Büyükanıt Paşamla Bir Hasbihaldır…

Saygıdeğer paşam,

Bu yazı akıldan çok kalbe bakıyor, mantıktan ziyade hissiyata hitap ediyor. Bir edip, bir şiar bir mütefekkire değil; asıl derdi, “milletinin bekası ve selameti olan” bir askere hitap ediyor… Şahsınızdan ziyade makamınızla ilgili.

Sözüm zaman zaman hamasete girse de “himmeti, kendi milleti olan bir insan”ı övmek, o milleti övmek gibi olduğundan yaltaklık olmaz. Irkçılığa da girmez. Hem Türk milleti hiçbir zaman ırkçılık yapmıştır. Nitekim ırkçılık yapanların kökeni problemli…

Yahut sözüm haddi geçtiğinde, bunu size ve orduya karşı bir edepsizlik sanmayın. Derdim, sırtımızdaki akrebi göstermektir ki, eğer gösterdiğim yerde akrep varsa, bu, millete bir hizmettir, yoksa olmayan akrebin ne size ne bana ziyanı olur.

Çünkü bu yazıdan maksadım, şu bahtsız ve azametli ülkenin, şu talihsiz ve büyük milletin, bu şanlı ve kahraman ordunun hafıza kayıtlarını yenilemek ve misyonunu hatırlatmaktır.

Bu millet, ilahi iradenin kaynağından çıkıp insanlık mecrasının çalkantılı yatağından kıvrıla kıvrıla günümüze kadar gelen, bazen yatağına çekilen ve çoğu kere coşkun akan, sık sık taşıp, insanlık toprağına muazzam kıymetler (Oğuzhan, Metehan -ki aynı zamanda şanlı ordumuzun kurucusudur-, Buğrahan , Attila, Balamir, Alpertunga, Kültiğin, Tonyukuk, Çağrı, Alparslan, Kutalmışoğlu Süleyman, Osman Gazi, Yıldırım, Fatih, Yavuz, Kanuni, Dördüncü Murat, Abdülhamit, Atatürk… vb) tohumlar bırakan bir ırmaktır. Bilinebilir tarafıyla 4 bin yıldır aralıksız akıp gelmektedir. Başlangıcı elbette ki çok daha eskilere dayanır.

4 bin yıldır dünya üzerinde sözü ve gücü kale alınmış, bütün engellere rağmen varlığını sürdürmüş bir millettir, Türk milleti. Ondan önceki atalarına ne denirdi bilemiyorum ama, onlar da az sonra anlatacağım hizmetleri hep deruhte etmişlerdir…

Asya’nın hatırlanabilir tarihinde daima baş rol oynamıştır. Rakibi bazen Çinliler olmuş bazen İranlılar. Nitekim İran’ın en büyük efsanesinin baş kahramanı Afrasyab’ın tek rakibi Turan’dır.

Türk milleti eski dini kayıtlara göre Nuh’un Yafes oğlundan gelir. Kur’an’ın lisanında ise Türkler “zürriyete men hamelnâ maa nuh” (Nuh ile birlikte gemiye bindirdiklerimizin çocukları) diye anılırlar. Nitekim rahmetli Prof. Dr. Şehabettin Tekindağ bir makalesinde -Gerçi ben kendim de işittim ondan bu sözü-, tarih literatüründe “Nuh’un Çocukları” dendi mi Türk kavmi anlaşılır demişti…

Bildiğiniz gibi Sam ile Ham, babaları Nuh’un yanında bugünkü Cizre ve civarında yerleşerek çoğaldılar. Yafes ise kuzeye yürüdü ve Asya’nın içlerine gitti. Bir daha da ondan haber alınmadı. Ta ki Ham ile Sam’ın çocukları, bulundukları alanları yaşanmaz hale getirinceye kadar…

O tarihten bu yana ne zaman, dünyanın neresinde bir zulüm olsa, bir bozgunculuk yaşansa, aderin sevkiyle Altayların oralardan bir çığlık kopar, bir kar topu oluşur ve hışımla o bozguncuların tepesine inerdi.

İbrahimi yakan Hurriler’i de,

İsayı çarmıha geren, mensuplarını aslanların önün atan Roma’yı –Attila- da,

İslam’ı mihverinden çıkarıp fitneler gayyası haline getiren, sapık düşüncelerin cirit attığı ortaçağ İslam coğrafyasını sapık ve yıkıcı örgütlerden temizleyen –Cengiz- de,

Kuruluş amacından sapmaya yüz tutmuş Osmanlıları –Timur- da Tanrı, Türklerin eliyle ya bertaraf etmiş ya ıslah etmiştir…

Bu millet, Kur’an’ın, Maide suresinin 54. ayetinde kendisinden söz edilen kavim olduğunu gösterdi. Tanrının övgüsünü kazanmış o kavim Türk milletidir ve siz de o milletin şerefli ordusunun birinci kumandanısınız.

Şöyle diyor o ayet: “Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasına aldırmazlar.”

Bu ayet, o dönemde doğrudan Araplara hitap ediyordu. Nitekim onlar görevlerini ifa etmeyince Allah onların yerine Türkleri getirdi ve Türkleri İslam ümmetine hükümran kıldı.

Adalete hizmet ettikleri, muzlumun yanında yer aldıkları için de tam bin yıldır bütün nifak ve entrikalara rağmen bu topraklar üzerinde varlığını sürdürüş ve sürdürüyor… Çünkü bir misyon ve mefkuresi vardı. Cihan hakimiyeti mefkuresine varmak için yeryüzünde adaleti tesis etme misyonu. Bu aynı zamanda tanrının da bu millete yüklediği misyondu. O yüzden Türk ordusunda görevli her bir nefere Hz. Muhammed’e atfen Mehmetcik, Türk ordusuna da peygamber ocağı denmiştir. Bu lütuf yeryüzünde hiçbir millete nasip olmamış bir mazhariyettir.

Bu milletin öyle savaşları vardır ki, Türk milletinin mukadderatını değiştirmekle kalmamış, bütün cihan tarihinde kalıcı tesirler bırakmış, dönüm noktası olmuştur. Malazgirt onlardan biridir, İstanbul’um Fethi onlardan biridir, Mohaç onlardan biridir, Çaldıran onlardan biridir, Çanakkale onlardan biridir, Büyük Taarruz onlardan biridir.

Görülüyor ki, bu ordunun bütün destanları aynı zamanda İslam’ın şeref defterine yazılmıştır.

Bugün nice devletler var ki, bizim tarihimizde kâle bile alınmayacak cinsten bir muvaffakiyeti, milletlerinin varlık nişanesi yapmışlar… Bizim, bir ağustos ayına sığdırdığımız şeref levhaları, diğer milletlerin toplam tarihlerine yetecek kadar zengin ve ihtişamlıdır. Göğsünüzde taşıdığınız o yıldızların her biri, ışığını ve aydınlığını şu mazide kalmış muazzam fetihlerin parıltısından almaktadır.

Çünkü zatı alinizin komutasındaki şu ordu, asırlarca, huzura, adalete, güvene ve tevhide hizmet etmiş şanlı bir askerdir!

O askerdir ki, bu mazlum milleti ve onun aziz ve mukaddes dini olan İslâmiyeti iki defa büyük vartadan kurtarmıştır. Büyük bir İslam alimi, büyük Selçuklu sultan’ı Kılıç Arslan’ın Bizans ve haçlı akınları karşısında sergilediği kahramanlık destanlarına atfen şöyle der: “Eğer Türkler olmasaydı, insanlık küfr-i mutlaka düşecekti”

İşte sizin o cemal ve kemaliniz, intizam ve inzibatınızdır ki, bu kaynayan coğrafyada, Türk milletini huzur ve güven içinde tutmaktadır.

Şu coğrafyanın dört bir yanında zulmün tutuşturduğu yangınlar, bizim evimiz olan bu ülkeye sıçramıyorsa Allah’ın izniyle bu sizin vakur ve disiplinli duruşunuz sayesindedir.

Yüksek caydırıcılık kabiliyetinizi ve disiplininizi, en müşevveş, en kritik zamanlarda bile gösterdiniz. Bu da, ta Metehan’dan bu yana gelen ve İslamiyet ile -Tanrının hizmetinde olmaktan dolayı- ilahi bir kudsiyet de kazanan disiplininiz sayesindedir. Ve hayatınız ve kuvvetiniz itaattir. Bu meziyet-i mukaddeseyi en ufak âmirinize karşı bile gösterdiniz ve gösteriyorsunuz.

Bu, bizim bugün dahi, güven içinde yaşamamızın teminatıdır. Bu milletin, siyasi, ekonomik ve sosyal alanlardaki kurum ve kuruluşları sarsıldı, fire verdi. Siyaseti ve siyasetçisi kirlendi. Münevveri ve aydını ona sadece karanlık kabuslar üretebiliyor. Ama ordumuz, çok şükür ki, hala milletin ruhundaki manaya uygun olarak dimdik ayaktadır.

Fakaaaaaat;

Şimdi, birileri, değişik sebeplerle sizleri de taraf olmaya zorluyorlar. Çünkü birileri ordunun sütresine girerek millete taş atıyorlar.

Sizce de malum olduğu gibi, geçtiğimiz yüzyılın ortalarından bu yana, Asya’da çıkarı bulunan herkes kendine mani olarak Türk milletini görüyor. O yüzden de herkes az çok bu milliti yok etmek için elbirliği içindedirler.

Bu çabalar önümüze Sevr olarak konuldu ama millet Atatürk’ün öncülüğünde onu yırtıp yüzlerine fırlattı. Fakat şimdi görüyoruz ki, Servi imzalatmayanlar başka yöntemler ve usullerle bizi Sevr’in sonuçlarına mecbur etmeye çalışıyorlar.

O yüzden siyaset arenasında sürekli bir didişme ve çekişme görülüyor. Büyük medya patronları ise bu bulanık havaya kasalarını doldurmanın vesilesi yapmaya çalışıyorlar. Bir yandan aleyhteymiş gibi görünerek, bir yandan da çıkarları için işbirliği yapıyorlar. Medyamızı ele geçirmiş bu sinsi çeteler, bir yandan derin ahlaki erozyonlarla milletin genetiğini bozarken, bir yandan da AB kriterleri adı altında bize sevr’in haritalarını öneriyorlar…

* Önümüze sürekli havuç ve sopa koyuyorlar. Laiklikten asla ödün vermez gibi görünen medyatörler, patronlarının küçücük bir çıkarı için en olmaz siyasetçilerle işbirliği yapabiliyorlar. Birileri de laik olmak için illa da dinimizden vazgeçmemiz gerektiğini söylüyorlar. Sonra diyorlar ki askerlerimiz de böyle düşünüyor? Bu doğru mu?

* Yıllardır komünistlik yapmış, ülkenin çıkarlarını Sovyet Rusya’sına peşkeş çekmekte beis görmemiş kafalar şimdilerde ele geçirdikleri gazete ve televizyonlar eliyle bu kere de bizi Batılıların tezgahında pazarlıyorlar. Ve üstelik hepsi birer leberal demokrat kesilmişler. Bizi batının hegamonyası altına girmeye teşvik ediyorlar. Ve sonra dönüp “asker de bizim yanımızda” diyorlar. Siz gerçekten onların yanında mısınız?

* AB’a girmezsek mahvolacağız diyerek sürekli bizi Avrupa kapılarında, izzetini ve direncini kaybetmiş lümpen bir toplum yapmaya çalışıyorlar ve buna modernlik diyorlar ve ekliyorlar; Ordu da bizim gibi düşünüyor. Siz de onlar gibi mi düşünüyorsunuz?

* ABD ve Avrupa ve onların aramızdaki uzantıları “İslam en büyük tehlikedir” diyorlar. “Türk ordusunun da görüşü bu” diyorlar. Sevgili paşam, kahraman ordumuz gerçekten İslamı en büyük tehlike mi görüyor?

* Atatürk, bu ülkeyi kurarken, asırların ihmaliyle saptırılmış din anlayışını gerçek mecrasına oturtmak ve halkın, dinini, bilerek yaşamasını sağlamak için, Elmalı’ya Tefsir, Hasan Basri Çantay’a meal, Ömer Nasuhi Bilmen’e ilmihal yazdırmıştır. Ve yine bu millet dininden kopmasın Peygamberini tanısın diye Sahih-i Buhari’yi Türkçeye tercüme ettirmiştir. O kadar hay huy arasında bile dinin ordu ve toplum için ne kadar elzem olduğu idrakinden taviz vermeyen bir Atatürk’ü bize bugün din düşmanı gibi lanse ediyorlar.

En azından CHP ve bir takım güya Atatürkçü kuruluşlar, bize öyle bir Atatürk resmi çiziyor ki, ne gönlünde Allah var, ne elinde kitap. Gerçekten Balıkesir’de hutbe okuyan, yukarıda söylediğim hizmetleri titizlikle yaptıran Atatürk mü gerçek Atatürk, yoksa şu, tahripkarlığı ve din düşmanlığını meslek edinmiş partinin bize dayattığı Atatürk mü?

* Eğer, “onlar Atatürk’ü istismar ediyorlar”, diyorsanız, neden ordunun o parti ile sürekli aynı karede gösterilmesine izin veriyorsunuz?

* Etrafımızda bin türlü planlar dönüyor, Türk milletini Yecüc – Mecüc nitelemisiyle temel stratejik düşmanı ilan eden stratejik ortaklarımızın topraklarımız üzerinde cirit attığı bir zamanda, Türk ordusunun hala bu milletin saçıyla başıyla oyalandığı görüntüsünün verilmesi, sizi rahatsız etmiyor mu? Ediyorsa bu istismarı neden önlemiyorsunuz?

* Bugün birileri millet ve ordusu arasında bir çatışama yaratmaya çalışıyor. Bu görülüyor. Ülkenin en kritik kurumları veya varlıkları satıldı, satılıyor. Bu satışların şaibeli olduğu ileri sürülüyor. Millet, ordunun, asıl bu konulardan rahatsız olup olmadığını bilmek isterken ve gerçekten de asıl rahatsız olunması gereken bu konular, neden sadece üç beş çocuğun kaside okuması veya bir iki kız çocuğunun bir yerlerde namaz kılmansının orduyu rahatsız ettiği söyleniyor? Gerçekten ordunun yegane derdi bu mu? Değilse neden böyle bir görüntü verilmesine tepki göstermiyorsunuz?

* Eğer bu iktidar memleketi satıyor ve birilerine peşkeş çekiyorsa, neden bunları gündeme taşımıyorsunuz da varsa yoksa üç beş çocuğun başındaki örtü ile uğraşıyorsunuz? Memleketin satılması o baş örtüsünden daha mı az tehlikeli?

* Paşam, elbette sizin elinize gelen bilgiler bizim elimize gelen bilgilerden daha fazla. Elbette sizin bu ülke ile ilgili kaygınız alalade bir çok insanın kaygısından daha yüksek? Biliyorum, siz geleceğe daha titiz bakıyorsunuz. Sahi, sizin gelecek için tasarladığınız Türk insanı nasıl bir insan? Bir tarifiniz var mı, bunu bizimle paylaşır mısınız?

* Mesela bu insanın bir dini, bir gayesi, bir mefkuresi var mı? Varsa nedir bunu bilmek istiyoruz. Sadece laikliğin bekçisi olmak, din düşmanlığını laiklik diye sunan bir kesimin hamisi gibi gösterilmek, Türk ordusu için yeterli bir misyon mu?

Değilse, Türk ordusunun, her türlü gizli açık kullanımlardan kurtarılarak, bugüne kadar yapılan hataları tamir ederek, milletinin ordusu olduğunu gösterme zamanı gelmedi mi?

Sevgili paşam,

Sizin şahsınızda, Müslüman Türk milletinin bekasının en sağlam teminatı olan Kahraman ordumuzun şahsı- manevisini en erdin saygılarımla selamlıyorum.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Mehmet Ali Bulut: Medya küçümsenmemesi gereken bir sihirbazdır!

Gazeteci, yazar, mütefekkir Mehmet Ali Bulut ile basın, medya, gazetecilik, irtica, medeniyetimizden kaybolup giden temel …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir