Nemrud da Laik mi idi Acaba?

Yılmaz Özdil, Sayın Başsavcının adından hareketle ‘onun ne mübarek bir zat’ olduğunu hatırlatıyor ve şöyle diyor:

“AKP’nin işi zor bu defa…”

-Neden efendim?

-Çünkü sayın başsavcının adı Abdurrahman’mış ve üstelik Urfalıymış. (Abdurrahman Rahmanın kulu demektir, Urfa da peygamberler şehri ya…)

Yani bu kere Ak Partililer “Vay dinsizler, elitler” falan diyemeyeceklermiş!

Niye diyemesinler?

“Sömürge laikçiliği’ Urfalılara işlemez mi? Adı Abdullah oldu diye bağnaz bir laikçi olamaz mı bir insan? Bekir Coşkun’un adının Hz. Ebubekir’den gelemsi laikçiliğine mani mi?

Beyler sizin o dediklerinize, isim yahut köylülük mani olmaz. Vicdan lazım onun için, vicdan! İsim ve coğrafya değil.

Tanrı varken heykellere kulluk etmenin ahmaklık olduğunu söyleyen genci (Hz.İbrahim’i) meczup diye yakmaya kalkışan Nemrut da Urfalıydı. Bugün yaşasaydı kimin safında yer alırdı acaba?

Sahi Nemrut da laikçi olabilir mi? Hz. İbrahim’e bile tahammül edemediğine göre?

“SÖMÜRGE LAİKLİĞİ”

Efendim Fransa Milli Bilimsel Araştırma Merkezi uzmanlarından Pierre Jean Luizard, Türkiye’deki laiklik modelinin Fransız modeli olduğunu söyleyenlere pek bir bozulmuş.

Zaman’dan Ali İhsan Aydın’ın kendisiyle yaptığı röportajda Luizard, nerede ise ‘haşa!” diye başlıyor söze:

“Ne münasebet. Sizin laiklik modeliniz, Fransa’nın Fransa’da değil, sömürgelerinde uyguladığı modeldir” diyor Aydın’a..

Haydaa, şimdi bu da nerden çıktı, diyecekler ama adam öyle diyor.

Ne kadar aşağılayıcı bir durum! Türkiye’de uygulanan laiklik, Fransa’nın sömürgelerinde uyguladığı lodeldir!

Ba ba ba ba.. Övünüp durduğumuz laiklik meğerse “sömürge laikliği” imiş!

İşin kötüsü, bizim laikçilerimiz, “sen ne bileceksin!” de diyemeyecekler Luizard efendiye! Çünkü adam Avrupalı ve üstelik de Fransız! Ne diyor, “Sizin laikliğiniz, bizim sömürgelerimizde uyguladığımız laiklik modelidir”

Vah vah vah!

Tevekkeli, Biz de yıllardır kıvranıp duruyoruz, “Ya bu laiklik dinsizlik gibi bir şey! Bunun böyle olmaması lazım!” diye.

Doğrusu bir yaşıma daha girdim. Batılıların gıda ve kanunlarının çürük çarıklarını bize kakaladıklarını duymuştum ama laikliğin de sahtesini –pardon sömürgeci olanını- kakaladıklarını düşünemezdim! Mutasyona uğramış bir laiklik yani!

Biz de yıllarca Batıdaki laikliğe özenip dururduk. Adamaların hem laik hem de Hıristiyan olabilmelerine imrenirdik. “Keşke bizim laikliğimiz de böyle olsaydı!” diye hayıflandık.

Ne zaman ağzımızı açıp “bu ‘deli gömleği’ canımızı yakıyor” dediysek, dört bir yandan üstümüze seyirtip, ‘sizi gericiler’ diye linç ettiler bizi.

Bunu yapmadıkları zaman hemen düzmece ticanilikler (bknz. Yakup Kadri’nin, Siyasette Kırk Yıl’ına) uydurup bizleri mürteci sandalyesine oturttular! Daha da olmayınca ya postal ya dipçik gösterdiler… Başbakan bile astılar. Bari değseydi!

Kendisi için başbakan astığımız laikliğe bakın. Sömürgecilik zokası! Bir de ulusalcı takılmazlar mı?

Garibim müstemleke laikçileri! Acıdım vallahi! Allah bilir, müstemleke laikçiliğinin aşısı da yoktur. Hain Fransızlar!

Biz de her seferinde aman ‘huzur bozulmasın’ deyip, boynumuzu büküp otururduk!

Sanki bu ülkede huzur sadece dindarları ilgilendiriyor!

* * *

“HAMDOLSUN” DEMEK PARTİ KAPATMAYA SEBEPTİR!

Saral K adında bir okuyucumun ilhamıdır bu başlık!

Halkın vicdanında Ak Parti’yi kapatma çabaları bu şekilde yankı bulmuş demek ki! Bizim laikçilik anlayışımızın halk tarafından nasıl algılandığını bundan daha iyi ifade eden bir başlık düşünemezdim.

Bizdeki laikliğin, “din ve dini terminoloji karşıtlığı” olarak algılandığının da en iyi ifadesi bu başlıkta gizlidir. Ne kadar “hayır öyle değil!” deseniz de halk sizi böyle algılıyor beyler!

‘Hamdolsun’ demek bile laikliğe aykırı! İsmet İnönü’ye, ‘Allah’ demek nasip olmadı şu sömürge laikçiliği yüzünden!

E canım başbakan da “HAMDOLSUN” demesin diyorsanız, diyeceğim bir şey yok. Fakat dönüp halka şunu söyleme hakkımız vardır:

Beyler bu laikçilerin sizin dininize ve kültürünüze tahammülleri yoktur. Bunu böyle bilin!

O zaman birileri çıkıp “Efendim laiklik din ve vicdan özgürlüğüdür. Dinin devlet idaresine karıştırılmamasıdır!” derse biz de deriz ki‘Siz de laikliği dinsizliğinize alet etmeyin!

Çünkü yıllarca laiklik, İslam’a karşı bir tutum ve tavır olarak karşımıza çıktı. Halkı dinden soğutma vasıtası kılındı. Yani “Millet ne istiyorsa, aksidir laiklik” diye belletildik.

Sizi temin ederim Sömürge laikçiliği bile bizimkinin yanında masum kalır. Bizim laikliğimiz saklı komünizmdir adeta.

O yüzden de ne ‘Allah’ diyene tahammülü vardır ne “Elhamdülillah” diyene! İkide bir ‘hamdolsun” diyen başbakanın partisi kapatılmasın da kimin partisi kapatılsın?

Yok, arkasında 16.5 milyon insan varmış da yok, egemenlik kayıtsız şartsız milletinmiş de millet iradesi her şeyin üstünde imiş de…

Bunların ne önemi var sayın Başbakan!

Siz, size oy verenlerin “Fasa fiso vatandaşlar(!)” olduğunu unutuyor herhalde!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir