Öcalan’ın Yeni Komşusu Büyük İskender mi?

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, İmralı Cezaevi’nde görev yapan personel için kalacak yer yaparken, küçük çaplı bir ceza infaz kurumu da yapmayı uygun gördüklerini ifade edince kıyamet koptu.

Eh, doğrusu bayram – seyran değilken eniştenin öpmeye kalkışması, ister istemez söylentileri beraberinde getirecek!

Sahi Adalet Bakanlığı İmralı’da tamirat yapmak için bula bula neden bugünleri buldu ki? Enişte durup dururken öpüyor, sonra da “Sakın ha bundan farklı sonuçlar çıkarılmasın” diyor. Ve ekliyor: ”Terörist başının kaldığı odaya başka bir hükümlüyü vermemiz asla mümkün değildir!”

Hani çocuk bilmeden camı kırmış da varıp babasına “camı ben kırmadım” demiş ya, durum ona benziyor.

***

Terörist başı Abdullah Öcalan’ın yanına terör örgütü üyelerinin konulmasının mümkün olmadığını da söylüyor Şahin. Buna kanunun bilmem kaçıncı maddesi de zaten müsaade etmezmiş!

Peki kanun müsaade etse yapacak mıydınız?

-Evet! Hiç şüpheniz olmasın ki yaparlardı. Çünkü Türk milleti, hiçbir dönemde, adı cumhuriyet olan şu dönemdeki kadar bağımlı ve aciz olmamıştır. Öyle olmasaydı sayın bakan, neden iki sözün başında “biz bağımsız bir cumhuriyetiz, kararlarımıza kimse karışamaz” desin ki!

Biz ‘Sevr’i püskürttüğümüzü, büyük bir istiklal mücadelesi verdiğimizi, yedi düveli kovduğumuzu söylüyoruz ya siz inanmayın. Bakın orada Ayasofya müze kaldıkça ve TBMM bünyesinde mündemiç olduğu söylenen hilafet hakkımız ‘mündemiç’ kaldıkça, daha çoook Öcalanları 5 yıldızlı adalarda misafir eder, Batının dayatmalarını ‘bilmem ne kiriterleri’ diye kabulleniriz.

Allahım, ne zaman anlayacağız ki, Batı karşısında bağımsız hareket edebilmemizin yegâne vasıtası İslam’dır ve bu topraklarda yaşayanların üzerinde mutabık kalacakları ‘İslam Milliyeti’dir. Hani şu sizin ‘irtica’ ve ‘gericilik’ diye yaftaladığınız şey var ya işte o!

Sizi temin ederim, bu devlet, İslam ile yeniden barışmadıkça ve bin yıldır bu milleti efendi kılan şu mana, milli birliğimizin ruhu haline gelmedikçe biz Batıya karşı bağımsız olamayız.

Ve tabii, ellerini kınalayıp askere gönderdiği oğlunun yemin törenini ancak tel örgülerin ötesinden izlemesine müsaade edilen o anneler, o telin gerisinde kaldığı sürece de o ruh bu beden ile yeniden buluşmaz, buluşamaz. Ve korkarım, bu iki hakikat birbirine kavuşmadıkça da biz bu topraklar üzerinde huzur ve bağımsız bir devlet gibi itibar görme hakkını elde edemeyeceğiz!

Bize dinimizi öcü gibi gösterenler, hiç çekinmeden kendi dini değerlerini ‘AB Kriterleri’ olarak bize dayatabiliyorlar ve biz de bunu içimize sindirebiliyoruz.

Neden?

Çünkü içeride birbirimize üstünlük kurmak için gidip onların kucağına oturmaktan başka çare bulamıyoruz. Bakın düne kadar ‘AB şeytandır’ diyenler, şimdi AB için uğraşıyorlar.

Amaç ne?

Dahildeki baskıları bertaraf etmek!

Ne güzel bir oyun! AK Parti iktidar oluncaya kadar AB’nin savunucuları baskıncı/seçkinci elitlerdi. Şimdi onlar ulusalcı olmuşlar, berikiler AB’ci. Önce onlar dayatıyorlardı millete ‘kurtuluşunuz Batıdadır’ diye, şimdi bizimkiler Amerikan çıkarlarını ‘milletin âli menfaati’ diye lanse ediyorlar.

Millet şaşkın. Artık kime inanacağını bilemiyor. Bu taa 1839’lardan beri böyle. Şu açıklamaya bakın:

“Orada tek hükümlü, bine yakın kamu görevlisi, şu kadar masraf… Neden böyle bir adada bu kadar masraf tek kişi için yapılsın? Başka hükümlülerin de kalacağı ceza infaz kurumu haline getirilsin. Bunda herhangi bir sakınca olmaması gerekir diye düşünüyorum. Bir tek kişi için bu kadar güvenlik görevlisi, bu kadar infaz koruma memuru, bu kadar masrafa doğrusu yazıktır diye düşünüyorum. O nedenle orası 5-6 değil, belki daha fazla insanın kalabileceği bir yüksek güvenlikli ceza infaz kurumu haline getirilebilir.”

Siz bu cümlelerden bir şey anladınız mı?

Yani bir terörist başı için 1000 (bin) insanın hizmet ettirilmesine mi yanarsınız, bir milletin bağımsızlık erkinin açıkça ihlali olan şu acı vaziyete mi yanarsınız, yahut binlerce vatan evladının kanıyla beslenmiş bir sergerdenin bu kadar izzet u ikram görmesine mi yanarsınız?

Allahınızı severseniz, Apo orada izzet u ikram ile beslenirken dağdaki ‘öcalan’ların öldürülmesinin ne manası var? Bunca vatan evladının dağa çıkmasına, terörist olmasına önayak olan adamı orada öyle keyifle yaşatırken hangi akılla terörün sona ermesini bekliyorsunuz? Onun diğer teröristlerden ne farkı var? Neden Öcalan için bu ikram ve itina? Kabul edin ki, bu da dışarının dayatmasıdır. Öyle değil mi?

***

Hükümet maalesef iyice sıkışmışa benziyor. Bir yandan AB ve Amerikan dayatması, bir yandan İsrail entrikası, öbür yandan kendince başlattığı birtakım iyi niyetlerin akim kalma endişesi ve öte yandan içerdeki ferasetsiz muhalefet!

Şimdi de İmralı’ya altı ‘F’ yıldızlı oda inşası meselesi!

Ayıkla pirincin taşını.

Ama bu kere sayın Bahçeli’ye fırsat bırakmayacağım hükümete ip uzatmak için. İpi ben uzatacağım, belki bakan o ipe sarılır da düştüğü denizden sahile çıkar.

İşte İmralıda’ki odalar meselesi ile ilgili tahminim.

Hani diyorum Apo’yu asamadığınıza göre, Veli Küçük’ü hiç asamazsınız. Hele Perinçek’e hiç gücünüz yetmez. Mossad’dan CIA’ya hatta MI5’e kadar bir yığın güç karşınıza dikilir. Eh, Tolon Paşa’mıza da kıyacak değilsiniz her halde! E bu anlı şanlı adamları refakatsiz göndermek de olmaz. Alın size altı yedi oda!

Nasıl? Olamaz mı yani? Apo için bin kişi istihdam eden bu ülke iki paşası ve bir parti liderinden mi esirgeyecek beş yıldızlı odaları! Statü itibarıyla bunların hangisi, Öcalan’dan daha az itibar hak eder, siz söyleyin?

Hadi hadi itiraf edin sevgili bakanım, sizin de hoşunuza gitti senaryom!

O hücrelerin birisi, Öcalan’ın yakın dostu Doğu Perinçek için. Diğeri, Apo’yu büyütüp besleyen ‘veli nimeti’ paşamız için. Belki birisine de Büyük İskender’i koyarsınız. Tabii, eğer Polat Alemdar’dan kurtulabilirse.

Ne ise ben daha fazla senaryo üretmeyeyim. Ama cidden İmralı’ya yapılan bu yeni odaların sakinlerini merak ediyorum. Siz merak etmiyor musunuz?

-Bu ne büyük şereftir ki, bin muvazzaf asker, onlara hizmet için bekliyor.

*** *** ***

Bu yazı “21.Kasım.2008 23:18:25” tarihinde gasteci.com’da “APO’nun yeni komşusu İskender Büyük mü?” başlığında yayınlanmıştır.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Mehmet Ali Bulut: Medya küçümsenmemesi gereken bir sihirbazdır!

Gazeteci, yazar, mütefekkir Mehmet Ali Bulut ile basın, medya, gazetecilik, irtica, medeniyetimizden kaybolup giden temel …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir