Bu mu Yanlış?

Bendeniz, Ak Parti’nin taaa baştan, ‘siyaset yapma üslubu’nu eleştirdiğim zaman birileri diyordu ki, “sen taraflı bakıyorsun” – Çünkü iktidarın bireysel mağdurları arasındaydım ve sanıyorlardı ki bu yüzden tarafsız olamıyorum.

Onlara, ‘hayır, derdim bu değil. Biz yıllarca karşı siyasetleri ve üslupları eleştirdik. Şimdi aynısını biz yaparsak inandırıcılığımızı kaybederiz. Bakın, Ak Parti adına siyaset yapanların, toplum nezdinde ‘mala mülk konusunda aç gözlü” görünmeleri ‘sağ siyaset’ e –özellikle İslamcı siyaset demiyorum- zarar veriyor. Birilerinin partinin önde gelen isimlerine; en azından yerel yöneticilerine daha mütevazı olmaları konusunda bir şey söylemesi gerekmez mi? Kısa zamanda büyük imkânlara sahip olmak ve onun getirdiği lüks yaşamı dışarıya yansıtmak ‘MÜSLÜMAN’ siyasetçilere yakışmıyor’, diyordum. Bu mu yanlış?

***

Sonra baktım ki, Ak Parti’yi eleştirenlerin hedefi, siyasetteki üslubu falan değil.Doğrudan Ak Parti’nin temsil ettiğini sandıkları mana ve semboller. Hatta Tayip Beyin kendisinden çok İmam Hatip Lisesi mezunu olması, zenginliğinden çok, halka yakın durması, günahından çok sevabı eleştiriliyor.

Evet gördüm ki, onlar, Ak Parti’nin dindar halka müşfik davranmasını sevmiyorlar, sessiz çoğunluğun -kendi realitesini gerçekleştirme yolunda-  rahatlatılmasını sevmiyorlar.

27 Nisan süreci öncesinde, internette “AK parti ülkeyi satıyor” furyası vardı. ‘Bunlar malı götürüyorlar, ülkeyi parça parça satıyorlar ve bundan da kendilerine özel servetler yapıyorlar’ diyorlardı.

Sonra muhtıra verdiler. Baktım muhtırada, hırsızlıkla, ülkeyi satmak veya yabancılara peşkeş çekmekle ilgili tek satır yok. Varsa yoksa laiklik, varsa yoksa imam hatipliler, varsa yoksa namaz kılan çocuklar ve başını kapatan gariban kızlarımız… Ülkeyi bunlar batırıyormuş!

O zaman anladım ki, bunların derdi ile benim derdim başka. Fakat eleştirilerimiz aynı kefeye konuyor. İşte o gecenin (27 Nisan 2007) sabahında şunlarla aynı safta olmamaya karar verdim. Bu mu yanlış?

***

Şimdi ortalık çetecilerden geçilmiyor. Ne kadar da çok taraftarları varmış.

Her olayın altından eski bir asker ve ordu kaynaklı silahlar bulunduğu iddiaları gazetelere yansıyor. Ülkeyi yönetilemez hala getirmek ve orduyu darbe yapmaya zorlamak için gazeteciden sanayiciye, askerden bürokrasiye ve hata muhalefet partisine kadar uzanan bir örgütlenmeden söz ediliyor. Bizim demokrat(!) basınımız başta olmak üzere herkes onlara sahip çıkıyor. Adında hürriyet olan gazete bile!

Bakıyorsunuz, onların da dertleri aynı: İRTİCA! Ülkenin elden gidiyor olması, ülke kaynaklarının çarçur edilmesi falan değil. Çünkü kendileri daha beterini yapmışlar!

O zaman anlıyorsunuz ki, Ak Parti muhaliflerinin, darbe çığırtkanlarının, sivile intibak edememiş eski askerlerin, beceriksiz siyasetçisinin derdi, Ak Parti’nin, ülkeyi kötü idare ediyor olması değil, onun halka ve halkın inancına gösterdiği toleranstır!

İstiyorlar ki,

*Halk sessiz kalmaya devam etsin.

*Demokrasi de, bir hâkim sınıfın, istediği zaman 367 gibi acubeler yaratarak, milleti sığır yerine koyması ve milletin de bunu benimsemesinden ibaret olsun.

*Ayasofya’yı kapattıran, Türk’ü Arab’a, Arab’ı Fars’a düşman yapan, bizi bölük bölük ayırıp sömüren o menhus hegemonya devam etsin.

Fakat Ak Parti ısrarla Müslüman Türk milletine umut veriyor. En azından sessiz çoğunluk, AK Parti’nin kendisini anladığına inanıyor. Bu inanç, onda, daha çok hak ve demokrasi isteme cesaretine dönüşüyor ki, işte rejimcileri zıvanadan çıkartan, aleni bir şekilde ihtilal provaları yapmalarına yol açan budur!

Halkın gözü açılmamalı! Millet uyanmamalı!

Milletin uyanışı gerçekleştiğinde önce efendilerinin sonra da kendilerinin tezgâhı bozulacak çünkü. Ak Parti’nin halka yakın durmasından ve milletin ufkunu açmasından rahatsızlık duymalarının sebebi bu, diyorum. Bu mu yanlış?

***

Diyorlar ki Ak Parti, AB, ABD ve İsrail ile işbirliği yapıyor. En çok da buna gülüyorum. Ve en çok da Ak Parti’nin şu becerisine seviniyorum.

Aslında bu konuda öfkelenmekte haklılar. Çünkü Ak Parti, ellerinden “efendilerine hizmet etme şansını” aldı.

Tabi hemen diyeceksiniz ki, ‘Ak Parti bu hizmete soyundu’.

Evet, işte tam da bu açıdan Ak partiyi tebrik ediyorum. Çünkü sizler, şu ilişkileri İslam’ın ve Müslümanların aleyhine kullanıyordunuz. Ak Parti bu ilişkileri, en azından Müslümanların aleyhine kullanılmasını önlüyor.

Efendim, Amerika, İslam dünyasını evirmek ve ılımlılaştırmak istiyormuş da Ak Parti buna çanak tutuyormuş.

Yalan. Siz geçmişte öyle yapmışsınız ki bundan başka bir şey aklınıza gelmiyor. Amerika zaten istediğini yapıyor. Türkiye 1 Mart tezkeresine ‘hayır’ dedi, yardım de etmedi, Irak’ın işgalini önleyebildi mi?

Hayır! Öyleyse, -eğer güç yetirebilecek durumda değilsen-  zalimin yanında durarak, zulmünü azaltmaya çalışmak –Bediuzzaman üslubu- veya zorbalıktan vaz geçirmek doğru bir yöntemdir’ diyorum. Bu mu yanlış?

Ve sonra bunca yıkıcı ve nifakçı söylem ve girişim yetmezmiş gibi bir de bakıyorsunuz ki eski arkadaşları, bütün hayr u hasenatları ve şerefleri aynı deftere yazılmış dostları –Şener ve Çömez gibi- çıkıp şu darbeci ve nifakçılara yol gösteriyor, yahut yaratılacak kaostan rant elde etme planları yapıyorlar. Ben de ‘yazıklar olsun!’  diyorum. Bu mu yanlış?

Yanlışsa, bilin ki bu yanlışları işlemeye devam edeceğim. Benim bu hayattan beklentim –bilenlerin malumu- ‘son derece basit bir geçimlik’ten ibarettir. O da Allah’ın uhdesindedir!

*** *** ***

Bu yazı “10.Temmuz.2008 20:15:04” tarihinde gasteci.com’da “BU mu yanlış?” başlığında yayınlanmıştır.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir