Rektörlerimiz Gösterdi ki Cumhuriyet Tehlikede…

Bilim, vahyin akıldan doğma çocuğudur. Hurafe ise nefsin vahye tecavüzünün eseri…

Bilim ile gerçeğe varılır, hurafe ise insanı kör ve sağır eder, hayattan koparır. Hayat ile bağı kesilen şey ölüdür. Ölü vücutlara yakışan en iyi sonuç imha edilmesidir… Bu evrenin kuralı budur.

İnsanın yaşama dair alanlardaki bütün tavır ve ilişkileri bu iki atıfla doğrudan ilintilidir.

Eğer hayatınızın temeline gerçek ilgiyi oturtmuşsanız, siz hep doğru yönde ilerler ve gelişirsiniz…

Yok eğer, beylik ve indi dogmalara –isterse başlangıçta hakikat olsun- sarılıp öyle kalmışsanız, kainattaki değişime ve gelişime uygun bir şekilde konumunuzu ve bakış açınızı ve beyninizi konuşlandırmamışsanız, geriye düşürseniz. Bu sizi sonunda bağnaz bir tarafgirlik batağına sürükler…

İşte Türk ulusalcı ve laikçi elitlerin içine düştükleri hal böyle bir şey…

Cumhuriyet, laiklik, milliyetçilik (halkını sevip ona hizmet etmeyi ön gören müsbet milliyetçiliği kast etmiyorum-, hatta kılık kıyafet inkılabı o dönemde, milletin kendi bekasını sağlaması veya içinde bulunulan halden çıkılması için hakikat olabilirlerdi. Ve öyleydide…

Çünkü cumhuriyet de, milliyetçilik de laiklik de hatta kıyafet devrimi de başlangıçta milletin refaha, huzura ve çağına uygun bir yaşam kalitesine ulaşabilmesi için seçilmiş ‘vasıtalar’dı. Asla amaç değil.

Milleti muasır medeniyet seviyesine çıkarma araçları…

Fakat sonra, hurafe ağanın inadı ve nefsin tarafgirliği ile şu vasıta ve araçlar bizzat amaç haline getirildi.

Cumhuriyetin manası askıya alındı, adı kutsandı. Laikliğin ruhu ve manası yok edildi, cismi ve heyulası kıble haline getirildi.

Dinin katılaştırılmış ve artık çekilmez hale gelmiş bazı şekillerinden güya milleti kurtaralım derken, öyle dogmalar ve öyle hükümler getirdiler ki, değme batıl hurafelere rahmet okuttular.

‘Gökten inme dogmalarla ülke idare edilemez’ diyerek dini kenara attılar ama kendi getirdikleri kanunlarla, yeni masum ‘imam’lar yarattılar. Yeni ayetler -(değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif bile edilemez maddelerin manası bu değil mi)- yazıp yen bir din icat ettiler ve adına da Laik Kemalist Cumhuriyet dendi.

Şimdi her dogma gibi o da sarsılıyor. Bilimin karşısında hiçbir hurafe uzun süre varlığını sürdüremez çünkü. Siz bakmayın güya bir takım profesörlerin, güya bilimsellik adına yürümelerine bağırmalarına. Bütün medeniyetler, bilimden nasip almamış bağnaz ve cahil cüppeliler sayesinde yıkıldı.

Çünkü malumat sahibi olmak bağnazlığa mani değil. Esas olan sizin, zihinsel postülalarınızı neyin üzerine oturttuğunuzdur.

Bakın İslam medeniyetini de ‘resmi alimler’ (cüppeliler) yıktılar. Ellerinde Kur’an gibi, sürekli değişimi ve gelişimi esas alan bir kitap bulunmasına rağmen…

Bugün İslam, araç olan dini amaç haline getiren ‘dinci’ İslamcılar yüzünde ‘out’ olmuş, barış ve esenlik olan İslam terörle eş anlamlı hale gelmiş.

Biz suçu karşımızdakilerin ön yargısına atabiliriz ama itiraf etmeliyiz ki İslam, bizim bağnazlıklarımız ve kendimizi çağın anlayış ve idrakine göre günceleyyemememiz yüzünden ıstırap çekiyor.

Müslümanların bu hali aynı zamanda karşısındakileri İslam’a karşı azdırıyor, tavirlarını güçlendirmelerine yol açıyor.

Hz. Musa’nın ‘Allahım bizi kafirleri çin fitne yapma’ diye yalvarmasının sırlarından biri de budur.  Biz medenilere muhatap olabilecek bir uslüp geliştiremedik. Cehaletimiz öfkemizi arttırıyor, öfkemiz de halkı iken bizi haksız duruma düşürüyor…

Evet, bağnazlık ve tarafgirlik, hiç şüpheniz olmasın Şeytan’ın yeryüzünde icad ettiği en korkunç silahlardır ki, bu ikisi kavimleri yok etti, milletleri sildi, medeniyetleri imha ettirdi… Çünkü aklını kullanmayan kavimlere merhamet edilmemesi bu evrenin en temel kurallarındandır.

Nitekim siz aklınızı kullanmıyor ve kendinizi yeni bilgilere göre güncellemiyorsanız, değişip gelişmeyi esas (O, her anda bir şandadır-ayetini anımsayın) alan Kur’an’ın elinizde olması sizi yok olmaktan, rezil olmaktan, bir buçuk milyar nufüs ile 8 milyonluk bir kavmin elinde helak olmaktan bizi koruyamadı…

Şimdi bizim cüppeliler ayağa kalkmışlar güya bir hurafeye (baş örtmek hurafedir ya onlara göre) karşı çıkacaklar. Neyi savunduklarına bir bakın Allahınızı severseniz. Bunların bilgileri kendi akıllarını bile aydınlatamamış…

Bakın İran’daki ‘Masum İmam Humeyni’ye karşı çıkarlar ama tanrısallaştırılmış bir Atatürk imajından rahatsız olmazlar hatta bilimsel bulurlar. Bilimin ancak hür ortamda yeşerebileceğini bilirler ama insanlara okumayı yasaklamak için her gün yeni icatlar bulmaktan sıkılmazlar. Vahiy olan Kur’an ayetlerine ‘dogma’ derler, kendi elleriyle yazdıkları anayasa maddelerini veya bir takım kanunları ayet gibi dokunulmaz kılarlar…

Geçin bu zavallıları!

Bilgileri kendilerini aydınlatmaya, doğru yolu göstermeye yetmiyor. Çünkü zihinlerinin işletim sistemi ‘modern hurafeler’ üzerine kurulmuş. Hurafe de ölümcül bir hastalıktır. Taşıyıcısını önünde sonunda kör, sağır ve yatalak eder.

Adın Müslüman da olsa, demokrat da olsa, laikçi de olsa ve sen profesör de olsan tarafgirlik hastalığına yakalanmışsan önünde sonunda bağnaz bir hurafeciliğe yakalanırsın. Bu hastalığa yakalanmış toplum veya kavimlerin uzun süre yaşadığı da görülmemiş.

O yüzden derim ki, şu bizim profesörler, laikçi siyasetçiler, ışığı önünü görmesine bile yetmeyen aydınlar Atatürk’e, laikliğe ve cumhuriyete sadece kendilerinin inhisarındaymış gibi sahip çıktıkça bu kavramların şansı yoktur. Kendileri ile birlikte onları da ölüme mahkûm edecekler!

Yazık, tarih tekerrür ediyor. İsayı astıran bilginlerdi, Uluğ beyi imha ettiren bilginlerdi, İbnül Arabi’yi astıranlar da bilginlerdi, rasathaneyi yıktıran da bilginlerdi. Şimdi korkarım ki Cumhuriyetimizi de bu cüppeliler yıkacak. İsimlerinin önünde Prof. Dr. yazıyor olması onların hakiten çağdaş bilginler olduğunu göstermez, ve kale alınmalarını gerektirmez. Bilgelik, öncelikle  bir güzel hal ve ahlaktır çünkü. Bunlar ise öfke küpü olmuşlar. Hiç öfke ile kalkanın hayırla ve kazançla oturduğunu gördünüz mü?

En büyük marifetleri intihaldir. Bildikleriyle kendileri amel etmiyorlar ki halka ve topluma bir faydaları dokunsun!

Çekin ipi gitsin!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir