Said Nursi Önder Sav’a Ne Dedi?

Dün ve önceki günkü gazetelerde, ‘AK Parti ne yapmalı’ nevinden yazılan yazılara, okuyucunun gösterdiği tepki ve yorumlara baktım.

Herkes kendine göre bir şeyler öneriyordu. Bir iki okuyucu ise ‘neden hep AK Parti’den bir şeyler yapması isteniyor’ türünden serzenişte bulunuyordu.

Aslında Ahmet Taşgetiren aynı başlıklı yazısında onların sorusuna cevap veriyor ve şöyle diyordu:

“…Neden (kimse)bu ülkenin yüzde 80’inin en çok korktuğu şey bir CHP iktidarıdır, diye sormuyor.

Kimse CHP’nin oluşturduğu toplumsal gerilimi sorgulamıyor. Tek parti döneminde, “gerilim sebebi”, yeni kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve sonra Serbest Fırka olmuş ve kapatılmış. Çok partili hayata geçildikten sonra da, çoğunluk iradesi ile iktidara gelen siyasi partiler “gerilim sebebi” olmakla suçlanmış ve darbelerle düşürülmüş…”

Bu paragraf, ülkede gerilimlerin kimler tarafından ve nasıl çıkarıldığını net gösteriyor.

Ancak, ‘haksız olan’ genelde aynı zamanda ‘saldırgan’ da olduğu için, kimse ona hakkı tavsiye edemiyor. Herkes zaten mazlum olan ‘haklı’ya yükleniyor, onun bir şeyler yapmasını istiyor…

Ben bunu yapmayacağım ve doğrudan bütün bu “gerilimlerin odağı ve kaynağı” olmayı huy edinmiş CHP’ye yöneleceğim.

Ama ona ben söylemeyeceğim, Bediuzzaman söyleyecek. Tabii kabili hitap olmayan Önder Sav’a mukabil, hala CHP içinde var olduğuna inanmak istediğim Hilmi Uran’lara (1940’ların CHP genel sekreteri).

Buyurun işte o sesleniş (kısmen sadeleştirerek):

“Evvela: Yirmi sene zarfında bir tek dilekçe Dahiliye Vekili iken sana yazdım. Fakat yirmi senelik kaidemi bozmadım, vermedim. İstersen sana okuyacağım. Hem eski içişleri bakanı, hem şimdiki genel sekreter sıfatlarıyla seninle konuşacağım. Yirmi sene hükümetle konuşmayan, tek bir defa yine hükümet hesabına hükümetin büyük bir rüknü ile konuşan adam, on saat kadar söylese azdır. Onun için bir iki saat beni dinlemenizi istiyorum.

İkincisi: Şimdi partinin genel sekreteri olmanız münasebetiyle size bir hakikati beyan etmeye kendimi mecbur biliyorum. Hakikat de şudur:

Genel Sekreteri olduğunuz Halk Fırkası(CHP)’nın millet karşısında gayet ehemmiyetli bir vazifesi var. O da şudur:

Bin seneden beri İslam alemini kahramanlığı ile memnun eden ve İslam birliğini koruyan; ve beşeriyeti mutlak küfre ve dalalete düşmekten şanlı bir surette kurtulmasına büyük bir vesile olan Türk milleti ve Türkleşmiş olanların din kardeşleri!

Eğer şimdi, eski zaman gibi kahramancasına Kur’ân a ve imanın hakikatlerine sahip çıkmazsanız ve sizler gibi ehl-i hamiyet, bugüne kadar hep dine zarar verme şeklinde sonuçlanmış medeniyet propagandası yerine doğrudan doğruya Kuran ve iman hakikatlerinin tervicine (yeniden canlandırılmasına) çalışmazsanız, size katiyen haber veriyorum ve kati hüccetlerle ispat ederim ki, İslam aleminin desteğini ve sevgisini kaybedeceksiniz.

Onlardan sevgi, muhabbet ve kardeşlik yerine, dehşetli bir nefret; ve kahraman kardeşi ve kumandanı olan Türk milletine bir adavet; ve şimdi İslam âlemini mahvetmeye çalışan küfr-ü mutlak altındaki anarşiliğe (teröre) mağlup olacaksınız. İslam âleminin kalesi ve şanlı ordusu olan bu Türk milletinin parça parça olmasına ve şark-ı şimaliden (kuzeydoğu) çıkan dehşetli ejderhanın (komünizmin ve yecüc mecüc’ün) istila etmesine sebebiyet vereceksiniz.

Evet, hariçte iki dehşetli cereyana (Biri Komünizm, diğeri batılı emperyalizm ve Darvinizm) karşı bu kahraman millet, Kur’ân kuvvetiyle dayanabilir. Yoksa inkâr, baskı, sefahatle, masum insanların servetini ve namusunu serserilere dağıtmayı vaad edip dehşetli bir kuvvetle gelen bir cereyanı (komünizmi) durduracak, ancak İslamiyet hakikatiyle mezcolmuş, birleşip ittihad etmiş ve bütün mazideki şerefini İslamiyet’te bulmuş, bu millet dayanabilir.

Bu milletin hamiyetperverleri ve milliyetperverleri, her şeyden evvel bu mümteziç, müttehid (iç içe girmiş Türk-islam) milliyetin can damarı hükmünde olan Kur’an hakikatlerini, medeni terbiye yerine esas tutmak ve hareket düsturu yapmakla o cereyanı durdurur inşallah!

İkinci cereyan: İslam dünyasındaki sömürgelerini kendilerine ısındırıp bağlamak için İslam aleminin kalbi ve merkezi olan bu vatanı, dinsizleştirmeye çalışıyor. Böylece bu vatanı, İslam ile alakası olmayan dinsiz bir memleketmiş gibi gösterip, onlarla aramızdaki ilişkiyi büsbütün kesmek istiyorlar. İslam dünyasının merkezi olan şu memleketi, o konumundan çıkarmak ve böylece alem-i İslam ile irtibatını manen kesmek ve onların bize karşı olan kareşlik duygularını düşmanlığa çevirmek gibi bir plan uyguluyorlar ki, şimdiye kadar bir derece muvaffak da olmuşlar.

Eğer bu cereyanın aklı başında olsa, bu dehşetli planı değiştirip, hariçteki alem-i İslamı okşadığı gibi, bu merkezdeki İslamiyet dinini okşasa, hem o da çok istifade eder, hem azim fütuhatını bir derece muhafaza eder, hem bu vatan ve millet dehşetli beladan kurtulur.

Salisen: Size karşı elbette çok cihetlerde dâhili ve harici muarızlar var. Ben dünya ve siyasetin haline bakmadığım için bilemiyorum. Fakat beni bu senede çok sıkıştırdıkları için mecburiyetle sebebine baktım ki, size karşı bir muarız çıkmış (Serbest Fırka). Eğer o muarız mükemmel bir reis bulup iman hakikatleri adına çıksaydı, birden sizi mağlup ederdi.

Çünkü bu milletin yüzde doksanı, bin seneden beri İslami geleneğe ruh ve kalbiyle bağlanmış. Zahiren İslam’a muhalifmiş gibi görünse de, fıtratındaki ‘emre itaat etme’ alışkanlığından dolayı sizin arzularınıza itaat ediyor gibi görünse de kalbi asla İslam’dan vazgeçmez ve size tam itaat etmez.

Hem, bir Müslüman, başka milletler gibi değil. Eğer dinini bıraksa anarşist olur, hiçbir kayıt altında kalamaz; Öyle birini ancak mutlak bir baskı veya sürekli rüşvet vererek idare edebilirsiniz. Çünkü İslam ile bağları koparılmış biri başka hiçbir terbiye ve tedbirle idare edilmez. Bu hakikatin çok hüccetleri, çok misalleri var. Kısa kesip sizin zekânıza havale ediyorum.

Bu asrın, Kur’ân’a şiddetli ihtiyacı var. Bu ihtiyacı hissetmekte İsveç, Norveç, Finlandiya’dan (bu ülkelerin sosyalist ülkeler olduğunu BS biliyordu herhalde) geri kalmamak size elzemdir. Belki onlara ve onlar gibilere rehber olmak vazifenizdir.

Siz, inkılapların kusurlarını üç dört adamlara verip, umumi harp ve sair inkılâpların zorlamasıyla -özellikle dini alanda- yapılan tahribatları tamire çalışsanız, hem size istikbalde çok büyük bir şeref olur hem de ahirette büyük kusurlarınıza kefaret olur. Böylece vatan ve millet hakkında menfaatli bir hizmete imza atarak milliyetperver, hamiyetperver namına müstahak olursunuz.” (EmirdağLahikası 190. Mektup)

***

Acaba, Bediuzzaman’ın şu ikazlarını o zamanın CHP’si kale alsaydı ve bir parça da olsa dine sahip çıksaydı, CHP bu halde mi olurdu? Türkiye şu meseleleri mi tartışırdı?

Bugün var olan maddi manevi sıkıntıların anası CHP’dir. Bütün gerilimlerin, kavgaların, dayatmaların odağı, ya taraftarı ya da üreticisi bizzat CHP olduğu halde, neden kimse ondan bir fedakarlık beklemiyor da, hep bizden ve milletten fedakarlık isteniyor? CHP’nin şu pervasızlığı ve zındıka taraftarlığı olmasaydı, Ergenekon çeteleri mi olurdu?

Hayır aksine, bu millet çoktaaan medeni milletlerin yürüyüşüne yolda katılar ve çoğunu da geride bırakmış olurdu…

*** *** ***

Bu yazı “02.Ağustos.2008 16:52:37” tarihinde gasteci.com’da “Bediüzzaman Önder Sav’a ne dedi” başlığında yayınlanmıştır.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Mehmet Ali Bulut: Medya küçümsenmemesi gereken bir sihirbazdır!

Gazeteci, yazar, mütefekkir Mehmet Ali Bulut ile basın, medya, gazetecilik, irtica, medeniyetimizden kaybolup giden temel …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir