Baharda Kış Soğuğu

Siyasi zemin hızla ısınıyor. Bu sıcak havanın yaratacağı fırtınanın AK Parti iktidarını nasıl etkileyeceğini hep birlikte izleyeceğiz.

Gündeme düşen bazı haberler, yaklaşmakta olan kasırganın ilk esintileri.

Fazla yoruma girmeden sadece tamamen tesadüf gibi görünen bazı olayları aktarmaya çalışacağım. Sonra iplerin nereye vardığını veya varacağını siz bulacaksınız eminim.

Önce CHP’nin bu seçimlerde izlediği muhalefet üslubunu hatırlatalım. CHP, 1946’da, gizli oy açık tasnif dayatmasıyla iktidarda kalmak veya iktidara gelmek için neler yapabileceğini göstermiştir.

O tarihten bu yana da Halk Fırkası, hep laiklik ilkesini siyasetinin kıblesine oturtarak mücadele etmiştir. Laiklik anlayışları ‘müstemleke laikliği’ olduğu ve dayatma içerdiği için, toplumu irrite ediyordu. CHP’nin şu tutumudur ki, Bediuzzaman’a “Bu millet kendi re’yi ile CHP’yi iktidar yapmaz” dedirtmiş ve haklı da çıkmıştır.

Peki, CHP yöntem değiştirirse, yani milletin değerlerine tepeden bakmayı -göstermelik de olsa- bıraksa yine de muvaffak olamaz mı?

Olur!

Çünkü “Bu millet kendi re’yi ile CHP’yi iktidara getirmez” cümlesinin ardından “şayet getirilirse, zındıka komitesi o parti sayesinde devleti ele geçirir” kabilinden ifadeler kullanıyor Bediuzzaman.

Evet CHP iktidara getirilebilir ama bu CHP’nin iktidarı olmaz.

Ya kimin iktidarı olur?

Bugüne kadar sistemi bir dayatma şeklinde sürdürenlerin!

O yüzden CHP bu seçimlerde kendi aklı ve üslubundan ziyade daha derinde ve iktidar oyunlarında daha tecrübeli olan bir komitenin zekâsını arkasına aldı.

Dikkat ederseniz, ne irtica vardı, ne laiklik elden gidiyordu, ne de cumhuriyet tehlikede saçmalıkları… Çünkü siyasetin kurucuları, CHP’yi iktidardan uzak tutan argümanların bu söylemleri olduğunu çok iyi biliyorlar. O yüzden bu kere o unsurları kullandırmadılar. Aksine, ‘milliyetçileri’ yanlarına çekecek bir üslup kullandılar.

Çünkü CHP ne zaman iktidarı ele geçirme heveslerine kapılmışsa hep milliyetçiler içindeki ‘ulusalcı/ırkçı’lardan destek görmüş. ‘Bu vatanda şimdilik dört parti var’ diye başlayan ve Menderes’i uyarmaya çalışan mektubunda Bediuzzaman, “Halkçılar ırkçılığı elde edip tam sizi mağlûp etmeye bir ihtimal-i kavî ile hissettim.” demiş ve DP’nin iktidardan indirilip Menderes’in tam mağlup edilmesinde CHP, Türkçülerin desteğini de yanına almıştı.

Bugün de aynı senaryo devrede. Bu kere, Bediuzzaman’ın, toplumun yüzde 65 – 70’i tam dindar mütedeyyin olmadıkça ‘iktidara getirilmemeli’ dediği ‘İslamcı’ (SP) parti de yanlarında. Irkçı/ulusalcı Ergenekon örgütü de ‘akıl hocalığı’ yaptığına göre bir ihtimal var ki, CHP(?) yeniden güçlensin!

Fakat bunun ile olmayacağını tahmin edersiniz. Hatırlarsanız, CHP’nin İsmet Paşa ile bir yere varamayacağı anlaşılınca, Paşa, Ecevit’e boğdurulmuş ve koca Şef, Ecevit’e mağlup olarak kenara çekilmişti. Ecevit, ‘Karaoğlan’ kisvesi ve ‘hakça düzen’ cilasıyla CHP’yi gerçekten de kısa süreli de olsa iktidar yaptı. 11 bakan’ı da satın alarak.

İşte “bir insan oğlu” sloganıyla parlatılan ‘âdem’ böyle bir amaca hazırlatılıyor. Kılıçdaroğlu, sanki hiç bildiğimiz CHP’li değildi, gördünüz. Hiç irticadan söz etmedi, laiklik diye yırtınmadı, milletin dinine imanına saldırmadı.

Buna karşılık, AK Parti de, kendini İslam ile Müslümanlar ile ilintili göstermemek için her yolu denedi.

Hâlbuki hakiki demokrat veya en azından demokrasiden yana olan partilerin bu memlekette ‘memura rüşvet vermiş’ CHP ve ‘içinde menhus bir lezzet bulunan’ milliyetçi/ırkçı (ulusalcı) muhalefete karşı bir varlık gösterebilmesinin yegâne yolu; bu iki partinin gayet kuvvetli ve zevkli ve cazibedar/çekici yöntemlerine karşılık, çok daha güçlü ve cazibedar olan İslam hakikatlerine sarılması gerekir.

İslamı siyasete alet etmek yerine, siyaseti İslam ahlakına hizmet ettirmesi gerekir ki, zaten onu iktidara getiren de, AK Parti’nin bu vazifeyi yapabileceğine olan inançtır. Ama AK Parti, güya merkeze geleceğim derken, sistemin kucağına oturdu.

Hâlbuki bu memlekette ne zaman ki çoğunluğun desteğini alan demokrat partiler, dine hürmetkârlıkta ve taraftarlıkta bir zaaf göstermişlerse kaybetmişlerdir. Kaybetmekle de kalmamışlar,  eskilerin ve sistemin işlediği cinayetler de onların üzerine yüklenmiş; halkçıların ırkçıları elde etmesiyle hep mağlup edilmişlerdir.

İşte ben şimdi tam da bundan dolayı telaş ediyorum.

Hatırlarsanız, ‘Neden Kılıçdaroğlu Değil de Topbaş’ başlıklı yazımda “Millet seçimde bir zaaf gösterir de o kuyruğu (yani Ergenekon ejderhasının kuyruğunu) sıkıca tutmuş elin kaslarını gevşetirse; yani iktidarın arkasındaki desteğini azaltırsa, o da karşı hamleye geçecek. İşte o zaman anlarız, iktidara ders verelim derken neye hizmet ettiğimizi” demiştim.

O zaaf görüldü. Bu zaafın ortaya çıkmasında elbette iktidarın aşırı mağrur halinin büyük vebali var. O kadar kibirli, o kadar müstağni ve kendilerinden o kadar emindiler ki, birçok yerde sandık başlarına gözlemci bile koymadılar. Kaybettikleri belediyelerin en az yarısının sandık oyunlarıyla ellerinden çıktığının farkına bile varmadılar.

O yüzden iktidar, yaklaşmakta olan sıcak günlerin hazırlayıcıları arasında birinci sırayı aldı. Bütün dünyada yaşanmakta olan ekonomik kriz de o sıcak günlerin hararetini arttıracaktır.

İkincisi, Muhsin Başkan’ın öl(dürül)mesidir. Muhsin Başkan, teşkilatının, iyi niyetli görüntülü karanlık işlerde kullanılmasını önlüyordu. Bu fren kalktı. Artık değişik amaçlarla kullanılabilecek zinde ve ideomiliterik bir grup daha var.

‘And finally’.  Bir ayağı çukurda olan Erbakan Hoca yine sahneye sürüldü. ‘Sahneye sürüldü’ tabirimden birileri bozulabilir ama gerçek bu. Bir zamanlar gidip onu Avrupalardan getiren güç, şimdilerde iyice köşeye sıkıştığı için, herhalde ondan bu jestin karşılığını isteyecekler!

O jest de AK Parti’yi tıpkı DP’de olduğu gibi derdest edip Ergenekon çetesinin eline bırakmak olabilir!

Kısacası, Bediuzzaman’ın tabiriyle, ‘o zındıka komitesi’ yeniden devlete hâkim olmak için CHP’yi iktidara getirmenin yollarını arıyor. Bunun için de milliyetçi, ulusalcı, dinci kim varsa hepsinden istifade edecektir!

Benden söylemesi. Ben ‘bahar geldi’ deyip duruyorum. Evet, bahar geldi ama ‘bahar kış soğuğu yapmaz” demiyorum, diyemem!

*** *** ***

Bu yazı “14.Nisan.2009 11:26:40” tarihinde gasteci.com’da “Baharda kış soğuğu” başlığında yayınlanmıştır.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir