Aydın Doğan’ın Köşesini Niçin Kapmadım?

Deniz Feneri’nden bahsediyorum. Yerlisiyle yabancısıyla. Hiç birisinden kendimi ‘tebrie’ etmeden diyorum ki sizi hala seviyorum.

Zekeriya Karaman’ı  ‘Zekeriya bey’ olarak biliyorum. Çok fazla muarefem yoktur ama Müslümanlığına şahidim.

Mustafa Çelik’i de tanıyorum. Onu çok daha yakından ve uzun zamandır biliyorum. Hem mümin, hem Müslüman ve hem de şuurlu bir millet evladıdır.

Vallahi değerlerin tanımıyorum. Zahit Akman da dâhil! Fakat resimlerine baktığımda, hiç birinin yüzünde ‘dinsiz imansız’ bir adamın sireti görünmüyor. Yani hepsi Müslüman adamlar.

E ama bunlar ‘hırsızlık’ yapmakla suçlanıyorlar!

Bir Müslüman hırsızlık yapar mı?

– Evet yapabilir!

***

– Evet yapar, yapabilir. Yapmasa iyidir ama yapabilir.

Şimdi bana köpürdüğünüzü hissediyorum. Nitekim aynı hali bir sahabe peygamberimize sorularla yöneltmişti. Sahabe peygambere sordu.

Müslüman bunu yapar mı, Müslüman şunu yapar mı, Müslüman böyle der mi.?

Sevgili peygamberim sabırla hep ‘evet’ dedi, ‘yapabilir’ dedi.

Sahabe yakıştıramıyordu bunları bir Müslümana. -Tıpkı imandan ve afvdan haberleri olmayan safdillerin şaşkınlığı gibi- bir şaşkınlıkla “Peki bir Müslümanın asla yapmayacağı bir şey yok mu ya resulallah?” diye sordu.

Peygamberimiz “evet var. Müslümanın asla yapmayacağı bir şey var” dedi ve ekledi:

– Müslüman asla yalan söylemez!

***

Bir kıyamettir kopuyor. Deniz Feneri mensupları böyle yapmış, şöyle yapmış.

Bilmiyorum belki yapmıştır. Kombassanın yaptığı gibi, Yimpaş’ın yaptığı gibi, Jetpa’nın yaptığı gibi.

Başka!

Kastelli’nin yaptığı gibi, Banker Yalçın’ın yaptığı gibi off-shore’cuların yaptığı gibi. Uzanlar’ın yaptığı gibi.

Başka!

Milletin bankasını, ümmetin bağışladığı paralarla kurulmuş bir bankanın ayak oyunlarıyla içinde 50 milyon unutulmuş bankayı 17 milyon dolara kapatanlar gibi. Milletin parasıyla milletin imkanlarını iç edenler gibi…

Demek ki insanlarımız ‘harama uzanan eller’ bakımından pek ayırt edemiyoruz. Al birini vur ötekine!

Sıradan insanlarımız böyle de siyasiler farklı mı?

Siyasi liderlerin de birbirinden farkı yoktur bu behrede. CHP, hala Pakistan ve Hindistan’dan Türk milletine gönderilmiş sadaka ve ianelerden besleniyor. İş Bankası’nın hangi paralarla kurululuğuna bir bakın. Daha ziyadesini görürsünüz.

İsmet İnönü’nün üniversitede okuyan iki çocuğu için kış boyunca koca Dolmabahçe sarayı ısıtılırdı. Orada kalıyordu Erdal ve Ömer paşazadeler. Kim onlara hesap sorabildi. Şimdi bile yazamıyorsunuz bazı şeyleri kanunlarla korundukları için.

Koç’lar hangi dönemin zenginidir? Sabancılar‘ı kim abad etti. Veya hangi dönem kendi zenginini yaratmadı!

İnönü mü pir u pak, Menderes mi masum, Demirel mi günahsız. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ denileli beri milleti ‘idare’ edenler,  millete ‘idare etmek’ten başka seçenek mi bıraktılar?

Evet durum bu. Dinlimiz de dinsizimiz de para karşısında ‘aciz’ kalıyor. Bu hastalık Osmanlı’nın yıkıma başladığı zamanlardan beri aynı! Çünkü sürekli zihniyet değişiyor ve her zihniyet değiştiğinde para da el değiştiriyor…

Benim yazımı takip edenler bilirler ki sürekli ‘aman yediklerinize dikkat edin’ diyorum. Çünkü ‘kişinin boğazından geçen kaderi olur’diyorum.

Haram para asla ‘helal-zade’ye yaramaz. Bu ‘peri padişahı’nın kızı da olsa yaramaz, ‘zıllullah fil arz’ olsa da yaramaz, ‘iki cihan serveri’olsa da yaramaz.

Temiz bünyede haram lokma kezzaptır, mümin yuvada haram mal azaptır. Herkes mutlaka ceremesini çeker.

Zaten de çekiyorlar.

***

Amma buradaki mesele başkadır. Burada bir kasıt ve bir çifte standart var. Aydın Doğan ve ‘medya çetesi’nin şu meseledeki ‘celadeti’ahlaklılıklarından veya hakperestliklerinden gelmiyor. Tam tersine, İslam’a olan düşmanlıklarından geliyor. Müslümana çamur atabilecek bir fırsat geçti ya ellerine. O yüzden keyifli keyifli kaşınıyorlar.

Eğer dertleri ahlak ve haram – helal olsaydı, şimdiye Türkiye’nin ahvali değişirdi.

Bakın aylarca, sadece milletin malını götürmekle kalmamış aynı zamanda insan öldürmüş, cinayet işlemiş bir örgütü pekâlâ görmezlikten gelebiliyorlar.

Aydın Doğan ve ‘özgür basıncık’ları -yesinler özgürlüklerini- tiranlıklarını kaptırmama peşinde.

Temel vazifeleri ise İslam karşıtlığı! Onlar, içimize sokuşturulmuş Sevr muhafızlarıdır emin olun. Size ters gelse de böyledir.  Bir tane Müslümanın çaresizliğine çare olmak için bir diklenmelerini gördünüz mü bunları!

Ama şarap içilmesine müsaade edilmiyor diye kazan kaldırırlar. Bir homoseksüelin şirretliğine sahip çıkarlar. Ama Müslümanı ne kadar mazlum olursa olsun görmezlikten gelirler. Bunlara kalsa camileri kilise yaparlar ve ezanları da yasaklarlar.

Şimdi siz bunların hatırı için Deniz Feneri elemanlarına sırt çevirmemi istiyorsunuz.

Yemez beyler! Umurumda da olmazsınız. Ben kınayıcıların kınamasından çekinseydim, “Müslümanım” demezdim. Sizin gibi bıyık keser, keçi sakal bırakır, elimde viski şileleriyle medeniyet nutukları atardım. Ve en iyi köşelerinizden birini de alırdım!

Hayır, minnetim yoktur. Minnet ancak Allah’adır.

***

Şimdi sevgili dostlarıma bir iki söz söyleyeceğim.. Neden ‘hırsızlarımı sevdiğimi’ izah edeceğim.

Evet bir mümin ve Müslüman en temel vazifesi ‘müfsid’ olmamaktır ve yalan söylememektir!

Peki siz hanginiz göğsünüzü gere gere bunu söyleyebilirsiniz?

Bunu söyleyebilecek olanların elerini öperim.

“Yapamıyoruz ama böyle olmak lazım” diyenlere gelince. İşte ben sizi seviyorum ve siz hırsız da olsanız sizi severim.

Bakın dünyanın her döneminde kendisini ‘medeni’ sananlar, hep inanları horlamışlar ve en küçük fırsatta günahlarını ve hatalarını büyütüp yüzlerine vurmuşlardır.

Lütfen şu peygamber kıssalarına bir bakın. Nuh’un derdi bu, Şuayb’in derdi bu. İbrahim’in derdi bu, Salih’in, Hud’un, Lut’un ve Hz. Muhammed(asv)’nin derdi bu. Onlar mümini hangi halde olursa olsun sevmezler, beğenmezler…

Ruhu, hakikatten hazlaşmayan ‘müşrik, münafık, mağdub ve dallinler’ müminlerin hatasını ballandırmaya bayılırlar.

Ahmet Taşgetiren ağabeymizin ifadesiyle ‘onlar bizim günahlarımızı seviyorlar” iyiliklerimizi değil.

Elbette Müslüman dürüst ve namuslu olmalı. Elbette emanete ihanet etmemeli. Elbette hırsızlık yapmamalı.

Ama diyelim ki yaptı. Diyelim ki hata etti ve nefsine uyup günah işlerdi. Siz onu dinin dışına atabilir misiniz?

Hayır. Öyleyse o senin din kardeşindir ve seveceksin. Ben de onu yapıyorum işte!.

Ve diyorum ki, “bugüne kadar yaptığınız tüm iyiliklerden dolayı sizi seviyorum ey Deniz Feneri’nin gayretkeş insanları. Eğer nefsinize mağlup olup o emanet paradan kendinize de bir şey almışsanız, Allah size merhamet etsin, işiniz çok zor”.

Yıllardır ve her yazısında siyasetçileri bilhassa mal ve mülk edinme konusunda sert bir şekilde eleştiren biri olarak diyorum ki.

Evet Fener, fena vaziyette çamura bulanmış ışığı kararmış olabilir. Ama ben ‘O Fener’i sevmeye devam edeceğim. Bugüne kadar yaptıkları ve inşallah bundan sonra yapacakları adına…

Bu işte, Alman derin devleti ile yerli işbirlikçilerin tezgahını da unutmayın. Size Çinli bilgeyi, şu her şeyin sonunda ‘hele biraz bekleyin’diyen bilgeyi hatırlatırım.

Enseyi karartmayın.

Ben şahsen şarapçının, döngenenin, dümbeleğin, rakkasenin, zennenin, zennanenin tezviratına kanıp günahlı da olsa Müslüman kardeşimi sevmeye devam edeceğim… Bu açıdan ‘fakih bir bilge’ bildiğim Ali Bulaç’ın tavrını da yadırgadım.

‘Evet, benim hırsızım iyidir’. Çünkü mümindir ve edebi vardır. Üstüne vardığında ‘nedamet’ duyar.

Ya sen! Ya siz sevgili şapçılar, şarapçılar. Allah’tan korkmak gibi bir edebiniz var mı?

Kusura bakmayın, benim Müslümanım, hırsız da olsa benim canımdır. Hırsızlığından dolayı  ‘kolunu keserim” ama onu ‘kardeşim’ olarak bağrıma basarım. Vesselam!

***

Ve son olarak.

Sana gelince ey Müslüman kardeşim, Bediuzzaman’ın ‘elinde nur taşıyanların -yani dine ve imana hizmet edenlerin– diğer elinde topuz taşımaması yani siyaset ve ticaretle meşgul olmaması– gerektiği’ şeklindeki ikazını şimdi daha iyi anladın mı?

Ve yine, ‘sizden hiçbir ücret istemeyen ve kendisi de dosdoğru hidayet üzerinde bununanlara uyun!’ ikazını da anladın mı!

“İttebiu menla yeselukum ecren ve hum muhtedun!” (Yasin).

*** *** ***

Bu yazı “21.Eylül.2008 18:03:02” tarihinde gasteci.com’da “Benim hırsızım iyidir!” başlığında yayınlanmıştır.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir