En Büyük Tehlike Milletin Kendisidir…

Kurtlar Vadisi dizisinin son bölümünde ‘Büyük İskender’in -dizide derin devletin karanlık yüzünü temsil ediyor- faili meçhul bir cinayete kurban giden Uğur Mumcu’yu andıran gazeteciye böyle diyor:

“En büyük tehlike milletin kendisidir”

Hatırlarsanız bu cümleyi ben de sizlere hatırlatmıştım. 28 Şubat’çıların darbeye gerekçe saydıkları “tehlikeler” listesinden bir cümle olarak…

“En büyük tehlike milletin dinine bağlılığıdır!” demişlerdi…

…..

Şimdi düşünün bu cümle nasıl bir kafadan çıkar. Bunu, hangi halet-i ruhiye insana söyletir?

Bunu söyleyen Türk olabilir mi? Müslüman olabilir mi?

Bırakın Türk ve Müslüman olmayı, artık Bulgarlar ve Yunanlılar bile böyle bir cümle kullanmaktan ictinap ediyorlar.

Peki kim söylüyor bunu?

28 Şubat’çılar! (“Türk milletinin dinine, örf ve âdetlerine bağlılığından kaynaklanan tehdit.” Milletin dinine bağlılığı tehditmiş!)

Peki kim söylüyor bunu?

Laikçiler. Laikliği dinsizliklerine maske yapanlar! Şimdilerde kendilerine “Ulusalcı” diyorlar. Ulusa kurban olsunlar!

Neden?

Çünkü bu millet Müslümandır ve dindardır. Bütün dayatmalara, aşağılamalara, baskı ve zulümlere rağmen dininden vazgeçmedi, geçmiyor.

Bu milleti inkarcı bir baskı rejimi olan basçı rejimlere fırsat vermiyor diye… Onlar cuntacı emellerine boyun eğmiyor diye… İslam’a hizmet etme azminden, tarihine sahip çıkmaktan vazgeçiremiyor diye…

Bütün dayatmalara rağmen tarihi misyonundan, cihan hakimiyeti mefkuresinden, nerede olursa olsun zulmü tepeleme azminden ve ‘kızıl elma’sından, ilayı- kelimetullah ülküsünden vazgeçiremiyor diye… çıldırıyorlar. O yüzden de milletin dinine ve örfüne bağlılığını en büyük tehlike addediyorlar.

Ellerinden gelse hemen cumhuriyetten, demokrasiden ve seçim için milletin önüne gitmekten vazgeçecekler. Ülkeyi cuntaya dönüştürecekler.

İşte bu millet buna fırsat vermediği için en büyük tehlikedir…

Evet bu millet, “Allahı’ın nuru ile bakma ferasetine sahip” olduğu için bütün şeytani düzenler için tehlikedir…

O, zalimleri, dinsizleri, düzenbazları, zorbaları hemen tanır!. Bir tek tavır, bir tek kelime ile maksatlarını anlayıverir, oyunlarını bozar.

Sabırlıdır. Kavga etmez. Zamanı gelince onları topları, jopları, düzenleri ve cuntalarıyla birlikte sandığa gömü verir…

Ama yine de arlanmazlar!

Kavgayı kendileri başlatır. Dirençle karşılaştıklarında “kaos” çıkarıyorsunuz diye feryat ederler. Hem suçlu hem güçlü rolünü iyi oynarlar…

Kanunları keyfidir ve küfre hizmet eder. İtiraz edilince cebir uygularlar. O da sökmezse askeri çağırırlar.

Bugüne kadar hep böyle oldu.

Ama artık asker onları dinlemiyor. Çünkü ne zaman asker, onların ipleri ile kuyuya inmişse, kuyunun dibinde kalmıştır. Kendileri yağ gibi hep üste çıkarlar.

Daha düne kadar ortalığı geren, “Kaosa kalkan eller” diye meclisin dörtte üçünü itham eden, 411 milletvekilini yerin dibine sokan Ertuğrul efendi şimdilerde sağduyu çağrısı yapıyor.

Çünkü sıkıştı. Dirençle karşılaştı. Gerginliği çıkaran kendisi ve avanesi! Yemeyince şimdi ‘tansiyonu düşüren adam’ı oynuyor.

İki hafta önce “Laiklik karşıtları kaybetti” diye yazmış ve keyif çıkarmıştı.

Ben ona haber veriyorum. Hayır. Kesinlikle. Laikçiler kaybetti. Bire bin veriyorum. Bu millet, kendisini tehlike görenleri, yani laikçileri bir kere daha sandığa gömecek. Asıl kaybeden laikçilerdir. LAİKÇİLER!

Bu milletin ne demokrasi ile ne de laiklikle bir derdi var. Hesabı, sömürge laikliğini bize dayatan laikçilerle! Onların da hakkından gelecek. Millet artık laikçileri iyi tanıyor. Piri fani olsalar bile darbeci, cuntacı, basçı İslam düşmanı affetmeyecek.

O yüzden hiçbir şansları yok artık! Son tertipleri hukuk darbesi!

Biz hukuka saygılı olacağız. Hukuku istedikleri gibi eğip bükebilirler. Vicdanın eğirdiği ipi de koparamazlar ya. Cemre havaya düştü birkere. Baharı geri çeviremezler. Elbette baharın da kışa benzer günleri olabilir. Ama artık, hüküm baharındır. Hiç telaşa, öfkeye, asayişi bozacak haller gerek yok.

Yeter ki biz, muahedeyi bozmaya gelmiş olan Halid bin Velid’in öfkeli hırçınlığı karşısında Bilal Habeşi gibi soğukkanlı, sabırlı ve onurlu bir tavırla dikilebilelim. Dizlerinin bağı çözülür Halid gibi. Hakka teslim olurlar, inşallah.

* * *

Aydın Doğan, bir yıl içinde Baykal’ın başbakan olma ihtimali olduğunu söylüyor.

Olabilir. Cunta ile başbakan olmaktan başka da seçeneği yok zaten.

Peki hiç mi sandığa gitmeyecek!?

Eminim 1946’ya lanet ediyorlardır. Niye çok partili düzene geçildi diye. Pişman olduklarını biliyoruz ama oldu işte. Dört yılda bir milletin önüne gelmek zorundalar. Milletin önüne geldiklerinde, belki millet meclise bile sokmayacak onları.

Hodri meydan!

Evet ben de açık acık söylüyorum. En büyük tehlike milletin kendisidir. Cuntacıya, darbeciye, baasçıya, laikçiye karşı.

Yaşasın Müslüman Türk milleti! Yaşasın Demokrat ve dine saygılı Türkiye Cumhuriyeti!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir