Said Nursi diyor ki, “Artık din ile dünya işleri birbirinden ayrıldı. Çünkü ‘rüşd’ açığa cıktı. İsteyen istediği gibi yaşama hakkına sahiptir Artık dinler ve milletler savaşı olmayacak. Sınıflar ve menfaatler savaşı olacak. Dahilde cihad caiz değildir. Cihad harice karşı ve kendini savunmaya yönelik olabilir. İçerde kim adına ve ne adına olursa olsun her türlü kargaşa, asayiş bozucu hadise, millet, vatan ve din aleyhinedir. Ey kardeşlerim siz asayiş kuvvetlerinin yanında yer alın…”

Onun için korkmasın. Ama Said Nursi ile başlayan iman hareketinin yükselmesinden rahatsız ise ona diyeceğim yok.

Bu konuda korkabilir. Zaman geçtikçe onun fikirleri dinçleşiyor, gençleşiyor, değer kazanıyor, yayılıyor. Bakın, daha dün dünyanın dert bir yanından 150 bilim adamı gelip burada Said Nursi’nin adalet konusundaki fikirlerini tartıştı.

Demek ki Said Nursi’nin arz ettiği değerler ve fikirler bütün insanlığın ihtiyaç duyduğu fikirlerdir ki gelip alıyorlar. Siz bugüne kadar onu, kanunlar, iftiralar ve istihbaratlarla yok etmeye, silmeye ve hiç yaşamamış gibi yok saymaya çalıştınız. Bir faydası olmamış.

Buna karşılık, kanunlarla korumaya çalıştığınız değerleriniz ortalıkta tar u mar olmuş. Oturup “biz nerede yanlış yaptık” diyeceğinize, hala oraya buraya çamur atıyorsunuz.

-Yok rejimi yıkmaya çalışan adama sponsor oluyorsunuz! THY’ye güya dürüstlük dersi veriyorsunuz!

* * *

Cebbar rejimler ile masum mazlumlar arasındaki mücadelenin nasıl bir seyir takip edeceği ile ilgili bir anekdot aktarayım:

Sayın Mutlu -eğer Karl Marks’tan başka bir şey biliyorsanız ki bilemiyorum- sanırım tarihte yaşamış ve tarih olmuş Roma diye bir devletten de haberiniz vardır.

Romalılar Hz. İsa’yı o kadar küçümsemişlerdi ki, onu kale bile almıyorlardı. O zamanki masonlar ve sabetaycılar, Hz. İsa’ya iftira atıp onu Romalılara şikâyet ettiler. Roma, onların niçin bu gariban adamdan şikâyetçi olduklarını bile anlamayacak kadar kibir ve gurur içindeydi. Ama çıkarları zarar görmesin diye, Hz.İsa’yı astılar –Şimdi Hz.İsa aslında asılmadı bile desem kafanız karışır. O yüzden o bahse girmiyorum-

Peki Hz. İsa’yı yok mu edebildiler?

Hz.İsa’nın topu topu 11 havarisi vardı. Bunların da ancak üçü beşi dağılıp yeryüzüne onun inancını yaymaya başladılar…

Roma kibir ve gurur içinde… Onu asılmasını isteyen Yahudiler ise Kudüs’te bir rejim düşmanından kurtulmanın keyfiyle ellerini oğuşturdular…

Sonra ne oldu biliyor musunuz Sayın Mutlu?

Kendi çıkarcı düzenleri bozulmasın diye Hz. İsa’yı Romalılara teslim edenler için Kudüs yaşanmaz hale geldi. Tar u mar olup yeryüzüne dağılmak zorunda kaldılar. Roma ise sadece üç yüz yıl sonra Hz. İsa’nın önünde secdeye vardı! Evet secdeye vardı!

Şimdi, onu astığını sanan Romalıların merkezi olan Roma, İseviyetin payitahtıdır…

Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz Sayın Mutlu!

Gazetecilik yaptığınızı sanıyorsunuz ya öyle değil. Gazetecilik başkadır, kin kusmak başkadır.

Eğer gerçekten, bir hizmet yapabilecekseniz, bir tarafa rejimin tezlerini, bir tarafa da Said Nursi’nin tezlerini ve önerilerini koyunuz, kanunun korumasını da kaldırıp vicdani rekabet ortamında,salınız fikirleri birbiriyle münazara etsinler. Millet de hakem olsun!

Bakalım rejim diye yutturduğunuz bu dayatmaların ömrü ne kadardır!

Eğer rejimin biraz yüzü olsa, millete kanun ı esasi gibi dayattığı altı okun düştüğü hale bakıp biraz utanır, kendisine biraz çekidüzen verir.

Sizi temin ederim Sayın Mutlu, Mustafa Kemal mezarından kalksa, ilk tokat vuracağı simalar, adını kullanıp düzenlerini yürüten Masonlar, dinsizliklerini laiklik kisvesi altında din diye millete dayatan zındıka komiteleri ve onları alkışlayıp halkı canbaza bamaya zorlayan yazar çizer takımı olurdu…

Sizin ifadenizle “maalesef” sayın Mutlu, Bediuzzaman Said Nursi artık keyfi kanunlarla engelleyebileceğiniz kameti çoktan geçti…

Eski bir istihbaratçının elinize tutuşturduğu belli olan o bilgiler –ki daha önce elden ele dolaştı- artık kimseyi inandırmıyor.…

Haa bu arada, gerçekten size soruyorum: Said Nursi’nin şu sıraladığınız ve kınadığınız rejime yönelik itirazlarının hangisi yalan?

Kenara çekiliniz ve bana göre hala var olan –çünkü iyi bir solcu idiniz önceleri. O dönemlerden kalma insaf kırıntıları vardır eminim- vicdanınıza sorun:

Said Nursi’nin rejime yönelttiği hangi eleştirisi yanlış veya haksız?

Şayet maksadınız Said Nursi’yi tezyif değil de Ali Atıf Bir Hoca gibi sadece THY’nin sponsorluğunu irdelemek olsaydı, biz de sizinle birlikte “THY’nin sempozyuma katkısı doğru mu değil mi tartışalım” derdik.

THY sizsin veya benim babamın şirketi değil. Bir kamu şirketi. Başında da kurumun kar – zarar dengesini gözeten birileri zaten var. Kurumu doğru işlettikleri de ortada ki THY hergün biraz daha büyüyor.

(Bu arada, Said Nursi’ye göre deccal şahıs değildir, yaşam biçimidir. Bu açıdan tanrıtanımazlık adı altında dayatılan bütün hayat tarzlarına ve özellikle komünizme deccal diyor Said Nursi. Onu kim temsil ediyorsa başı da odur. Türkiye’deki, laiklik adı altında dayatılan dinsizlik rejimine ise Süfyan ve süfyanizm diyor. Bir daha kullanmak isterseniz, bu çerçeveden bakın diye yazdım bu notu…)

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Mehmet Ali Bulut: Medya küçümsenmemesi gereken bir sihirbazdır!

Gazeteci, yazar, mütefekkir Mehmet Ali Bulut ile basın, medya, gazetecilik, irtica, medeniyetimizden kaybolup giden temel …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir