Hilali Görmeyenin Bayramı Caiz mi?

Bugün Bayram! Belki de dündü. Bilemiyorum. Siz emin misiniz?

Bu kafa karışıklığı yok mu? İnsanı denli ediyor.

Şimdi siz başka bir dinden olsanız şöyle düşünmez misiniz: “Bu dinin neresi hak. Daha en temel bayramlarında bile anlaşamıyorlar!”

Valla ben olsam derim!

Bu çıkışımı bazı fakihlerimiz –sahi hala sözü dinlenir fakih var mı?- ‘ihtilafta hayır vardır’ diye geçiştirecekler.

Hayır, beyler! Bu, ihtilafta rahmet değil tefrika var! Fesad var, iğva var. Fakat rahmet var mı bilmiyorum!

Bakın Arabistan Çarşamba günü bayram yaptı.

Niye?

-Efendim hilal’i görmüşler.

-E peki biz görmedik. Hava bulutlu. Biz ne yapalım?

-Biz Arabistan’ız, bize uyacaksınız! Hilali görmeyenin bayramı olmaz!..

Hakikaten bu, ciddi bir yara!

Kur’an da Peygamberimiz (asv) de “Hilali görünce oruç tutun, hilali görünce iftar edin. Eğer hava bulutluysa önceki ayı 30’a tamamlayın” demiş ya! İlla da benim dediğim olacak diyor Arabistan.

Efendim artık hesap kitap var, artık Ay’ın bütün hareketleri, saniye saniye izlenebiliyor. Dolayısıyla takvimlere uysak olmaz mı? Hem Şafii uleması ısrarla ‘hesap kesinse onunla amel etmek daha evladır’ diyorlar” deseniz, Arabistan “Olmaaaaz! bak ayet hilali görün” diyor.

E be kardeşim, senin memleketinin 365 gün –pardon 354 gün- 24 saat açık. Bizimkisinin yarı ömrü kapalı geçiyor. Bak ben de hesap kitapla biliyorum ve görüyorum ki hilal hala doğmamış!

Ama nafile, çünkü Arabistan, “esas benim” diyor. ‘Müslümanlar adına karar verme’ hakkını kendisinde görüyor. Mamafih, krallar son 10 senedir Yavuz Sultan Selim’in ‘hilafeti’ temsil eden unvanını yani ‘Hadimul Haremeyn’ unvanını kullanmaya başladılar.

Eskiden bu konularda bütün İslam dünyası İstanbul’un gözüne bakardı. İstanbul oruca başladı mı ütüm İslam yurtlarında oruç olurdu. “Bugün bayramdır” dendi mi bayram olurdu.

Şimdi ‘laik’ olduğumuz için acze de layık olduk! Bu taraklarda bezi yok Türkiye’nin. Halkı Müslüman ama kendisi laik! “Din ile devlet işi ayrı” diyor.

Peki, kabul ettim. O zaman müsaade et, ben hilali gördüğünü söyleyen Arabistan ile birlikte bayramımı yapayım, kurbanımı keseyim, olamaz mı?

Zinhar! Olur mu hiç? Polis veya jandarma tepene biniverir.

E hani siz laiktiniz? Ne istiyorsunuz benim ibadetimden, kurbanımdan, postumdan etimden…

-O başka o başka!

-O başka o başka değil işte! Sen toplumuna sahip çıkmazsan, doğru işe doğru kıbleye yöneltmezsen, halk da kendi bildiği yere yönelir. O zaman da devlet olarak senin başın ağrır! Nitekim ağrıyor.

Yıllardır bunun kavgasını verdik. Olmuyor. İngiliz, oyununu iyi oynamış. Bilen biliyor Vahhabiliğin kurucusu Muhammed bin Vahhab’ın İngiliz entelijansiyası tarafından nasıl yönlendirildiğini. Muhammed Vahhab İstanbul’a gelecekti, tahsilini ikmal için, o dönemde İngiltere onu durdurdu. Biliyorlardı İstanbul’a gelirse ehli sünnet vel-cemaat içinde ona tefrika yaptıramazlar! Ta Kudüst’en Sofi’yi Safiye yapıp Necid’e gönderdiler de onu kendisine bağlayıp orada tuttu. İstanbul’a gelmesini önledi. Amacına ulaşmış değil mi?

Eğer bir devlet, halkının dinine ve onun sorunlarına sahip çıkmazsa, din gelir bir gün, o devleti zorla sahiplenir. O zaman da milli ve dini kıbleleriniz birbiriyle çatışır. Bugün yaşanmakta olduğu gibi!

Arabistan’ın niyeti de bu. Osmanlı’nın etkisini yok edip, Müslümanların Vatikan’ı olmak! İran’dan korkmasa, bunu kabul etmeyenleri hacca bile almaz, emin olun.

Türkiye’nin umurunda değil!. Onun kurbandan anladığı post rantiyesi! İran da ‘Şii’ olduğu ve dışlandığı için etkili olamıyor. Pakistan ve Malezya, bu işlerde söz söylemeye ehil görünmüyor. Arabistan istediği gibi racon kesiyor. Olan da İslam’a ve Müslümanlara oluyor.

Bakın ey millet! Eğer Arabistan’ın yaptığı doğru ise, bayramın üçüncü günü kesilen kurbanlar kurban sayılmaz, bilginiz olsun. Ama artık pek anlamı yok zaten. Zaten çoğu laikçi firmalar, daha arefeden itibaren kurban kesimini yapıyorlar. Zavallı Müslüman da kurbanımı kestirdim sanıyor. Ne ise kafa karıştırmayalım!

Yaşasın Post kavgası! Bu yıl da postu deldirmeden postu kavgasını sağ salim atlatabilirsek ne mutlu!

Mübarek kurban! Ne büyük rantiye! Karşı olan da istifade ediyor, taraf olan da!

(Kurbanız kurban, bayramınız bayram olsun inşallah…)

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir