Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (III) – (Hudutları Olmayan Bir İktidar)

İsrailoğulları’nın, bugün ekonomiden paraya, medyadan sihre, teknolojiden insan dışı varlıkların kullanımına;

Cin, ifrit, huddam ve ilflerin (meleksi varlıkların), şeytanların sevk ve idare edilmesinden havanın kontrol edilmesine;

Bulutların sağılmasından kuraklık, fırtına, yapay mevsim değişikliklerine;

Yapay depremlere, fırtına, kasırga -ve yakın bir gelecekte görebileceğimiz gibi- göksel simülasyonlara;

İnsanların zihin, kalp ve bedenlerini uzaktan kontrol edebilme imkânlarına;

Kuşların, çekirgelerin, karıncaların ve benzeri haşeratların; mikrop, virüs, bakteri ve proteinsel varlıkların bilinçli bir şekilde insana musallat edilmesine;

Bitkilerin, hayvanların ve insanlarının genetiklerinin kontrol altına alınarak konuşturulmaları, hizmet altına alınmaları ve türler arasında yeniden girişkenliklerin üretilmesine;

Binilebilir canavarların, yırtıcı bizonların, beyinlerine çip takılmış yarı insansıların; avatar ve kentavır gibi yarı organik ve inorganik varlıkların türetilmesine, maddenin canlandırılmasına ve ruhu olmayan insansıların icat edilmesine, insanın adeta maymunlaştırılmasına;

Düşmanları veya dostları ile ilgili bilgi edinme ve onların hallerini bilme konusunda sınırsız bir güce ulaşmalarına;

İnsanı öldürüp diriltebilme teknolojisine, ömrü uzatıp kısaltma kabiliyetine;

Bilgi edinmede vasıtalarında hadd u hesaba gelmez alet ve yöntemlerin kullanılmasına;

İnsandaki her türlü yapısal cihazların, (akıl, kalp, his ve duyuların/duyguların) bir bilgisayarı veya televizyonu uzaktan kontrol etmek kadar basit yöntemlerle kullanılmasına, insanlığın düşüncelerini evirip çevirmelerine kadar insan üzerinde icra edilebilir her şeyi yapabilmeye;

Ve insanları, kitleleri, toplumları, kendi amaçları doğrultusunda, sığırcık kuşlarının doğal raksları gibi, tamamen yapay güçlerle sevk ve idare edebileceklerine…

Daha burada sayamadığım haller ve teknolojiler ve teknolojinin saklı versiyonu olan cin ifrit ve huddamlarla eşyanın ve fikirlerin sevk ve idare edilmesine varıncaya kadar güçlü bir iktidar… Sadece orduları, savaş araçlarını değil, zihinleri ve mahlûkatı sevk ve idare edebilen bir iktidardır!

Bu iktidarın hudutlarını ve imkânlarını anlamak ve etki alanlarının enler olduğunu bilmek için dönüp dönüp Sebe suresini okumak gerek. Tabi orada anlatılanları günümüze getirip hayatımızın içinde var olan örnekleriyle kıyaslayabilirseniz, bu şer imparatorluğunun gücünü anlamanıza biraz yardımcı olur. Siz neden düşünmezsiniz ki adamlar bir yıllık icraatlarını The Economist’in kapağında sembolize ediyorlar ve sonra da bir bir onları tahakkuk ettiriyorlar.

Bir hatırlayın Hz. Süleyman’ın (a.s.) Sad suresindeki duasını:

Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye lâyık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!”  (Sad, 35)

Biz onu Hz. Süleyman’ın (a.s.) ardından hiç kimseye böyle bir mülk verilmeyeceği şeklinde anladık. Ama Yakub’un Tanrı ile güreşe tutuşmasının ne anlama gelebileceğini hiç düşünmedik. Çünkü bu tür sembolik ifadeleri sapıklık saydık. Bu seremoninin, bu halkın hırsının sembolü olabileceği üzerinde durmadık. “Üçgen”i “Altıgen”e çevirme hırslarını ve kabiliyetlerini hesaba katmadık. Hz. Süleyman’a (a.s.) hizmet eden varlıkların büyük bir kısmının hâlâ yaşadığını ve onun yerine bugünkü şer güçlerin hizmetine girdiğini/girebileceğini ne düşündük ne de hesap ettik.

Ama bugün şu yukarıda saydıklarımın hepsi esasında Hz. Süleyman (a.s.) krallığının birer taklidinden ibarettir. Görmedik, anlamadık.

Kur’an’ın aktardığı “Süleyman,  (bana âlemde kimseye vermeyeceğin bir iktidar ver) diye dua ettiği” hakikatini masal gibi okuduk. “Ya bak Allah bir peygamberine neler vermiş…” dedik geçti.

Oysa Kur’an bir masal kitabı değildir. İçinde masal ve hikâye yoktur. Orada anlatılanlar her bir mana, kelime ve harf boş değildir ve hepsi evet hepsi biz Müslümanlara ve bugünün insanlarına bir haberdir, bugüne dair de bir şeyler anlatır. Keza, biz, Hz. Yakub’un (a.s.) güya tanrısı ile güreş tutmasını hurafe bir İsrailiyat saydık. Bunların şöyle melanetli işlere kalkışabileceğini emare saymadık. Biz bunu, İsrailoğulları’nın bir küstahlığı şeklinde anladık. O sözün Kabala’da “Sen ki Tanrıyı bile yenersin!” şeklinde tefsir edildiğini görmedik.

Şimdi size soruyorum, şu bölümün başında anlattığım işlerin hangisi Allah’ın işi değil ve bu kavim, sapkın çabaları ve adamları sayesinde hangi ilahi yasayı bozmadılar?

İblis ne demişti, (Leuğayyinanne halkallah…) “Ben o saptırdığım insanlara emredeceğim, onlar Senin yaratma usulünü bozacaklar, Senin mahlûkunu (yapısın) değiştirecekler…”. (Nisa, 118) Okumadık mı? Okuduk okuduk. Ama anlamadık. Çünkü onu anlayacak ilimlerle meşgul olmadık. Büzük ve yüzük ile uğraştık.

Bugün teknolojinin ulaştığı merhale, eski sihirbazlıkları ve kerametleri geride bırakacak kadar ilerlemiştir. Yapay depremlerden söz ediyoruz, bulutların sağılmasından, yağmurun yağdırılmasından, insanı genetiğinin değiştirilmesinden koyunu domuzlaştırmaktan, böceğin yiyemeyeceği meyve ve sebzeleri üretmekten söz ediyoruz. Allah’ın yaratma biçiminin değiştirilmesinden, tağyir ve tebdil edilmesinden söz ediyoruz. Elinizdeki şu telefon cihazı bile tek başına şu şer örgütünün gücünün nereye vardığını gösteriyor. Telefonunuz elinde iken herhangi bir ihtiyacınızı dile getirir, bir bakarsınız ki Google hüdhüdü, size onu nerede bulacağını söylemiş bile.

Biz Hz. Yakub’un tanrı ile güreştirilmesini haklı olarak sapıklık saydık. Ne Kur’an’ı tam anlayabildik ne Tevrat’ı. Birini, muharreftir diye kenara attık, diğerini de Allah’ın hikmetinden sual olunmaz diye hiç irdelemedik.

Bu arada atı alan Üsküdar’ı geçti, insanlık 1860’larda uyandığında, krallıkları dâhil her şeylerinin kuşatıldığını ve diğer insanların da onları dinlemek ve istediklerini yapmaktan başka çareleri kalmadığını gördük.

Bugün artık doğrudan insanı hedef almış durumdalar. LGBT+  gibi planları gerçekleştirildiğinde sizin için çocuk doğuracak kadın, doğurabilecek kadını dölleyecek erkek kalmadığını göreceksiniz. Bize haber verilmedi mi âhir zamanda erkek kalmayacak diye. Biz ne anladık. Savaşlarda erkekler ölür anladık. Ama bu şer komitası bundan şunu çıkardı, erkeğin dölleme kabiliyetini imha etmek! Başardılar da yarı yarıya. Önümüzdeki dönemde kendisiyle eşleşip kendini dölleyen nesnasları kabulleneceğiz. Bu gidişat ile yeniden iş, türlerin birbirinden etkilenip eşleştiği hayvaniyet çağına müncer olacak. Tufanın maksadını boşa çıkarma operasyonu! İblis intikam alacak, eğer biz (müminler) tedbir almazsak.

O yüzden geçmişteki tahribatlarında olduğu gibi bugün de insanlığı tağyir edecek işlerinde arzularına muhalefet eden iktidarları indirmeye (İsrail ve birkaç devlet hariç) tüm hükümetlere baskı uygulamaya veya para karşılığında desteklemeye devam edecekler.  İnsanlığı yeni bir tahribata sürükleyecek LGBT+’nın önünü açacak İstanbul Sözleşmesi’ni -(ki bu, onlara göre İstanbul’un artık Ziyon örgütünün kucağında olduğunun remzidir) imzalamayan veya karşı çıkan hükümetler de göreceksiniz ki Rockfeller’in eliyle tedip edilecekler, ediliyorlar.

Peki, bu halleri bertaraf etmek için bir tedbir var mı ve bu gerçekleşecek mi?

Evet, var ve gerçekleşecek. İsrailoğulları’na verilen bu ikinci fırsatın nasıl insanlığın aleyhine kullanıldığını hep birlikte gördük. İblis’in bile aklına gelmeyecek melanetler işlendi yeryüzünde. Üç yüz yıldır beşer, Rabbinden koparılmış, ahiret inancı olmadan yaşıyor. Milyarlarca insanı imansız kıldılar ve cehennem halkı yaptılar; kasten ve bilerek ateşe attılar.

Çünkü bu kavim, ikinci iktidarları döneminde Hz. Süleyman’a (a.s.) verilen o muhteşem imkânların hepsini İblis’in hizmetine sundular: (Vemâ kefere Suleymânu velakinne’ş-şeyâtine keferû… (Bakara,  102 ) ayetini ve Sebe’ suresini okuyun göreceksiniz ki Süleyman krallığına hizmet eden güçler nelermiş kimlermiş ve neler yapabiliyorlarmış. O zaman bu kavme verilen iktidarın sadece insanları kontrol altına aldığı ve sadece beşeri güçlerin kullanılmasıyla elde edilen şeylerden ibaret olmadığını da göreceksiniz.

…..

Amma artık ikinci fesat döneminin de sonuna geldik. Çünkü bu dünya üzerindeki her varlık gibi iktidarlar da “Küllü men aleyhâ fân” (Dünya üzerinde her şey geçicidir) hükmüne dâhildir. Şu günler, o iktidarın asasının kırıldığının fark edildiği günlerdir.

Nasıl ki birinci iktidar döneminde, iktidarın çöktüğünü, yani “Süleyman’ın öldüğünü, asanın kırıldığını, asayı içten içe kemiren) bir dabbe haber verdi ve gözlere gösterdi, bu ikinci iktidarın yıkılışını da yine bir dabbe sağladı, haber verdi. İnsanlığı İblis’in sanal ağılına tıkmak için kendi tasarımları olan, laboratuvarda ürettikleri bir dabbe (Dabbetü’l-Arz = 2020)  ile vuruldular. Suçüstü yakalandılar. Kâfirlikleri tebellür etti.

Artık onların hakkından gelecek olan, kâfirlere musallat edilmiş (Al-i İmran, 55) Hıristiyan ümmetidir. Onlar namına, Hz. İsa (as), şu Deccal neslinin hakkından gelecek.

Şimdi biraz da önümüzdeki dönemin ahbarına bakalım.

(Devam edecek…)

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Akdeniz’de Neler Oluyor?

Akdeniz’de Neler Oluyor?

Şu günlerde siyasi ve sosyal hadiselerle ilgim biraz zayıf olduğundan bazı arkadaşlar mail ve mesajlarla …

4 YORUM

  1. Hocam isim değiştirmek istiyorum yardımcı olur musunuz

  2. Bu gibi yazı dizilerinizi istiyoruz, severek ilgiyle takip ediyoruz hocam. Allah sizden ebediyyen razı olsun. Türk Milletinin bundan sonraki yıllarda nerelere ve ne kadar etkisi olacak, kimlerle nasıl bir mücadele içine girecek, o mücadele sonunda bizleri neler bekliyor, muhtemel bir Türk-israil savaşı ne kadar yakın, ittihad-ı islam bu savaştan sonra mi tesis edilecek, melhame ile kastedilen savaş Türk-israil savaşı mı yoksa melhame savaşı çok sonra mı, sonucunda nasıl bir dünyaya uyanacağız? gibi pek çok soru var aklımızda.

  3. sıddıka Zülkadiroğlu

    Okurken kalbim uçacak sandım. Hep diyordum ki elimzdeki fidanı kıyamet kopsa da dikeceğiz. Şimdi daha çok bilendim. Ümitsiz değildim ama gayretim azalmıştı. Yeniden bismillah

  4. Peki hocam devlet neden kafirler ile aynı safta /neden dünya Sağlık örgütü denilen çeteye Türkiye de ofis açılması resmi gazetede yayımlandı /neden İstanbul sözleşmesi iptal edilmiyor /neden tarım bakanlığı Bill Gates şeytanı ile anlaşma imzalamak istiyor, biz bu oyunun neresindeyiz, bize bizim elimiz ile biz gibi görünenler ne yapmaya çalışıyor, maske saçmalığı nedir, dünya Sağlık örgütünü kendisine rehper edinen sağlık başkanlığı neyin peşindedir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir