İrade Öyle Buyurdu, AK Parti Kapatılacak

Anayasa Mahkemesi, tarafsızlığı kendinden menkul bir kurumdur.

Zaten tarafsız olmak gibi bir vazifesi de yoktur. Kuruluşuna dikkatle bakıldığında, vazifesinin ne olduğu açık görülür.

Peki ne oldu da birden bire böyle harekete geçti. Merdan Aslan ve Doğu Perinçek arasında yapıldığı tesbit edilen telefon konuşmasını okumuşsanız, nedenini anlama noktasında sıkıntınız kalmaz. Okumamış iseniz, girin şu siteye ve okuyun! (http://www.haberaktuel.com/news_detail.php?id=119587&uniq_id=1207956460)

Malum, Anayasa Mahkemesi’nin babası, Menderes’i asmak için kurulmuş Yüksek Adalet Divanı’dır. Mahkemenin ismindeki yüksek ve adil sıfatlarının ‘lafta’ olduğu kısa zamanda ortaya çıkmıştı. Ama o mahkemenin bir ‘divan’ olduğunun anlaşılması da fazla sürmedi.

Divan, bilindiği gibi, estiği estik kestiği kestik padişahların karar verme meclisidir. Orada elbette tartışmalar vardır. Ama o tartışmalar, padişahın verdiği kararların tasdik ettirilmesinden ibarettir.

İşte Yüksek Adalet Divanı(!) da İsmet Pa(di)şa(h)’ın hükmünün tasdik edilmesinden ibaretti. Öyle de oldu.

Hatırlarsanız, divan başkanı Salim Boşol, muhakeme usullerine itiraz eden Menders’i küstahça azarlamış ve “Seni buraya tıkan güç öyle istiyor” demişti…

Görüyor musunuz ‘divan başkanı’nı. Hukukun düşürüldüğü şu rezilliğe bakın!

Bir mahkeme başkanı “ne yapalım, seni buraya tıkan güç sana böyle davranmamızı istiyor” diyebiliyor ve bundan ar duymuyor!

Tabii ki Salim Başol ilk değil. İstiklal Mahkemelerinde yaşananlar ondan daha feci ve daha zalimane idi. Kılıç Ali’nin güya cumhuriyet karşıtlarına yaptıkları, Başol’unkine bile rahmet okutur!

Neticede Başol, Menderes’e ve ekibine isnat edebilecek bir takım suçlamalar getirmişti. “Sen talebeleri kıyma yaptırıyorsun”, “Sen gayri meşru çocuğunu öldürdün”, “devlete hediye edilen köpeği sattın” gibi iddialar(!) vardı elinde… Onları sorguladı.

İstiklal mahkemelerinde o da yoktu…

Şimdi ‘İstiklal Ffendi’nin ‘Adalet’ hanımdan doğma veledi olan Anayasa Mahkemesi de Ak Parti’yi muhakeme ediyor. Ne karar çıkacağını herkes tahmin ediyor.

Çünkü Anayasa Mahkemesi, bir adalet mahkemesi değildir, bir ‘siyaset’ mahkemesidir. Siyaset, bizim tarihimizde ve idari yapımızda maalesef ‘kelle almak’ anlamındadır.

‘Siyaset’ sözünün, idari teşkilat içindeki anlamı idamdır…

Dolayısıyla şu mahkeme bir idam mangasının vazifesini yapacaktır. Yargılama süreci de, kurşuna dizilecek mahkuma suçunu itiraf ettirmekten ibaret… Hepsi bu.

Çünkü “İRADE” öyle istiyor.

Bütün bunlara rağmen Ak Parti kapatılmaya da bilir. Bu, Ak Parti’yi kapatma talimatı veren İRADE’nin alacağı tavizlere bağlıdır.

Siyasi geleceği kasten bitirilmiş Tayip Erdoğan’ın nasıl Anayasa Mahkemesi tarafından bir çırpıda temize çıkarıldığını hatırlayın. Ve unutmayın o temizleme(!) süreci içinde Baykal’ın da oluru vardı.

Malum irade, bir insanı arazlı hale getirmedikçe lider koltuğuna oturtmaz. Önce onu kendine mecbur eder sonra başa geçirir. Ta ki lazım olduğunda ipini çekip indirebilsin.

Nitekim o gün ‘muhtar bile olamaz’ denilen Tayip bey’in siyasi yasağının kalkmasını uygun gördüler. Şimdi yeniden onu yasaklı yapmak istiyorlar… O İRADE’nin derdi memleket değil ki! Hegamonyalarını sürdürmektir. “Biz her şeyle oynarız ve oynayabiliriz. Biz ne dersek o olur” raconunu millete dayatmaktır!

Yılmaz Özdil garibim de, geçenlerde şu siyasi yasağın kaldırılması meselesini gündeme getirerek, Anayasa Mahkemesi’nin ne kadar da adil olduğunu güya gözümüzün içine soktu! Kankörlüğümüzü yüzümüze vurdu(!) İşte bunlarda mantık böyle çalışıyor… Ve ufuk da bu kadar!

Bilmiyor ki inadın gözü meleği şeytan görür, şeytanı melek yapar!

Millet ve devletin bekası kimsenin umurunda değil. İnanın. Çünkü bizim derin devletimiz kuşatılmış. Daha doğrusu en derin odada oturanların en temel vazifesi, milleti dizginlemektir. Bunun yegane yolu da onun dini ile buluşmasının önlemektir. İşte bunu yapıyorlar!

O yüzden dinin ‘şeair’ kısmını sürekli yasaklıyorlar. Bu millete şanlı geçmişini hatırlatacak bir şey kalmasın diye. Bakın milliyetçiliğin bile içini boşalttılar ve milliyetçileri ulusalcı yapıp çeteciler şebekesine dönüştürdüler. Ergenekon, Türklerin efsanevi ana rahmine tekabül eder. Ne hale getirildiğine bakın. Milliyetçilik komünistlerin himayesine muhtaç oldu! Beni kahreden de bu. Dini ve milleti savunmak, kimlere kalmış…

* * *

Maalesef bu 1940’ların başından beri, devam edegelen bir inatlaşma sürecidir!

O tarihlerde sosyalistlik perdesi altında CHP’nin dimağını ele geçiren (Bknz. Bediuzzaman’ın, dönemin CHP Genel Sekreteri Hilmi Uran’a yazdığı ikaz mektubu. Emirdağ Lahikası, 163. Mektup) ve kökü “Şimal” kıblesi Zion olan zındıka komitesi, yıllardır CHP’nin eliyle karanlık icraatlarını sürdürüyor.

Milletin kendi mukadderatına el koyduğu her seferinde, ruhunu ele geçirdiği CHP’yi ve onun etrafında kümelenmiş ‘yasal’, ‘gayrı yasal’ odakları harekete geçirerek, Sevr Protokollerinin yeniden devreye sokulmasını sağlıyor.

Bediuzzaman bu komitenin, rejimin 80. yılına kadar gâlibane bir şekilde işler yapacağını ama o tarihten sonra gücünü ve arkasındaki asker desteğini kaybedeceğini ima ediyor. “Kahraman ordu dizginini onun elinden alır” diyerek, milletin kendi mukadderatına sahip çıkacağı zamanların başlayacağını haber veriyor.

Onlar da işin farkındalar. İplerin ellerinden çıktığını görüyorlar, o yüzden de hırçınlaşıyorlar. Pervasızlaşıyorlar.

Çünkü millet kendi mukadderatına sahip çıkarsa, planları bozulacak ve bugüne kadar el altından bize dayatmış oldukları Sevr Protokolleri yırtılmış olacak. Tapınak Şövalye’lerinin içimizdeki uzantısı olan ve her dönemde başka başka isim ve resimlerle önümüze çıkan ama daima CHP elbisesi giyen bu zındıka komitesinin foyası da açığa çıkmış olacak.

Aslında Ak Parti’nin şu oldu bittiler karşısında dik durması yetecek de artacak bile ama, bilemiyorum ki ellerinde ne gibi zaafları var. Bir dik durabilse belki CHP bile kurtulacak şu tasaluttan!

İslam’ın bu topraklarda bir daha hükümran olmaması için bu devletin bütün imkân ve kurumlarına nufüz etmiş şu gizli örgütün bugünlerde yeniden sahneye çıktığını millet olarak görüyoruz.

Bakın o kılığa giriyor, icraatlarını sürdürmek için. Bazen Cumhuriyet’e bomba atan bir çocuktur. Bazen öğrencilerin arasına karışmış kaba sakal bir mürtecidir. Bazen vatan millet sakarya nidalarıyla ortaya atılan bir Ergenekon eridir. Bazen bir cinayettir.

Önce oyunu tezgâhlar, insanları sokağa döker sonra onları bir birine kırdırarak memleketi kendi derdine düşürür.

Bulanık havalarda avlanmaya çıkan kurumlara, kuruluşlara dikkat edin. O zındıka örgütünün nerelere kadar nüfuz ettiğini hemen anlarsınız.

İşte bakın KESK ve DİSK, yıllar sonra yeniden 1Mmayıs’ta ve Taksim’de milleti toplayacaklar. Sanki milletin başında az badire var, ona yenisini ekleyecekler. Üstelik artık fitnenin kendisini gizlemeye bile ihtiyaç duymadığı bir zamanda! (Bakın Akdeniz Üniversitesi’nde yaşanan olaylarda, o sakallı, kendisini kasten kameralara gösteriyor. Asıl bu aleniyetin manasını kavramak lazım!)

Onlar da biliyorlar ki bu, fitneye bir davetiyedir. Ama sanırım mecburlar bunu yapmaya! Çünkü Başsavcıyı dava açmaya mecbur eden İRADE onları da sokağa dökülmeye zorlamış olabilir. Ta ki birileri, yeniden halkın üzerine rahatça ateş edebilsin ve huzur bozulsun. Hatırlayın, savcının Merdan Aslana söylediklerine “Biz partiyi kapacağız ama siz de bize halk desteği sağlayın!” işte şimdi onu yapıyorlar…

Biraz izanı ve insafı olan, bütün şu olup bitenlerin, aynı senaristin senaryosu olduğunu ve bu filmin hep aynı yönetmen tarafından sahneye konulduğunu görür!

Onlar anlamasalar da millet artık net görüyor. Son defa koysunlar filmi vizyona. “Fe mekeru ve mekerallah. Vallahu hayrul makirin!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir