Çok Seslilik ve AK Parti’ye Bir Küçük Uyarı!

Şu sırada her kafadan bir ses çıkıyor. Ve ben buna bayılıyorum…

Galiba büyüyoruz. Belki de büyüdük, bayağı adam bile olduk çok şükür…

Artık birileri haksızlığa karşı sesini yükseltebiliyor. İnsanlar fikirlerine sahip çıkmaktan korkmuyor.

‘Rejim beni un ufak eder’ diye tir tir titremiyor. Aksine, bugüne kadar zorbalıklarını Atatürkçülük, Çağdaşlık ve Laikçilik maskesiyle perdeleyip, geri planda, halka kendi keyfi düşüncelerini dayatanlar titriyorlar; ‘saltanatımız sona eriyor’ diye…

Eskiden medya, hep onlar adına konuşurdu. Perde arkasında hep her şeyi kontrol eden, her şeye hâkim, itiraz edenin canın okuyan bir despotun sopasını millete göstererek, başlıklar atardı:

‘Üniversite hayır dedi’.

‘Yargı müsaade etmez’

‘Asker olmaz diyor’

‘Anayasa’dan döner’

Memleket onlarındı ve millet, ancak onların diktasına boyun eğmekle mükellefti.

Bu dayatmacı ağalık kültürünün, eninde sonunda yok olacağını biliyor ve bekliyordum ama bu kadar hızlı olacağını beklemiyordum.

Yaşasın Bahçeli, yaşasın Büyükanıt, yaşasın Türk halkı!

Peki AK Partiye yaşasın yok mu? Var. Ona da geleceğim…

* * *

Halk görevini yaptı. Kavga etmeden; ordusuyla, bürokratıyla, devlet kurumlarıyla, siyasetçisiyle kavga etmeden, herkesi hizaya soktu. Sandığa gittiği her seferinde muhteşem seçimler yaparak aydınına, siyasetçisine, bürokratına ve ordusuna ne istediğini net bir şekilde gösterdi, anlattı. Biraz zaman aldı ama olsun barışı bozmadan bir şeyleri değiştirmek zordur daima.

Ordu dahil, herkes milletin talibini anladı sonunda. onu anlamayan, anlamamakta ısrar eden bir tek CHP ve bir kısım medya kaldı! Onlar da yakında anlarlar fakat onlar için iş isten geçmiş olur!

Mamafih CHP bitmiş bir partidir. Baykal ile II. Abdülhamid dönemini yaşıyor. Herkes ona saldırıyor fakat bilmiyorlar ki o olmasaydı CHP çoktan ölürdü. Baykal, CHP’nin ömrünü uzatıyor farkında değiller.

Evet, CHP, bu milletin ahını almış ‘ebter’ bir partidir. Bu parti, bu isimle Türk milletinin önüne çıktıkça hep küçülmeye devam edecek… Emin olun. Baykal’ın çabaları bile ona derman olmayacak…

* * *

Devlet Bahçeli, bu milletin gerçek bir evladı olduğunu defalarca gösterdi. Birlik bozulmasın, dirlik dağılmasın, ülkenin geleceği kararmasın diye, gerektiğinde sustu, gerektiğinde konuştu, gerektiğinde tavır aldı ve gerektiğinde elini uzattı… Gerektiğinde de son haftalarda yaptığı gibi meydan okudu.

Şimdi 1999’da gördüğüm bir rüyamın tabirini yaşıyorum. Seçimler öncesinde Osman Gazi’yi görmüştüm. Güya, otağında ona hizmet ediyormuşum. Otağ ve kıyafetlerimiz otantik. Bakıyorum, modern kıyafetli biri Osman Gazi’nin solunda oturmuş edeple onu dinliyor. O da ona telkinlerde bulunuyor. Yanı başında Sunguralp ayakta duruyor. Ben otağın çıkışına yakın ayakta duruyorum. Sanki gözlerim bir kamera olmuş; zom, pan ve tildlerle olayı izliyorum.

Osman Gazi ona diyor ki, Osmanlı’nın kuruluşu üzerinden yedi yüz yıl geçti. Artık yenisini kurma zamanıdır… Şöyle şöyle yapasın, böyle böyle edesin diye talimatlar veriyor.

O gün bu gündür onu izliyorum, yanlış yaptığı pek bir şey olmadı. Hep milletin çıkarından yana tavır aldı. Ahmet Türk’ün elini havada bırakmaması ve aynı sıcaklıkla ona yaklaşması bile büyük bir hizmetti.

Şu anda Türk milliyetçilerinin de en az DTP mensupları kadar kışkırtıldığını bir düşünün. Ülkenin hali ne olurdu. Sadece bu konudaki teennisi ve dirayeti bile Bahçeli’nin –bir milliyetçi olarak- ne kadar ciddi bir devlet adamı bilinci içinde hareket ettiğini gösteriyor…

* * *

Büyükanıt Paşa’nın demokrat duruşunu da yabana atamayız. Özellikle Genelkurmay Başkanlığı’na getirildiği dönemlerde, kendisi ve kökeni hakkında yapılan yayınları görünce ümitlenmiştim. O, ‘yapılan isnatlardan kendini kurtarmak için mutlaka milletten yana tavır alır’ diye düşünüyordum ve öyle de oldu.

Büyükanıt ilk samimi duruşunu, CHP’nin onu kullanmaya kalkışmasında –Gül’ün seçimi olayında- gösterdi. Daha öncekilerin aksine, CHP ile birlikte hareket etmediğini ve etmeyeceğini sergiledi. CHP’nin gelenek haline getirdiği ‘hem suçlu hem güçlü’ kışkırtıcılığına ‘ben bu oyunda yokum’ diyerek 50 yıllık bir kötü âdete son verdi.

Geçenlerde ise, mahut basına ders verdi, Büyükanıt! MHP ile Ak Partinin kafa kafaya verip, milleti şu başörtü krizinden kurtarmaya karar vermeleri bulanık havada avlanmayı iş edinmiş medyamızı rahatsız etti. Böyle durumlarda hep yaptıkları gibi yine askerimizi milletinin karşısına dikip halkıyla karşı karşıya getirmek istediler ama bu kere karşılarında aklı selim sahibi bir Paşa vardı, tutmadı. Oyuna gelmedi.

O yüzden, yakında hiç şüpheniz olmasın, Bahçeli de, Büyükanıt da hain ilan edilirler –emareleri de görüldü- veya en azından AK Parti’nin işbirlikçileri(!) olurlar. Medyamızın insafı yok çünkü.

İşte bakın, Ali Nesin’i hemen linç etmeye kalkıştılar. Öğrencilerin okuması konusunda demokrat bir tavır sergiledi diye bir çırpıda mürteci bir hain derekesine düşürdüler garisi!

Ne kadar kolay di mi? Bunlar İttihat ve Terakki’den kalma komitacı usulleri. Bir anda adamı mürteci de yapabilirler, vatan haini de. Bir de delilleri karattın mı al sana bindirilmiş bir tarih! Bir asırdır yaşadıklarımız hep bunlar!

Bir gün yakın tarihimiz henüz işlenmemiş yönleriyle yazıldığında, son 20-25 yılda öldürülüp dindarların üzerine atılan suikastlerin kimler tarafından işlendiği ortaya çıktığında, eminim bu millet ciddi bir travma yaşayacak!

Bu rejimi kendilerine sütre yapıp milletin sırtından geçinmeyi adet edinenler, maalesef, ardı arkası gelemeyen düzen ve tertiplerle diktalarını sürdürdüler. Sıkıntıya girdikleri her seferinde de askeri milletin üstüne saldılar…

İşte artık anlaşılıyor ki asker, bu oyunda kendisinin kullanılmasına fırsat vermeyecek! Nihayet görüyorum ki o müjde, tezahür etmeye başladı ki, bu kahraman ordu, oyunlarını bozuyor ve millet aleyhine tezgâhlanan işlerde asker postalının kullanılmasına müsaade etmiyor, bundan sonra da ümidimiz odur ki etmeyecek!

Nihayet bu kahraman ordu, hatasını gördü ve belli kesimler tarafından ikide bir halkın inançlarının önüne engel olarak çıkarılmasını önledi. Türk ordusunun modern ve çağdaş bir güç olması, niye aynı zamanda milletinin manevi değerlerine saygı duymasına engel olsun ki?

Ama yıllarca ‘çağdaşlık’ ve ‘laiklik’, İslam ve iman karşıtlığı gibi algılanıp milletin başına bela edildi. Büyükanıt Paşa, bu kozu da ellerinden alınca, birden bire telaşa düştüler. Çünkü bugüne kadar keyfi ve küfri düzenlerini hep askere korutuyorlardı. İşte bu oyun bozuldu.

O yüzden de hırçınlaştıkça hırçınlaşıyorlar.

Aklınız alabiliyor mu, koca bir profesör çıkıp, “başı bağlı kızın notunu düşürürüm” diyebiliyor. Bu çok tehlikeli bir çıkış! Şu cümlenin altındaki gayza dikkat etmek lazım! Çünkü bu ifadeler, dehşet senaryoları peşinde olanlar için kullanılabilir bir malzeme! Birileri bu öfkeden kendilerine vazife çıkarıp memleketi yeni badirelere sürükleyebilir. Aman dikkat!

* * *

Fakat şükür ki bu ülkede bir tek o hoca yok ve bir tek üniversite yok. Ve keza bir tek üniversite olmadı3ğı gibi tek basın da yok. Çok şükür herkes her şeyi görüyor ve her kafadan da bir ses çıkıyor.

Bu günlere gelmemizde iki faktör daha var ki onlara da değinmekte yarar var. Bunların biri İHA, diğeri Cihan Haber Ajansı. Eskiden imamın keçisi çalınır, bize o haberi ‘imam keçi çaldı’ diye okuturlardı. Bu iki ajans, bu türden tertip ve düzenlerin önünü kesti. Her olayın içinde yer alıp aslının ne olduğunu millete anlattılar. Memlektette olan bitenleri istedikleri gibi kullanmanın yolunu tıkadılar. Olanı olduğu gibi aktardılar da hadiselerin, milletin aleyhine kullanılmasını önlediler. Eskisi gibi milletin başına çorap ördürecek tertiplere giremediler. Her ikisinde de, -özellikle İHA’nın büyüyp serpilmesinde- ciddi emeğim olduğu için kendimi bahtiyar kabul ediyorum. Çünkü bu iki ajans sayesinde olan biten hadiselere kulp takma manevraları son buldu… Tabii TV’leri de unutmamak lazım… Yine ve yeniden “yaşasın demokrasi!”

Ben öteden beri demokrasiyi hep ‘kimsenin münafıklık yapma ihtiyacı duymadığı bir rejim’ diye tarif ederdim kendimce. İşte artık kimsenin münafıklık yapma ihtiyacı duymadığı zamanlara giriyoruz.

* * *

AK Parti’ye gelince… AK Parti, toplumu vaat edilmiş güzel zamanlara taşıyacak Nuh’un Gemisi oldu… Sevelim sevmeyelim, beğenelim beğenmeyelim Recep Tayip Erdoğan, bu geminin kaptanlığını hakkıyla yaparak, milleti bu günlere getirdi…

Ancak haberi olsun ki, gemi artık su almaya başladı. Geçmişte ‘temenni’ babından yazdığım bir mektuptan dolayı başıma hayli işler açılmamış olsaydı, AK Parti gemisinin nerelerden nasıl su aldığını anlatırdım. (Ama bu kutsal işi artık başkaları yapsın! )

Çünkü AK Parti bir umuttur. 60 yıldır özlenen temiz bir soluktur. Eğer o kirlenirse, beraberinde umutlarımız, özlemlerimiz ve ahlakımız kirlenecek.

O bozulursa bal bozacak, asil azacak, tuz kokacak! O yüzden diyorum ki Ak parti sadece bir parti değildir. Bal tutuyor diye parmağını yalama hakkı yoktur. Bunu yapmaya devam ederlerse başlarına büyük işler açarlar. Çünkü haram temiz bünyede ağır tahrip yapar. Ama görüyorum ki, bal tutanlar parmağını yalamıyor, balın kendisine ait olduğunu sanıyor. İşte ikazım bu noktada!

Ak Parti’yi bugünlere taşıyan, yerel yönetimlerdeki hizmetlerdir. Batıracak da yine orası olacak korkarım! Bir resim var hafızamda; 1996’ya ait. Soğuk bir gün. Yol yapımında çalışan belediye işçileri öğle arası vermişler. Ve o iki arada bir derede cemaat halinde toprağın üstünde namaz kılıyorlar. O samimiyet ve o gayretler, o fedakârane ve helal çalışmalar bizi bugünlere, bu iktidarlara taşıdı!

“İnsan yediğine baksın!’ der Kur’an, başına gelenler konusunda! Ak parti de belediyelere baksın diyorum. Beatarsa ordan batacak çünkü. Oralarda öyle bir çarçur ve talan var ki, sormayın… Şu duruma dur denmezse, bu na-hak zenginlik ve rahat yaşama tutkusu, sadece Ak Partilileri değil, beraberinde İslamcıları da toplumu da mahvedecek!

Çünkü insanlar, para kazanma hızları nispetinde olgunlaşmıyorlar. Çok hızlı elde edilen servetler insanın kimyasını bozuyor. Nitekim bu çok net bir şekilde fark edilir hale geldi. İslamcı siyasetçilerimizin –özellikle de yerel yönetimdekilerin- 10 yıl içinde eriştikleri olgunluk, edindikleri mal varlığının onda biri bile değildir.

Bu durum, kendi mahallemizde bile ‘ötekiler’in oluşmasına neden oldu bile. Servetleri, maalesef onları, daha düne kadar beraber ve yan yana yaşadıkları dostları ve arkadaşlarına tepeden bakacak, küçümseyecek hale getirdi. Hızla, Demokrat Parti’nin akıbetine doğru gidiyorlar. Kur’an ‘Vela teziru vazireten vizre uhra’ diyor ve ayırımcı davranmayı yasaklıyor.

İşte AK Parti’yi bekleyen bir diğer tehlike de budur; Ayırımcılık! Kendilerinden olmayanlara iş vermiyorlar. Belediyelerde işe alımlarda liyakat değil, AK Parti’den gelecek referansa bakıyorlar.

Zaten “Öteki” olmuş bir dost olarak ben uyarayım ki, birileri daha ikaz edip ‘öteki” olmasın! Bu iyi bir gidişat değil!

Batıl vasıtalarla hakka gidilmeyeceğini en iyi bilen AK Parti’nin tepe kadrosudur. İnşallah bu yazıyı da birileri –geçmişte olduğu gibi- aleyhime delil kılmaya kalkışmazlar!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir