Ateş ve Akrep

ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, 1915 yılında Ermenilerin tabi tutulduğu tehcir olayının bir “soy kırım” olduğuna karar verdi…

Canı sağ olsun Stratejik ortağımızın. Ortağımız değil mi sever de döver de…

Hem zaten, aslında o böyle bir karar alınsın istemiyordu ki(!) Bütün kabahat Nancy hatunda…

Öyle değil mi?. Bakın Push efendi, Gundaliza hanım Goot efendi, daha ne bileyim eski dış işleri bakanları yalvar yakar oldular da hatun dinlemedi?

Yaaa, ben de yedim!

* * *

Biraz matrak bir giriş yaptım, affınıza sığınarak.

Çünkü bu durum gerçekten matrak bir olay. Amerikan başkanı, dışişleri bakın eski dışişleri bakanları, savunma bakanı rica edecek ve amerikan çıkarlarının cidden tehlikeye düşeceğini söyleyecek de Temsilciler Meclisi Dışilişkiler Komitesi böyle bir karar alacak.

(Türkçe ile söyleyeyim:)

-Hadi len!

O Amerika ki, kendi çıkarı söz konusu olduğunda, çıplak hötle 10 saat kazığın üstüne oturur da canım yandı demez… Çünkü onun dini imanı dolardır. Doların üstünde de Siyon dağı ve Yahudi gözü vardır…

Bu kısmı bu kadarla kapatayım ve asıl konuma geçeyim…

* * *

Bu dahi, şehid edilen askerlerimiz ve katledilen masum sivillerimiz gibi, işlemekte olan bir senaryonun parçasıdır

Bu senaryo Türkiye’yi Kuzey Irak’a çekme enaryosudur!

Beni bilenler biler, ve dileyen internetten girip o yazılarıma da oluşabilir, ben taa baştan yani 1990 yılından beri, Türkiye’nin Amerika ile birlikte Irak’a girmesini ve Saddam’a birlikte ders vermeleri gerektiğini yazdım.

Buna da iki gerekçe ile taraftar idim.

Birincisi, İsra suresi’nin ilk ayetlerinin gösterdiği işaretler,

İkincisi, bugün bölge ile ilgi yaşadığımız ve daha çoook yaşayacağımız sinir bozucu, haysiyet kırıcı olayların başımıza gelmemesi için…

Ama kader hükmünü icra ediyor. Olacak olan oluyor… Türkiyenin, Eninde sonunda karşılaşacağı şeyle karşılaşmadan önce eli güçlensin istemiştim. Olmadı. Meclis’teki Truva atının 70 binicisi, Türkiye’yi içerden vurdu. Bunu da bize haysiyetli duruş olarak yutturdular…

Evet, herkes gibi ben de biliyorum ki, ABD’nin BOP projesinin temel ve nihayi hedefi Türkiye’dir. Bunu ister kabul edin ister etmeyin. Umurumda değil, çünkü yaşayıp göreceksiniz. Beni tanıyan bilir. Ateşin, yakacağını söylerim, ama illa da yanmak isteyene “hayır, yapma” demem.

O yüzden, o aralar bir yığın yazılar yazıp oraya buraya gönderdim ki, “aman Türkiye Amerika ile birlikte Irak’a girsin. Girmezse, bölge, öyle bir fitne gayyası olacak ki faturasını da Türkiye ödeyecek. Bari kendi inisiyatifimizle gidip olacakların bir kısmını engelleyelim” dedim. Olmadı.

Türkiye o zaman oyuna getirildi ve Amerika ile birlikte Irak’a girmesi engellendi. Meclisteki 70’ler hareketi bir başka Truva Atı hareketi idi. Ordu’nun içinde “kafası basmayan askerler” onlara yardımcı oldu. Yazık ama gerçek bu. Sonunda tezkerenin reddi olayının İsrail ve Barzani operasyonu olduğu anlaşıldı ama iş işten geçtikten sonra…

Çünkü başlangıçta Amerika cidden oraya niçin girdiğini tam bilmiyordu ve samimi olarak Türkiye’nin kendisinin yanında yer almasını umuyordu. Elbette Amerika, oraya girmekte yüksek çıkarları olduğunu biliyordu. BOP, ona uzatılan bir demet ottu ve son derece iştah çekiciydi. Zaten deve de bir tutam otla yardan uçurulur ya!

Ne ise… Ne demek istediğimi doğru anlatabilmek için şöyle diyeyim. Amerika dev bir Truva Atı’dır. İçinde ise daima ‘Tamara’nın çocukları’ vardır. Tamara’nın çocuklarının temel misyonu ise, önünde sonunda Ortadoğu’da yaşanacak ve insanlığı kıyamete zorlayacak ‘Armageddon’ savaşında, İsrail’in karşısında yer alacak güçleri vaktinden önce bertaraf etmektir…

Çünkü İsrail’in elinde, 2006’da başlayan sürecin sonunda, tam olarak ne zaman patlak vereceği bilinemeyen ama mutlaka gerçekleşecek bir savaşın fotoğrafı var. Fotoğraf Tevrat kaynaklı… Ve o fotoğrafta İsrailoğulları imha edilmiş. İşte İsrail, şu anda, dünyanın en büyük gücünü temsil eden Amerika’nın dimağını ele geçirmiş, onun gücünü kullanarak, o fotoğraftaki görüntüyü kendi lehine çevirmeye çalışıyor!

Hani zaman içinde yolculukların işlendiği filmlerde hep görürüz ya. Bir resim var. Geçmişe gidilip o resmin çekildiği tarihte bir şeyler yapılır ve bir de bakarsınız o resimdeki o görüntü değişivermiş… İşte öyle bir şey. Size anlattığım hayal gelebilir. Merak etmeyin, bugün yaşı 30’un altında olanların hepsi bunu görecek. Bu yazıyı da isterseniz saklayın..,

* * *

Sonuç olarak, iki körfez savaşı ve ardından gelen işgal ile Nebukadnezar’ın yurdu olan Irak’tan iki bin yıl öncenin intikamı alındı… Hatırlayın Süleyman Mabedini yıkan Babil kıralı Nebukadnezar’dı.

Şimdi sıra Ninovalılar’da. Orada iki, hatta üç truva atı var şimdi. Hepsinin de içine Tamara’nın Çocukları yerleştirilmiş durumda.

Biri; Amerika’nın kendisi. İki; eski MOssAd emeklilerinin ayakta tuttuğu Barzani idaresi, Üç; İsrail, ABD ve AB tarafından beslenen PKK örgütü…

Biz ilk anda Amerika ile birlikte oraya gitseydik, son iki Truva atı olmayacaktı. Bu da İsrail’in planına uygun değildi. O yüzden ne yapıp edip Türkiye’yi oradan uzak tutmaya başardı…

Şimdi her taraf, ‘truvalanıp’ tuzaklanmış vaziyette Türklerin oraya gelmesini bekliyor.

Fakat Türkiye de uyanmış. Tuzağa düşmemek için direniyor. Aslında Kur’an da Türk milyletine “sabırlı ol” diyor. İsra Suresindeki işaretlerden biri de “Nuhun çocuklarını dikkatli ve sabırlı olmaya” çağırılmasıdır. (Nasip olursa o konuyu da yazmak isterim bir gün.)

İlk defa güzel dostum Ünal Tanık tarafından bize duyurulan Houdson Dehşet senaryosu da, Türkiye’nin orasına burasına bırakılan yüksek tahrip kabiliyetli bombalar da, sınırlarımızda yapılan tecavüzler de, PKK’lıların elini kolunu sallayıp 50 km içerilere girip, askerlerimizi keklik avlar gibi avlamaları da, Temsilciler Meclesi’nin Yahudi Lobisi ve devlet baskısı(!)na rağmen, Termeni Tasarısını onaylaması da ve bugünden sonra yaşanacak belki daha da onur kırıcı ve yürek yakıcı hadiseler de bir tek amaçla yapılıyor ve yapılacak:

-Türkiye’yi kuzey Irak’a çekmek!

Ben, 1990 tarihinden bu yana ‘Türkiye neden o gün Irak’a girmedi’ diye hayıflanan ben diyorum ki, “Sayın Cumhurbaşkanım, başbakan ve genelkurmay başkanım! Aman ha bu tuzaktır. Şimdi girmeyin!”

Eğer girerseniz, bu hacâlet ve öfke ile o ateş çemberine sokulursanız, öfkesinden kendisini sokan akrep olacağız!

Şimdi sabır. Kışkırtmalara aldırmayın. Biz bahara girdik. Evrensel zaman takvimi bizim için baharın geldiğini gösteriyor. Yakında Asya tarlaları, Rumeli bostanları bizim çiçeklerimizle neşvü nema edecek. Onlar da bunu biliyorlar. Vakitleri daralıyor. O yüzden bir an önce bizi o batağa çekmeye çalışıyorlar.

Haaa, siz gitmeseniz de onlar zaten gelecekler. Yıllar önce bir Sümer tabletinde var olan bir kehaneti de burada hatırlatayım. Şöyle diyordu:

“Günlerin sonu yaklaştığında Fırat’a gem vurulur. O gün geldiğinde Fırat’ın üstünde oturan kavim ile altında oturan kavim birbirine düşer. Sonra herkes altta oturan kavme yardım eder. O da üstte oturanın merkezine kadar gelir. Sonra kuzeydeki ayağa kalkar. Kendisinden alınanlarla birlikte Fırat’ın denize vardığı yere kadar gider ve alır. Arabistan’ın ve öteki yerlerin kıralı olur”

Bu tabletin yayınlandığı dergiyi uzun süre sakladım. Son dört yılda beş altı kere taşındığım için artık ne nerdedir bilemiyorum. O dergiyi dün gece çok aradım ama bulamadım. Ben de hafızamdakilerle yetindim.

Sonuç olarak, Türkiye bu tahriklere kapılmamalı! Büyümeye, gerçekten güçlenmeye devam etmeli. Ama artık hükümet de düşmanlarının nasihatine göre ülke idare etmekten kendisini kurtarmalı.

Ak Parti hükümeti, artık kendisine isnat edilen şaibeleri temizlemeli. Dostluklarını (İsrail gibi) gözden geçirmeli. Bireysel çıkarlarını her şeyin üstünde tuttukları iddialarını bertaraf etmeli ve ikide birde Türkiye Cumhuriyeti başbakanını bir takım deliklere süpürme alışkanlığı edinmiş danışmanlardan da kurtulmalı…

Eskiler ne demişler:

Şemsi şitaya, iltifat-ı ümeraya, nasihat-ı a’daya aldanma!

* * *

Haa bu arada, Türkiye acilen şu tavra bir cevap vermeli. Bakın oylamayı izleyen Financial Times’ın Washington muhabiri oylama sırasındaki havayı anlatırken ne diyor:

“1915’te başlayan kitlesel cinayetlerden kurtulan dört kişinin de katıldığı oturumda duygusal bir hava vardı. Kaliforniyalı Cumhuriyetçi üye Brad Sherman ‘Yapalım bu işi, bitsin’ diye konuştu, ‘Ankara’dan birkaç gün birkaç öfkeli laf gelir, sonra biter.”

Öyle olmadığını, öfkemizin geçici olmadığını göstermezseniz, bu bir emsal olur ve herkes Türkiye’nin sırtından efelik taslamaya devam eder…

Ve bir hatırlatma:

Bugün insanlığın en büyük belası, hrıstiyan ümmetinin maddi manevi gücünün, İsrail oğulları tarafından kullanılıyor olmasıdır. Bizler İsa’nın saliklerini, İzak’ın çocuklarının kontrolünden kurtaramazsak, başımız dertten kurtulmayacak. Tabii Hristiyanların da. Yahudiler. iki ümmeti birbirine düşürmüş, kendisi keyif çatıyor. Bu konuyu da yazacağım inşallah…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir