Bürokrat-Memur-Vatandaş

Bürokrat, Fransızca Bureau (Büro) ve Yunanca Kratos kelimelerinin birleştirilmesinden türetilmiş bir kelime.

Büro, ‘masa çalışmalarının yapıldığı yer’ anlamına gelir. Kratos da egemenlik demektir. Demek ki bürokrasi, masada oturanların yani, makamları kapmış olanların saltanatıdır…

Daha basitçe söylemek gerekirse, ‘krallık anlayışının, cumhuriyet kisvesi altında varlığını sürdürmesinden ibarettir bürokrasi’

Bakmayın siz cumhuriyet ve demokrasinin, ‘halkın kendi kendini yönetmesi’ gibi parlak laflar altında sunulduğuna. Aslında halk hiçbir zaman iktidar olmadı. Ama dünya üzerinde yer yer, ‘sanki halkın fikri kale alınıyormuş intibaı uyandıran yönetimler’ yok değildir. Mesela bir krallık olmasına rağmen İngiltere böyledir.

Mesela, aslında daha millet bile olamamış Amerika’daki yönetim de böyledir.

Fakat yazık ki biz onlardan örnek almamız gerekirken onlar bizden örnek almaya başladılar. Kötü daha çabuk sirayet etme kabiliyetine sahip olduğu için onlar da bizim gibi bilgi karartması, halkı kandırmak, yalan söylemek ve olup bitenler hakkında halkın doğru bilgi almasını önlemeye yönelik çabalar içine giriyorlar.

Çünkü dışarıda işledikleri zulüm ve devlet terörünü, halklarına izah etmede sıkıntı yaşıyorlar. Onlar da bürokratik yöntemlerle halkı doğru bilgi almaktan mahrum bırakıyorlar..

Zaten bürokrasi, iktidarı ele geçirmiş olanların –isterse bizdeki gibi seçimle gelmiş olsunlar- istibdat ve zorbalıklarına sevimli kıyafetler giydirme teşkilatıdır.

Çünkü demokrasiler, herkesin istediği gibi konuştuğu ama istenileni yaptığı bir yönetim şeklidir.

Bizim gibi, gerçek muktedirin kim olduğu belli olmayan ülkelerde bürokrasinin sistemi kollama, rejimi ayakta tutma görevi de vardır. Böyle toplumlarda – tıpkı Türkiye’de olduğu gibi- insanlar mutsuz, umutsuz ve bezgindir. Çünkü bürokrasi, artık hizmet veren değil, çeki düzen verendir. İnsanı canından bezdirir, hayatından eder, dünyasını karartır. Bir tek kıraldan kaçarken, makamlar ve rütbeler miktarınca sultanların diktası altında per perişan olmaktır.

Oysa ortada bir tek kral olsa, sonunda gidip yakasına yapışacağınız biri vardır. Bürokraside bu da yoktur. Ve ne tuhaftır ki o hiçbir zaman tutulamaz, görülemez, muahaze edilemez.

Muhatabı olmayan bütün toplumsal şikâyetler ona yönelir ama onun yargılanıp hesap verdiği görülmüş değildir. Felek gibidir, bütün kaderleri karartır ama kimsenin onu gördüğü yoktur. O gizli bir despottur. Kanunlar perdesi altına gizlenmiş diktatörlük ve zorbalıktır. Kanuna dayandığı için mahfuzdur, masundur. ‘Masum’ değildir elbet ama masundur.

Eskiden kıralar vardı. Krallıklar, genelde doğal seleksiyon –güç veya bilgelik- ile önem kazanmış bir ailenin diğerlerini yönetmesiydi. Krallar zalim olabilirdi ama hain olmazlardı. Neticede halk onların tebaası idi. İnsanların bir tek adalet sorunları olurdu. Bir halk, kendine “adil bir kral’ buldu mu rahat ederdi?

Peki şimdi öyle mi?

Hayır! Yöneticinin adil olması yetmiyor. Halkına şefkat göstermesi de yetmiyor. Siyasetle iş başına gelen ‘âlicenap’ da olsa, onun başarısı ve itibarı ‘bürokrasi hazretleri’nin insafına kalmıştır. Bürokrasi isterse abad eder, isterse berbad!

* * *

Türkiye’de bütün iktidarlar bürokrasiden şikâyet ederler. Ama kimse onu değiştirmek için çaba harcamaz.

Bunun iki nedeni var:

Birincisi; Bürokrasi, beceriksiz siyasetçinin haysiyet astarıdır, ar bezidir. Bütün kabiliyetsizliklerini, beceriksizliklerini bürokrasi gulyabanisine havale eder siyasetçi. O da çıkıp kendisini savunmayacağına göre, siyasetçi temize çıkar. Vatandaş da ‘bak aslında yapacaktı ama bürokrasi müsaade etmedi” der ve onu bir kere daha bir kere daha baş tacı eder.

İmdi, bürokrasi kabiliyetsiz siyasetçinin ar bezi olunca kim niye onu ortadan kaldırsın ki. Bilmem kaç kere gidip gelenler, damdan düşenler, hep ondan şikâyet edip temize çıkmadılar mı?

İşte görüyorsunuz şimdi de bürokrasi kızlarımızın okumasını engelliyor, İHL’lerin açılmasını engelliyor. Ne yapsın iktidar, ne yapsın siyasetçi.

Bürokrasinin, böyle göbeğini kaşıya kaşıya (Bekir Coşkun asıl buraya bakmalı!) saltanatını sürdürmesinin bir diğer nedeni (ikincisi yani) de, onun gerçekten dokunulmaz olmasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, halk doğrudan mürteci ve inkılap düşmanı kürsüsüne oturtulduğu için, bürokrasiye, yeni cumhuriyeti ve ilkelerini bu yabani halktan korumak gibi kutsal bir görev de verilmişti.

Yobazlar kol geziyordu, her kes potansiyel düşman, her hareket maksatlı bir karşı duruştu. O yüzden Cumhuriyeti kuranlar, ele geçirdikleri iktidarı kaptırmamak için tedbiri asla elden bırakmamalıydı. Görevleri, halkın devlet nezdindeki hizmetlerini yürütmek olan memurları, muktedirlerin sultasını yürütme amirleri yaptılar. Her bir memur ve bürokrat halkı devlete(!) kurban eden sivil jandarmalara dönüştürdüler.

Bir düşünün, halka cumhuriyet bahşediliyor, demokrasi getiriliyor, adam olsunlar diye millete şapka ve pantolon giydiriliyor, din daha medeni bir din ile değiştiriliyor ama halk yabani, anlamıyor. Yapılanların kıymetini bilmiyor. Onlar da ne yapsın, haklı olarak(!) memuru, halkı adam etme konusunda tam yetkili yaptılar. O gün bu gündür memurun bir tek düğmesi, vatandaşın kellesinden bile daha kıymetlidir!

* * *

!992 yılı hac döneminde, Medine’de tesadüfen tanıştığımız İran Cumhurbaşkanı Hatemi’nin danışmanlarından biri de öyle tepeden inme bir şeyler söylemişti. Bizim Kemalistlerin dayatmacılığından dem vurup, güya molla rejimini savunuyor.

Ona müdahele ettim. Ve kendi yaptıklarının Kemalistlerin yaptıklarından geri kalmadığını söyledim ve dedim ki ”Onlar bari bizi hürriyete ve cumhuriyetle adam etmeye çalıştılar. Siz İran’ı nasıl bir adamlığa çağırıyorsunuz belli değil. Birbirinizden farkınız yok. Elinize almışsınız sopalar, bizi zorla adam etmeye çalışıyorsunuz. Ya be kardeşim, İran mollalardan önce, Türkler de Kemalistler’den önce zaten medeniyet kurmuş ve büyük devlet olma erkini göstermiş milletlerdi. Düşün şu milletin yakasından da ne hata edeceklerse etsinler. Belki toplum sizin istediğiniz gibi adam olmak istemiyor!

Benim bu karşı çıkışımı bizim guruptan bazıları rejimi savunmak gibi algıladılar. Oysa benim karşı çıktığım şey, birilerinin beni zorla adam etmeye çalışmasıydı. Ama görüyorum ki ne İran halkı adam oldu, ne de Türk halkı(!)

* * *

Ne ise biz bürokratlarımıza dönelim. İşte bizi zorla adam etmek isteyen o yeni muktedirler, halkı adam edecek kadroları yetiştirinceye kadar millete hizmet etmekle mükellef memuru, milletin başına amir yaptı.

CHP, memura bürokratik yetkileri ‘rüşvet’ olarak verdi ve onu keyfi, küfri ve cebri dayatmalarının bekçisi, takipçisi jandarması yaptı. Böylece halk, dipçik ve memur fırçalarıyla nihayet, cumhuriyetin ve laikliğin ve dahi bil umum vesairelerin kıymetini anlamış oldu!

Bizim yöremizde anlatırlardı; –sanırım her yörede anlatılır bu kıssa- ilçe kaymakamı yanına jandarmayı alıp köylere teftişe çıkmış. Köyün birinde muhtarın evine gitmişler ama muhtar evde değil! Muhtarın annesi jandarmayı görünce zaten beti benzi atmış ve evine gelen bu ağıııır misafirleri izzet ve ikram ile ağırlamak gerektiğine karar vermiş.

Yere bir döşek ve bir de minder atmış. Döşeğe jandarmaları, mindere de kaymakam dedikleri adamı buyur etmiş. Ama jandarmalar kaymakamı döşeğe oturtmuşlar. Jandarmaların saygı gösterdiği bu adamı muhtarın annesi merak etmiş ve sormuş:

-Evladım sen necisin?

Kaymakam, “Ben kaymakamım anne” demiş. Anne acıyan gözlerle kaymakama bakmış ve “Vah oğlum vah. Biraz daha okusaydın da sen de cenderme olsaydın ya!” demiş.

İşte bizim bürokrasimiz böyle bir şey! Cumhuriyetin ilke ve inkılaplarının yılmaz bekçisi(!)

Şu sıralarda birileri bağırıp duruyor Anayasa’nın değiştirilemez maddelerini değiştirmeye çalışıyorlar diye! Bence hiç telaş etmesinler. Alimalallah bürokrasi, onların da canına okumaya muktedirdir!

* * *

Said Nursi, Menderes’e yazdığı mektupta, dönemin partileri ile ilgili bilgi verirken, “bu millet artık CHP’yi iktidar yapmayacak. Ama CHP, memura rüşvet verdiği ve onu milletin efendisi haline getirdiği için daha uzun süre yaşar” diyor.

Evet bu millet bürokrasiyi ve memuru milletin başına bela eden CHP zihniyetini sandığa gömdü ve bir daha çıkarmadı ama sanırım bürokrasiye hiçbir şey yapamadı, yapamıyor. Çünkü bürokrasi hem kuş hem deve. Uçmak icap ettiğinde deve, yük taşımak gerektiğinde kuş!

Bakın yüzde 47’lik destekle gelen AK parti de giderek bürokrasiye teslim oluyor. Teslim olmak şöyle dursun galiba o da bürokrasi hazretlerini sevmeye başladı. Cumhurbaşkanımız sayın Gül, YAŞ kararlarına sürekli şerh koyardı ama cumhurbaşkanı olunca önüne konan listeyi gözü kapalı onaylayıp imzaladı.

Elbette hiçbir şey, ha deyince değişmez. Sabır ve teenni devletin şe’nindendir. Yapmasın mıydı yani diyebilirsiniz.

Elbette, ben buna ‘hayır yapmasındı” diyemem ama o zaman neden geçmişte şerhler koyuyordu. İktidarda bu türlü muhalefette o türlü olmak olmuyor, olmamalı…

Görülüyor ki bürokrasi de her kılığa giriyor. Siyasetçinin elinde bahane olan bürokrasi, vatandaşın karşısında ise vicdanını rafa kaldırmış kör sağır bir despot olarak çıkabiliyor. En azından halka zorla giydirilmiş demir bir ayakkabı oluyor…

Bilmiyorum, bu iktidar, ileride bir bahane perdesi yapabileceği bu imkanı elinin tersi ile itebilecek mi?. Yoksa, sıranın bir gün kendisine geleceğini sanan Aydın Doğan gibi Bürokrasi de yelkenlerini mi şişiriyor?

Bunu bilemiyorum. Fakat iyi bildiğim bir şey var; milletin üzerine çöreklenmiş şu memur ve bürokrat karabasanı yok edilmedikçe ne iktidarlar muktedir olur, ne halk geleceğini güvenle bakabilir, ne yüreklerdeki güvensizlik umuda ve güvene dönüşür.

Bilemiyorum. Hükümet, e”n azından milletin inkişafını durdurmuş, çalışmayı değil çalışmamayı esas alan şu memurin yasası ve illet bürokrasiyi yok etmek için çabalayacak mı?

“Canım ne yapalım gördünüz işte, bize yaptırmıyorlar’ deme fırsatı hiçbir siyasetçinin yabana atabileceği bir şey değil.

Fakat galiba samimiyet sınavı da burada! Şayet Ak Parti, ‘niye ben kendimi böyle bir imkandan mahrum bırakayım’ derse itimat edebilirler ki milletin gıkı bile çıkmaz!

Çünkü alışıktır.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir