Beyaz Türklerin Tanrısı Sekeratta

Türkiye Cumhuriyeti’nin en önde gelen hukuk adamlarından birinin –ki kendileri Cumhuriyet Başsavcısıdırlar- “Ekonomi bahane edilip laiklik gündemden düşürülüyor!” dediğini duyduğumda kahkaha ile gülmekten kendimi alamadım.

Sayın Yalçınkaya bu konuşmayı, ‘Savcılık Onur Günü’nde yapıyordu üstelik… Yani diyor ki, “Türkiye isterse batsın, üçüncü beşinci dünya ülkesi olsun umurumda değil, Tek laik kalsın yeter!”

Siz düşünebiliyor musunuz, başı kapalı bir kadın, şu hukuk adamının önüne adalet istemek için gidecek! Vah zavallı Türk halkı vah!

Sayın savcının sözlerini makul gerekçeye oturtmak için hayli çabaladım ama bulamadım. Batıda olsa, böyle bir hukuk adamını tefe koyarlar.

Fakat yetiştirilme tarzını düşününce anladım ki, sayın savcı ve benzerlerinin aslında bir günahları yok. Tek bildikleri ‘laiklik’. Dünyadan nasipleri bu kadar. O, tanrısı laiklik olan bir ideolojinin militanı. O yüzden pekâlâ “Türkiye laik olmayacaksa mahvolsun!” demekte mazurdur. Demek laikliğin fanatizmi de böyle bir şey oluyor!

Tabii bir yandan da acıdım. Bu ruh yapısıyla o ‘dinci’ ismi yani ‘Rahman’ ismini taşımanın acısını düşünün. Hâlbuki Vural, Savaş, Öcal gibi daha laik bir isim edinebilirdi. Bence hâlâ da bir şansı var.

***

Türkiye’nin beyaz olmayan bir vatandaşı olarak, sayın savcının bu komik açıklamaları ile meşgulken bir de baktım bir beyaz Türk anketi ortalıkta dolaşıyor.

İyi saatte olsunlar geldiler mi peş peşe geliyorlar mübarekler!

Bu beyaz Türk ifadesini oldum olası hiç sevmedim. Türkler, toprak renginde, yanık buğday tenli bir kavimdir. Beyazı, aşkarı, ahdarı yoktur. Varsa katışıktır. Geniyle oynanmış klonlanmış bir kırmadır. Ve Türklerin başına da ne gelmişse o tiplerden gelmiştir. Kimisi öz Türktür, kimisi has Türktür kimisi bilmem ne Türktür!

Her ne ise nerede yetişirler, hangi iklimi severler, nerenin mahsulüdürler, ben pek bilmem. Fakat İhsan Dağı Beyin anketten aktardıklarına bakılırsa onları en iyi ‘bize ait olan değerlerden nefret etme’ özellikleriyle bilebilirmişiz. En çok da ‘başı kapalı Müslüman kadından’ nefret ediyorlarmış, Kürtleri de ‘tembel, bayağı yaratıklar’ sayıyorlarmış.

Ben anketi görmedim, İhsan Dağı Beyin yazısından okudum. İhsan Dağı gibi son derece ılımlı ve ağır bir insanı zıvanadan çıkartacak bir anket olduğuna göre bayağı galiz bir şey olmalı.

Aranızdan, beyaz Türk gören var mı bilmem ama ben cidden tanımıyorum. İn midirler cin midirler bilmem. İlgilenmedim de. Gerçi kendisi de bir beyaz Türk olma üzentisi içinde bulunan Soner Yalçın ‘Efendi’nin, beyaz Türk gulyabanisini beslemek maksadıyla, bizzat onlar tarafından servis edilen bilgilerle yazılmış bir kitabını okumuştum.

Soner Efendi, Türkiye adına yararlı bir iş yapmış, herkesi beyaz Türk diye yaftalamayı(!) kendine iş edinmişti ama bu insanların aynı zamanda memleketin en cahil cühela kesimi olduğunu yazmamıştı. Ama sağolsun İhsan Hoca maskeyi indirmiş:

Türkiye’nin en iyi okullarında okumuşlar. Zenginler. Toplumun kremasını oluşturduklarını düşünüyorlar. Ama hoşgörüsüz, bağnaz, cahil ve demokrasi karşıtıdırlar. Kimlerden mi söz ediyorum? Kemalist ‘beyaz Türkler’den.”

Doç. Dr. Füsun Üstel ve Doç. Dr. Birol Caymaz‘ın Açık Toplum Vakfı ve İstanbul Bilgi Üniversitesi için yaptıkları araştırmadan çıkan tablo, Dağı’ye göre bu imiş!

Bu kesimin sosyal ve ekonomik göstergeleri oldukça ‘yüksek’miş ama farklı toplumsal, etnik ve dinsel kategorilere ilişkin yaklaşımları çok ‘alçak‘ta imiş. Başörtülüler onlar için sadece ‘sıkmabaş’mış ve onlardan nefret ediyor; hatta onları iğrenç buluyorlarmış.

Kürtler ise aşağı bir ırk; ‘tembel’, ‘beyinleri az gelişmiş’, ‘medeniyet yoksunu bir kavim’ imiş.

Türkiye’nin Kürtler ve dindarlar tarafından işgal edildiği kanısındalarmış! Ve bundan da çok rahatsızlarmış. Bu yüzden yeni bir ‘milli mücadele‘ye ihtiyaç varmış, bunu da asker darbe yaparak gerçekleştirmeliymiş! Yani yeter ki şeriat gelmesinmiş!

Nasıl anladınız di mi sevgili başsavcımızın niçin o cümleyi sarf ettiğini!

***

Memlekete bakın, memlekete!

Dünyanın her yerinde bir halk vardır ve o halkın bir devleti vardır.

Bizde ise bir ‘devlet’ var ve onun da bir halkı var. Bu devletin sahipleri işte o ‘beyaz Türkler’miş. Biz hepimiz; esmer Türkler, Kürtler ve sair Türkleşmiş unsurlar tamamı, beyaz Türkler devletçilik oynasınlar diye tasarlanmış piyonlar imişiz meğer!

Biz de kendimizi devletin sahibi falan biliyorduk. Hani egemenlik kayıtsız şartsız milletindi ya… Hani köylü milletin efendisiydi ya… Ne bilelim köylümüzün de aslında Batı’ya ihraç edilen ve karşılığında dolar mark alınan mahlûklar (!) olduğunu.

***

Kur’an’a göre insanların birbirine karşı sorumlu olmalarının iki gerekçesi var. 1-Aynı Allah’ın kulları olmak, 2- Aynı rahimden doğmuş olmak. (‘Yetesâelune bihi ve’l-erham’, Nisa,1),

Yani demek istiyor ki, ancak Allah’a ve aynı annenin (Havva) çocukları olduklarına inananlar birbirine merhamet duyarlar. Bu inanç zedelenmeden insanlar birbirini aşağılayamaz, ötekileştiremez.

O yüzden bütün sapık ideolojiler kendilerine önce, ‘Halkın Rabbi’ (Nas,1) olmayan bir tanrı icat ederler. Bu yeni tanrıyı, büyük bir propaganda ve görsel illüzyonlarla (Nas, 4)halkın nazarında ‘Alemlerin Rabbi’nin yerine ikame ederler. Sonra da iktidarlarının meşruiyetine gerekçe yaparlar.

Çünkü insanın, ‘öldürebilme hakkını elinde tutan bir gücü’, yani devleti kullanabilmesi için onu bir meşruiyete dayandırması lazım. Meşruiyetin kaynağı da ya Allah’tır, ya da millettir. Başka bir meşruiyet kaynağı yoktur.

TC’nin, meşruiyetini Allah’tan almadığı ‘nas’ ile sabittir. Halktan almadığına da tarihçesi şahittir. Peki meşruiyetini kimden alıyor? ‘Çakma’ tanrısından! Bugüne kadar onu allayıp bulayıp bize yutturdular. Altı ok dediler, ilkeler dediler, şu dediler bu dediler ve sonunda bir tek laiklik kaldı ellerinde. O da meşruiyet için yetmiyor artık!

Halk, ‘devlet bana hizmet ederse onu meşru sayarım’ dedikçe, bunlar zıvanadan çıkıyor. Çünkü hangi partiye kötü diyorlarsa millet onu iktidar yapıyor. Yani halk, meşruiyetini kendisinin tanrısı olmayan bir tanrıdan alanları, meşruiyeti halk olan bir devlet haline getirmeye çalışıyor. Bütün kıyamet de bundan kopuyor aslında.

Malum, ‘musa’ (trend, halkın talebi) çıktı mı ‘firavun’ (iktidarı insafsızca kullananlar) tahtan düşer.

AK Parti’ye bu kadar saldırmalarının nedeni bu! Eğer AK Parti, ‘rejimin tanrısına’ biat etse -ki o tanrının ilk ayeti ‘laik kal’dır- ne yiyiciliği problem olur, ne dinciliği! Vatan hainliği(!) falan da kalmaz.

Fakat artık geç. Nemrut’un ateşinin, İbrahimleri yakmadığı anlaşıldı. Artık iş gelip ‘ilk olanlar’a dayandı. Hatırlayın Hz. Musa/Firavun mücadelesinde, sonunda, Hz. Musa,‘ilkler yok olacak” demişti. Firavun ancak o zaman ikna olmuştu!

Ben bu kadar söyleyeyim siz gerisini anlayınız.

*** *** ***

Bu yazı “18.Haziran.2009 13:00:49” tarihinde gasteci.com’da “Beyaz Türklerin tanrısı sekeratta” başlığında yayınlanmıştır.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir