Neden Hep Müslümanlar Acı Çekiyor?

Daha çekilmeden kıyamet kopartan bir film; Arap İsa (as)! Şu sıralarda mısır, Ürdün ve Suriye Hıristiyanları hop oturup hop kalkıyor. Yeri göğü birbirine katıyorlar…

Efendim Muhammed Aziziye adlı Ürdünlüı bir Yönetmen, Kur’anın anlattığı İsa’yı filme çekiyormuş şu sıralar. Hiçbir hakaret, hiçbir saygısızlık falan da içermiyor…

Ama bölge Hıristiyanları ‘aydını’ ile ‘dindarı’ ile birlik olmuş kıyamet koparıyorlar. Ortadoğulu Hıristiyanlar Birliği ile Mısırlı kiptiler ‘Sen bu filmi çekemzsin” diyorlar “Çünkü İsa’nın çarmıha gerilmediği film akidemize saldırı amacı taşır”

Muhammet Aziziye, “elbette bir çarmıh sahnesi olacak” diyor ama hristiyanları ikna edemiyor.

Onlar “illa da Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğini izleyici anlamalı. Sen bunu muğlak bırakamazsın. Kur’an’ın, ‘İsa asılmadı, onu astıklarını sandılar ama onlar da emin değiller. Aksine Allah Onu göğe çekti’ demesi bizi ilgilendirmiyor” diyorlar…

Mısır, filmi göstermeyeceğini açıkladı bile. Bahane de hazır. Mısır’da dini hususlar içeren filmlerin gösterime girip girmeyeceğine karar veren İslami Araştırmalar Birliği Genel Sekreterliği’nin ‘senaryosunda peygamberlerin geçtiği filmlere izin vermeme’ yetkisi var. Onu kullanacağını deklare etmiş….

Aziziye de filmi çekmekte kararlı ama nerede nasıl çekeceği, filmi tamamlayıp tamamlayamayacağı meçhul.

Ortadoğulu Hıristiyanlar Birliği Mısır ve Ürdün’e baskı yapmakla kalmamış, filmin bir kısım sahnelerinin çekileceği Suriye’nin devlet Başkanına da ulaşmışlar. Beşar Esad’a yazdıkları mektupta filmin Suriye topraklarında çekimine izin verilmemesini istemişler…

Sizce dertleri ne bu Hıristiyanların? Çünkü Muhammed Aziziye’nin senaryosu Hz. İsa’ya hakaret içermiyor. Avrupalıların Hz. Muhammed(asv)’e yaptıkları gibi kötüleme veya ırz namus ve haysiyetine dil uzatma gibi bir kasıt taşımıyor.

Sadece çarmıha geriliş sahnesinde, izleyicide bir ‘istifham” yaratacak bur durum sözkonusu.. Evet gerçekten biri asılıyor ama bu asılanan gerçekten Hz. İsa olup olmadığı muğlak kalıyor. Hepsi bu!

Ama kopardıkları kıyamete bakılırsa zannedersiniz ki, Muhammed Azizizye, tanrılarının yetkisini elinden alıyor.

* * *

Biliyorsunuz, şurada burada, özellikle de Batı’da İslam’a, ve Özellikle Hz. Peygambere yönelik, son derece adice, ahlaksızca ve insafsızca yakıştırmalar ve saldırılar olur.

Ya sesimiz çıkmaz, ya da cahil cühela takımımız çıkıp ortalığı kırar döker. Yani maalesef hakkımızı savunmayı bile bilmiyoruz Müslümanlar olarak.

Daha doğrusu, mukaddeslerimiz o kadar sahipsiz kalmış ki, ağlayanımız yok. Aydınımız kültür ve tarihimizi, ulemamız dinimizi çekiştirip duruyorlar…

İslam yurtları başsız! Ümmetin şirazesi dağılmış. Her kavim kendi ölüsüne ağlar durma gelmiş. Bir baş yok. Hilafet güya TBMM’nin manası altında ‘mündemiç’tir ama Türkiye devleti, İslam’a sahip çıkma fikrinden vebadan kaçar gibi uzak duruyor!

Oysa Hz. Peygamber, İslam’ı bir binaya benzetmiş Müslümanları da onun tuğlaları gibi vasfetmiş. Her biri diğerini güçlendiren tuğlalar.

Şimdi tar u mar olmuşuz. Her bir halk, yine kendisinden olan zalimlerin zünnar ipiyle bağlanmış. Diğerine ileni uzatamıyor. Yarsına merhem, derdine çare olamıyor.

Bu nasıl bir ilahi kahırdır ki, bir tek İslam yurdunda adil bir idare yok. Hiç birinin halkına ve insanlara saygısı yok. Girin Afganistan’dan taa Mağribe kadar, halkının gönül hoşluğu içinde yaşadığı bir yurt bulamazsınız. İslam beldeleri, mazlumların sığınabileceği yerler olmaktan çıkmış, zalimlerin cirit attığı eşkıyalık yurdu olmuş…

Bizim zalimlerimizin yetmediği yerlerde ise İlahi kader, taaa uzak diyarlardan ısmarlama zalimler getirip başımıza musallat etmiş… İşte Irak, İşte Afganistan, İşte Filistin..

Biz oturup İsrail’e kahır Amerika’ya beddua okuyoruz. Hiç birimiz şu hadiselerin altındaki ilahi maksadı düşünmüyoruz… Neden kader bizi bu zalimler eliyle cezalandırıyor diye merak etmiyoruz.

İşte şu film etrafında kopartılan kavgayı öğrenince neden Cenab-ı Hakk’ın Hıristiyan ümmetine nusret ve hayat verdiğini bir kere daha anladım…

Ve tabii Ali İmran suresi’nin 55. ayetini de…

Ne diyordu ayette: “Ey İsa, doğrusu seni Ben vefat ettireceğim ve seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim”

Ayetin manası açık.. ‘Ey İsa, sana uyanları inkâra sapanların üzerine geçireceğim’ diyor. ‘İnkara sapanlar’ tabirine dikkat edin.

Hz. İsa’nın salikleri bizim üstümüzde hükümran olmuşlarsa, inkâra sapanlar da biz oluyoruz demektir. Biz iyiyiz, Müslümansız demek, bizi kurtarmıyor. Adınızın Müslüman olması yetmiyor, vasıflarınızın ve sıfatlarınızın ‘kafir’ olması halinde!

Bugün kendi topraklarında zumla uğrayan herkes Batıya veya Amerika’ya sığınıyor. Neden? Çünkü yine varsa, hala insanlık oralarda var. Bizde değil.

Bizde, Taliban zulmü var, molla baskısı var, Vehhabi şeraiti var, baas rejimleri var, Kemalist despotizm var ve müstemleke laikçiliği var ve bol miktarda güz yaşı var, ihtilaf var kahır var. Ve tabii cehalet, fukaralık ve tefrika var.…

Neden mi? İşte bir hadis (mealen):

Peygamber efendimiz şöyle buyurur:

-“Bir gün gelir, diğer milletler benim ümmetimin üstüne, sineklerin leşlere üşüştüğü gibi üşüşürler…” yanında oturan sahabe sorar:

-Neden ya Rasulallah. Senin ümmetin o gün çok mu az olacak? Cevap verir:

-Hayır!

-Peki nasıl olur ya Rasulallah. (Yani ümmetin bu kadar çokken nasıl bu zilleti kabul edebilirler?). Gül yüzlü gül peygamber cevap verer:

-Onların yüreklerini vehen kaplamış olacak!

-Vehen nedir ey Allahın elçisi?

Vehen yüreklere çöreklenmiş hayat ve dünya hırsıdır. (O, onlardan izzeti yok etmiştir…)

Bir anekdot daha aktararak yazıma son vereyim:

İzak Şamir’e derler ki, “Kur’an’ın İsra Suresi’nde İsrailoğullarının uğrayacağı feci akibet haber veriliyor. Biliyor musun?”

Şamir “evet” der ve ekler:

-Ama ne siz o Müslümanlarısınız, ne de henüz biz o Yahudileriz!

Ne güzel cevap!

Şu anekdot, uydurma bile olsa halimizi ne güzel anlatıyor değil mi?

Biz o Müslümanlar değiliz! Yoksa her yerde acı çeken biz mi olurduk!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir