Gürcistan Dramından, Asya Medeniyetine

KAFKASLARIN SANCISI ‘ASYA MEDENİYETİ’NİN HABERCİSİ Mİ?

Şu Gürcistan olayını “ezberleri bozacak” bir bakış açısıyla ele alabilir miyiz acaba? Yani Rusya’nın şu sert yaklaşımı ile bazı iyiliklere de kapı açtığını düşünebilir miyiz?

Elbette orada onca insanın kanı akarken, binlerce masumun canı heder olurken, bir zulüm bir başka zulüm ile örtbas edilirken hangi ‘iyilikler’den bahsediyorsun diyenlere söyleyecek bir sözüm yok. Ama ben Rusya’nın şu meydan okuyuşundan sinsi bir keyif alıyor ve tuhaf bir umut seziyorum.

Tabii ki meseleye, iki gözü dönmüşün (Amerika – Rusya) ihtiraslı kapışması diye bakanlar beni anlamayacak. Onlara tavsiyem, bu meseleyi de diğer kan oyunları gibi gaz ve petrol kavgası eksenine oturtup gayba küfür savurarak keyfini çıkarsınlar.

Ama o zaman, 11 Eylül bir El-Kaide operasyonu, Irak’ın işgali bölgeye demokrasi taşıma çabası, İran’ı tehdit de ‘nükleer tehlikeyi bertaraf’ olarak bilinmekten öteye geçmez…

Böyle olunca da kimse, 11 Eylül’ün, tükenmekte olan bir medeniyetin ‘gemileri yakma’ operasyonu olabileceğini düşünemez.

Ve tabii, Irak’ta, işgalcilerin, neden kütüphaneleri yaktığına, arşivleri ve mimari eserleri neden tahrip ettiklerine ve nüfus dairelerini niçin bombaladıklarına anlam veremez.

Evet, olup bitenleri ‘menfaat kavgası’na indirgeyebiliriz. Ama bu son derece basit bir yaklaşım olur. Ve neden hep Türkiye’nin zarar gördüğü sorusu boşlukta kalır. Türk başbakanı da BOP’un eş başkanı olma görevini sürdürür.

Türkiye, şu sinsi oyunların altındaki gerçek niyeti okuyamaz ve Evanjeliklerle Neoconların aklındaki hurafelerin kodlarını çözmezse, neden yangınların hep kendi bahçesinde çıktığını da izah edemez.

Mamafih, Türkiye, uzun süredir gemisini Batı limanında demirlediği ve merkezi sinir sistemi paslandığı için Batıya karşı şüpheci olamıyor. Hayranlığı gözünü köreltmiş. O yüzden de başına gelenlerin ‘Şark Meselesi’ denilen o büyük planın bir parçası olabileceğini düşünemiyor.

Oysa Şark Meselesi, ‘Batı’ (Amerika da dahil)nın asla vazgeçmeyeceği bir projedir. BOP, onun yanında çocuk kalır. Sizi temin ederim, ‘vaad edilen topraklar’ı ele geçirmek, İsrailoğulları için ne kadar kutsal ise, Anadolu ve özellikle Doğu Akdeniz’in yeniden Hıristiyan yurtları haline getirilmesi de o kadar vazgeçilmez bir amaçtır.

Elbette ‘medeni’ ilişkiler, niyetlerin şeffafiyetini gerektirir ama uluslararası ilişkilerin içinde yürek bulunduğunu kimse söyleyemez. Diplomasi, gerçek niyeti saklayabilme sanatıdır. Dolayısıyla kimse size gerçek niyetini söylemez. Siz ancak kendi maharetinizle bunu sezer ve karşı tedbir alırsınız.

İşte Rusya’nın Gürcistan’da yaptığı bu! Amerika’ya açık bir tavır ile “Ben senin ne yaptığının farkındayım. Ve buna müsaade etmeyeceğim” diyor.

Aslına bakılırsa bizimkiler de artık olayın farkındalar. Amerika ve İsrail ile sıkı fıkı olmakla suçlanan AK Parti’nin dış strateji uzmanları da artık oyunun farkında. Fakat Türkiye, Rusya kadar bağımsız hareket edebilecek imkân ve kabiliyete henüz sahip olamadığı için Rusya kadar da net olamıyor.

Rusya’nın, Amerikan destekli Gürcistan’a attığı meydan dayağı ne anlama geliyorsa Türkiye’nin şu kritik ortamda İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat’ı kabul etmesi de o kadar açık ve net bir tavırdır.

Tabii ki, her iki tavrı da Amerika, kendince not edip cezalandırmak isteyecektir. Fakat Amerika’nın da İsrail’in de Türkiye konusunda hesaba katmadıkları bir husus var. O da Türk milletinin ruhunda yatan ‘süper güç’ olma azmi ve inancıdır!

Bu asla yok edilebilecek bir yetenek değildir çünkü. Ve üstelik Türk milleti, daha düne kadar, dünyanın en büyük aktörü olduğunu unutmuş da değil.

Amerika Türk milletini yeterince tanımaz. Çünkü onların yıldızının parlamaya başladığı dönemlerde Türk milleti tarih içinde geriye düşme sürecine girmişti. O yüzden bu milletin neler yapabileceğini hesaplayamayabilir. Ama Rusya ve İngiltere Türkleri iyi tanır!

Henry Kissenger, süper güçlerin ilânihaye geri çekilmeyeceklerini, doğal sınırlarına ulaştıklarında yeniden ileri hamle yapacaklarını vurgular. Elhak, her iyi tarih okuyucusu da bunu bulur.

Nitekim biraz dikkatle hadiselere bakanlar, şartların Asya’yı yeniden ileri hamle yapmaya zorladığı şu dönemde Batı kültürünün, medeniyeti ile birlikte doğal kemaline vardığını ve artık geriye düşme sürecine girdiğini görürler. Tahminime göre, önümüzdeki 25-30 yılı yaşayacak olanlar, şu söylediklerime de tanıklık edeceklerdir.

İşte Rusya’nın Gürcistan’da Amerika’ya ‘dur!’ demesini, bu çerçeveden de görmek mümkün. Rusya’nın bu seferki tavrını Sovyet döneminin tavırlarıyla aynı kefeye koymak da hata olur. Çünkü Rusya artık Asyalı bir güç! Çin gibi, Hindistan gibi.

Rusya düne kadar Batılı idi. Çünkü komünizm de tıpkı kapitalizm gibi Batı kültürünün murdar bir ürünü idi. O yüzden çift kutuplu soğuk savaş döneminde her iki taraf da Batı kültürünün temsilcisi idi.

Şimdi ise durum farklı. Rusya, bir ucu Avrupa’nın içinde olmakla birlikte, Asyalıdır. Son bin yıldır var ve son 300 yıldır da Osmanlı ile birlikte aktif küresel rol belirleyicilerden biri. Türk milleti ise, son 2500 yıldır, hem Asya’da hem Avrupa’da defalarca sınırların değişmesi ve demografinin oluşmasında çok büyük rol oynamıştır.

Osmanlı’nın, dolayısıyla Türk milletinin geriye çekilme sürece 1700’lerden itibaren başladı. 200 yıldır devam eden geri çekiliş doğal sınırına ulaştı. Artık her hareket, her olay, her devinim Türkiye’yi ileriye götürebilecek potansiyel taşıyor. Ve Türkiye ileri hamle yaptığı an ilk düşecek süngü Amerikan süngüsüdür. İşte Rusya’nın, tam da şu esnada Amerika’nın karşısında bir ‘Asyalı’ olarak saf tutmasını da bu anlamda okuyabiliriz pekâlâ.

Şu meselelere biraz bu perspektiften bakmak da gerekir gibime geliyor.

***

Kafkaslar’da cereyan eden şu hadiselerin, neden bende bir “Asya Medeniyeti”ne geçiş hissi yarattığını izah etmeden önce şu iki soruya cevap bulmakta yarar var:

  1. Osetya neden şimdi ve niçin Gürcistan’a baş kaldırdı?
  2. Gürcistan gerçekten Osetya’daki ayrılıkçı hareketleri bastırmak için mi harekete geçti, yoksa bu, Amerika’nın, Kafkaslar’daki etkinliğinin boyutlarını test etmek amacıyla Gürcüler üzerinden giriştiği bir deneme miydi?

Bunlara doğru cevap verebilecek bilgilere sahip değilim henüz. Ama BTC hattına saldırı, PKK sabotajı ve nihayet 9 askerimizin şehit edilmesinden hareketle senaristi sezebiliyorum.

Plan, Türk- Rus \ Türk – İran yakınlaşmasını baltalamak ve bizi, bir kere daha Amerika-İsrail ekseninde kalmaya zorlamaktır.

Bu asrın başında Batı, Balkanları ateşe vererek, dünyayı, yeniden kozları paylaşmaya zorladığında, Türk milleti, kaybeden tarafta tutuldu ve Batı’nın yedeğine alındı. Kozları paylaşmanın ikici sahnesi de II. Dünya Savaşı oldu. İngiltere ‘dindar Avrupa’yı temsil etme liderliğini Amerika’ya bıraktı. Dünya iki kutuplu bir dehşet dengesine oturtuldu. Rusya ve Amerika!

Bu, Batı’nın küresel hâkimiyeti dönemidir. Çünkü hem kapitalizm hem de komünizm, Batı kültürünün ürünü idi. Bütün oyunlar ‘dindar Batı’ ile ‘tanrı-tanımaz Batı’ arasında cereyan ediyordu.

Ama şimdi durum farklı… Rusya önce komünizm illetinden kurtuldu. İri hacminin doğal olmayan yanlarını terk etti. Şimdi problemlerinin tamamını çözmüş değil ama dünyada cereyan eden ‘tek kutuplu ağalığa’ karşı durabileceğini gösterme denemeleri yapıyor.

Türkiye’nin de aynı niyeti taşıdığına dair emareler görebiliyorum son dönemde. Biliyorsunuz Türkiye de İsrail’in açık, Amerika’nın gizli tehdit ve tavırlarına rağmen İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat’ı kabul etti ve ağırladı.

İşte bunlar, Bediuzzaman’ın, gerçekleşeceğini haber verdiği Asya Medeniyeti’nin ayak sesleridir.

1994’te ‘Asya’nın Ayak Sesleri’ adlı kitabımı yayınlarken de ümitvardım ama bunu kendim de görebilirim diye umut edemiyordum.

Bediuzzaman, “Uzaktan gayet parlak” görünüyor dediği şu medeniyetin esaslarının İslâmî olacağını söyler (Muhakemat). Asya Medeniyeti’nin gerçekleşmesinde, ‘mukavemet edilmez bazı kuvvetlerin’ ittifak ve ittihad ettiğini belirtir ve o kuvvetleri şöyle sıralar:

1) Eğitim ve medeniyetle mücehhez ‘İslâmiyetin hakikî kuvveti’.

2) Tekemmül-i mebâdî ve vesâitle mücehhez ‘şiddetli ihtiyaç’.

3) Asya’yı gayet sefalette, başka yerleri nihayet refahta görmekten kaynaklanan tam bir uyanış ve mükemmel uyarılmayla mücehhez olan gıpta ve rekabet ve kin-i muzmer.

4) Ehl-i tevhidin düsturu olan tevhid-i kelime (söz birliği= Asyalı güçlerin ittifakı) ve zeminin hâsiyeti olan itidal ve huyların değişmesi, zamanın etkisiyle zihinlerin aydınlanması, medeniyetin kanunu olan fikirlerin birbirine ilâvesi, bedeviyetin lâzımı olan selâmet-i fıtrat ve zaruretin neticesi olan hafiflik ve teşebbüs cür’eti ile mücehhez olan fıtrî kabiliyetler.

5) Bu zamanda ilâ-yı kelimetullah maddeten terakkîye mütevakkıftır. Bu husus İslâmiyet’in emriyle ve zamanın ilcaatiyle ve fakr-ı şedidin icbariyle ve her türlü arzuyu öldüren ye’sin ölmesiyle hayat bulan ümitle mücehhez olan arzu-yı medeniyet ve meyl-i teceddüt.

Yeni medeniyetin, İslâmiyet’te ve Asya’da bulunan bu beş kuvvet tarafından gerçekleştirileceğini, Batı medeniyetinin kendi içindeki zaaflarının, yeni medeniyetin kuruluşunda sadece esas kuvvetlere “yardım” edeceğini söylüyor.

Şu soyutmuş gibi görünen kavramları, olan biten hadiselerin üzerine giydirdiğimizde, hadiseleri kavramakta zorluk çekmeyiz. Elbette olan bitenlerin tamamının, arzu ettiğimiz şekilde tezahür etmesini beklemek safdillik olur. Biz hangi olayların ne tür neticeler vereceğini bilemeyiz elbet. Bazen hayrımıza olacak bir gelişmeye karşı çıkarız.

Bakarsınız, Allah bir mülhidin eliyle diğer mülhidin zulmünü bertaraf eder ve ondan muzluma menfez açar. Cenab-ı Hak bir ayette “Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız, halbuki o, hakkınızda bir hayırdır. Ve olur ki, bir şeyi seversiniz, halbuki hakkınızda o bir şerdir.” (2/216) buyurur.

Bediuzzaman şu hakikatlerin farkında olduğu için yeni medeniyetin Müslümanların ve Asyalıların birlikte çalışmalarının eseri olacağını; Avrupa’nın çöküşünden veya küllerini seyretmek için beklemesinden değil, yeni ‘medeniyet kurucuları’nın kuvvet ve iradelerini ortaya koymalarından oluşacağını söyler.

Öyleyse öncelikle Asya’nın Batı’nın hegemonyasına dur diyecek ‘birliktelikler’ oluşturması gerekiyor. Bunu yapamadığımız takdirde doğaldır ki, mevcut medeniyetin sahipleri, hâkimiyetlerini genişletip sürdürmek isteyeceklerdir.

Nitekim Bediüzzaman, “medeniyetleri ihtiyarlandıran, mesâvî-i medeniyetin, mehasinine (kötülüklerinin iyiliklerine üstün gelmesi) galebesidir” (Muhakemat) der. Yani bir medeniyetin kurulması için illa ötekinin ölmesi gerekmiyor.

Başka bir ifadesinde de, Asya Medeniyeti, mevcut medeniyetin ‘inkişâı’ (yani iyilik üretememek veya kötülüğünün çoğalmasıyla ömrünü tamamlaması)ndan doğacak’ der.

Rusya’nın, Çin’in, Hindistan’ın ayağa kalkması, İran’ın Amerika’ya direnmesi. bütün bunlar, bizim de işimize yarayacaktır. Fakat öncelikle Türkiye’nin ipini, Batı’nın elinden kurtarıp yönünü kendi coğrafyasına çevirmesi ve Türk milletindeki ‘Avrupa aleyhtarlığı’ fikrinin kuvvetlendirilmesi gerekir.

(Kur’an Medeniyeti konusunda geniş bilgi için bakınız: http://www.yeniasya.com.tr/2007/08/03/enstitu/h1.htm)

*** *** ***

Bu yazı “14.Ağustos.2008 01:18:58” tarihinde gasteci.com’da “Gürcistan dramından Asya Medeniyetine…” başlığında yayınlanmıştır.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir