MHP’nin Duruşu ve Geleceği…

Nisan 1999 seçimleri öncesinde, BRT televizyonunda çalışırken rahmetli Şakir Süter, benden seçim nostaljileri türündün televizyon haberleri üretmemi istemişti.

Ben bu talebi bir fırsat bilip, 1946 seçimlerinden başlayarak tüm seçimleri mercek altına yatırdım.

Hürriyet, Milliyet, Tercüman ve Cumhuriyet gazetelerini taradım. Seçimden iki ay öncesinden başlayarak, her seçimde partiler nasıl çalışmış, ne vaad etmiş ne yapmış ne yapmamış inceledim, notlar, anekdotlar ve kepşınlar aldım.

50-60 tane birer ikişer dakikalık nostalji haberleri yapmıştım.

O çalışma sırasında bir şey dikkatimi çekmişti. Her seçimde, iki jön vardı, bir de ‘kötü oğlan’ . Jönler genelde CHP ve karşısındaki “legal” yani sistemin ‘olur verdiği’ bir sağ parti oluyordu genelde.

Taraflar, kavgalarını ‘kötü oğlan’ üzerinden yürütürlerdi. Kötü oğlan; yani sistemin öcü dediği parti!

1971’de Erbakan “hoca” imdada yetişinceye kadar, kötü oğlan hep milliyetçi partidir. Köylü Millet Partisi, Millet Partisi… vs vs. Adı ne olursa olsun hep milliyetçi partiler öcü sayılmış. CHP, ona saldırarak, kendisini ‘Sistemin Sahibi’ konumunda tutmuş.

Diğer jön de, yine ‘kötü oğlanı’ üzerinden sistemle barışık olduğunu göstermiştir.

Doğrusu ‘kötü oğlan’ da bu halden pek rahatsız değil. Çünkü, senaryo gereği -dayak yiyen adam da olsa-, sonuçta filmin içinde ona da rol veriliyordu.

’Kötü oğlan’ın rolünü kendi başına belirlediği ise hiç vaki değil. Senarist, hangi tarafın yanında olmasını uygun görmüşse o da orada görünmeyi misyon bilmiştir. Hatırlayın bu seçimde de böyle idi: Ne dedi sistemin efendileri(!) : “CHP’ye oy vermeyecekseniz MHP’ye verin!

İşte şimdi MHP’yi Ak Partiye karşı kendi saflarına çekmeye çalışanların geçmişte ona biçtikleri rol bu!

MHP buna razı ise mübarek olsun. Değilse, aşağıda aktaracaklarıma kulak vermeli. Çünkü CHP ve onun etrafında kümelenmiş komitelerin MHP’ye layık gördükleri rol “kötü oğlan” rolüdür.

Bana inanmıyorlarsa 1946, 1950, 1955 seçimleri öncesine bir baksınlar. O dönemde milliyetçi partiler CHP karşıtı tutum içindelerdi… Mamafih 1960’tan sonra da öyleydi. Ama 27 Mayıs ihtilalini birlikte yaptılar.

1950 seçimlerinde uğradığı yıkım, 1955’te de tekrarlanınca CHP uyandı. “Bu millet bizi istemiyor, öyleyse biz de onun başına çorap örelim da görsün!” diyerek, iktidarı illegal yoldan devirmenin çarelerini aradı. İşte tam o anda, ‘Türkçüleri’ yeniden keşfetti. Artık o ‘cici oğlan’dı. Çünkü onun eliyle Demokrat Parti’yi dövebileceğine inanmıştı. Sonunda da öyle oldu zaten.

Bu oyunu ilk fark eden, tuhaftır, siyasetle ilişkisini kestiği bilinen Bediuzzaman olur ve Demokrat Parti’yi uyarır. Menderes’e “Kalbe ihtar edilen içtimaî hayatımıza ait bir hakikat” başlığıyla gönderdiği mektupta, dönemin dört siyasi eğilimine (laikçi CHP, demokrat DP, milliyetçi MP ve İslamcı parti -o zaman öyle bir şey yok daha-) ayrı ayrı değinerek, kendince her birinin cazip ve itici yanlarını izah eder. Demokrat Partiyi de “partizanlık” yapmamaları konusunda ikaz eder. Mealen şöyle der:

“Birisinin günahıyla başkası muahaze ve mes’ul olmaz. Siz de ırkçılık ve taraftarlık sevkiyle meselelere yaklaşmayın. Çünkü ırkçı bir bakış, cinayet işleyen adamın masum kardeşini de mesul tutar. Bir adamın cinayetiyle mâsum bir kardeşini, belki de akrabasını, belki de aşiretinin efradını öldürmekte kendini haklı zanneder. O vakit hakikî adalet yapılmadığı gibi, şiddetli bir zulüm de yol bulur. Çünkü “Bir mâsumun hakkı, yüz câniye feda edilmez” diye İslâmiyetin temel bir prensibi vardır. Bu prensibe riayet, vatanın birliği ve toplumun beraberliği bakımından son derece ehemmiyetlidir. Bu, çok ehemmiyetli bir mesele-i vataniyedir. Ve hâkimiyet-i İslâmiyeye büyük bir tehlikedir.

Mâdem hakikat budur, ey dindar ve dine hürmetkâr Demokratlar, siz bu iki partinin (CHP ve MP) gayet kuvvetli ve zevkli ve câzibedar (toplumun ilgisini çekecek şu) dayanak noktalarına karşılık, maddî ve mânevî açıdan daha cazibedar (daha dikkat çekici) dayanak noktaları bulmalısınız ki, o dayanak noktası da İslam hakikatleridir. Siz İslam’ın hakiketlerini dayanak noktası yapmaya mecbursunuz. Yoksa nasıl ki, eskiden beri işlenmiş cinayetler ve yanlışlar CHP’ye yüklendi ise, size de sizin yapmadığınız cinayetleri yükleyecekler. Halkçıların, Türkçüleri de elde ederek sizi tam mağlûp edeceklerine (Evet CHP’liler dönemin Türkçülerini de yanlarına alarak, ihtilal yaptırdılar ve Menderes’i asarak onu tam mağlup ettiler) dair kuvvetli bir ihtimal hissettim. Ve İslâmiyet namına telâş ediyorum. (Emirdağ Lahikası, 387 )

* * *

Bediuzzaman o mektubunda ‘ırkçılık davası gütmeyen’ müsbet milliyetçiler için de ilginç uyarılarda bulunur. Dileyen ilgili mektubu bulup okuyabilir. (Belki bir yazıda da ona temas ederiz inşallah)

Esasında Türk milliyetçiliğinin gerçek manada ırkçılıkla bir alakası pek olmamıştır. Elbette Türk milliyetçiliğini Alman ve Sırp milliyetçiliği gibi kafatasçı bir ırkçılığa dönüştürmek isteyenler olmuştur ama Türk kavramının tabiatı buna uygun değildir.

Ünlü Rus Türkolog Lev Gomilov, dünya üzerinde ‘etnos’ yaratabilmiş iki kelimeden söz eder. Bunlardan biri Türk, biri Rus’tur. “Bunlar her ne kadar bir kavmin adı iseler de bu iki kelime, aslında birçok kavmi içinde barındıran ‘kuşatıcı” (mündemic- muhit) etnos’ isimleridir”, der.

Nitekim Avrupa, Kuzey Afrika, Balkan ve Kafkas kavimleri İslam dini seçtikleri zaman ‘Türk olduk’ derlerdi.

Bediuzzaman da bu fikirdedir. Türk ve İslam’ı bir ‘hakikat-i mümtezice” olarak görür, onları biribirisiz düşünmez. Şöyle der:

“Cay-i Dikkat bir hal: Nerede Türk taifesi varsa, Müslümandır. Müslümanlıktan çıkan veya Müslüman olmayan Türkler, Türklükten dahi çıkmışlardır (Macarlar gibi). Halbuki küçük unsurlarda dahi, hem müslim ve hem de gayr-i müslim var.

Ey Türk kardeş! Bilhassa sen dikkat et! Senin milliyetin İslamiyet’le imtizaç etmiş. Ondan ayrılması mümkün değil. Türk’ü İslamdan ayırsan, mahvsın! Bütün senin mazideki mefahirin, İslamiyet defterine geçmiş. Bu mefahir; zemin yüzünde hiçbir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o mefahiri o övüncü kalbinden silme!…”(Mektubat, 26.Mektup)

İşte MHP’nin durması gereken nokta burası! Bu duruş, sağındaki partilerin İslam’ı; solundaki partilerin de Türklüğü istismar etmelerini engeller.

Aksi takdirde milliyetçiler, içlerindeki Türkçüleri CHP’ye kaptırlar ki, bu ne zaman olmuşsa hep milletin aleyhine bir felaketle sonuçlanmıştır.

MHP şimdi ‘varta’ mı ‘fırsat’ mı olduğu kendi tavrıyla belirlenecek bir kararın arifesinde. Eğer, beğenmediği bir takım icraatlarına kızıp, AK Parti’yi laikçi ulusalcılara kurban verirse kesinlikle kendisi kaybedecektir.

MHP; aldanıp da CHP’nin ve zındıka komitelerinin oyunlarına gelir ve onların yandaşı olursa, Tıpkı 28 Şubatçılar ile işbirliğinin ona getirdiği yıkım gibi yeni bir yıkıma hazır olsun. Üstelik 1960’ın bile hala faturasını ödeyebilmiş değil!

Çünkü Türk milleti müslümandır ve inancından asla vazgeçmez. Madem ki MHP Müslüman Türk halkının bir partisidir, öyleyse, tavrını bu iki kelime etrafında şekillendirmeli… Biz söylemiş olalım.

MHP, CHP’den çok çok daha masum DSP ile yaptığı işbirliğinin faturasını meclis dışı kalarak ödemişti.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir