Said Nursi… Ordu… PKK… Türban…

Şöyle böyle on yılı buldu, köşe yazıları yazmadığım…

Bu süre içinde roman vb. gibi bir iki şey çiziktirdim ama kimsenin haberi olmadığına göre, ömrümüz boşa geçmiş sayılır.

Roman yazdığımdan birilerinin haberi olsaydı ben de duyardım çünkü…

Ne ise sonunda Nuh Gönültaş kardeşim, “yaz” dedi.

“Ben yasaklıyım, sitene zarar veririm, eğer bir beklentin varsa” dedim amma o “yaz” dedi.

Yazmaya başladım. Ve galiba cidden güncel ile ilişkili yazılar yazmayı özlemişim ki kalemimi durduramıyorum. Yazılar uzun oluyor. (Allahtan internette de gazete sayfasındaki gibi yer sıkıntısı olmuyor.)

Bir de bu uzun yazıları, haber7.com lütfedip, sonsaniye.net’ten iktibas edip yayınladıkça toplumun tepkilerini de alıyorum. Doğrusu bu da keyif veriyor. Teşekkürler.

Şimdi yazacaklarım ise, bu yorumlar içinde keyfimi kaçıran ve canımı acıtan meseleler. her biri yaklaşmakta olan büyük bir depremin habercisi gibi … Öncü sarsıntılar yani…

Okuyucular elbette beni keyiflerince eleştirdiler, övdüler, yerdiler. Haklarıdır. Biz onların bunu yapabilmeleri için yazıyoruz. Hepsi baş tacı!

Onların o sevgisi, öfkesi, coşkusu, eleştirisi olmazsa ve nefs bunlardan pay çıkarmazsa ne kamal olur ne cemal… Editörler küfürleri ayıklamasa, oohooo, daha neler duyacağız neler.

Olsun. Millet dediğimiz bu işte!

* * *

Ben de tam bunun üzerine bir iki şey söyleyeceğim.

Görülüyor ki Türkiye’de mutabakatlar asgariye inmiş, zıtlaşmalar tavana vurmuş… Toplumun içindeki fay hatları müthiş enerji biriktirmiş. Çoğunda, sözü sonuna kadar dinleme tahammülü bile kalmamış. Çünkü herkes, hangi kelime ile başlayan cümlenin nereye varacağını ezberlemiş, gardını da hazır tutuyor.

Eskiden dindarlar ırkçılık yapmazdı. Yani Türk’ü de Kürdü de milletini severdi ama bu milliyetçilik diğerini yerme sebebi olmazdı, “Biz kardeşiz” der geçerlerdi…

Gelen tepkilerden anlıyorum ki, “kavmi” problemler, giderek din ipiyle bağlanabilme kabiliyetini yitiriyor. Bu da gösteriyor ki T.C., çok yakında ciddi bir tercihle karşı karşıya gelecek:

Bir; memleket, ya kendi içinde kabil-i iltiyam olmayan bir kırılma yaşayacak, ya da din konusunda safını netleştirecek. İşimize gelse de gelmese de vaka bu!

İki; Said Nursi, rejim kurucuları tarafından ta baştan itibaren “düşman” ilan edilmişti. Belki de en büyük düşman! O yüzden defalarca zehirlemeye çalıştılar. Eserleri toplanıp yakıldı. Taraftarları hapislerde çürütüldü. Bugün Fethullah Hoca’ya duyulan hınç bile ona ittibaındandır…

Fakat görüyorum ki yakın bir gelecekte bu ülke, onun düşünceleri karşısında şapka çıkaracak! İster kehanet deyin ister vakıanın tahlili!

Çünkü Kürt’ün ve Türk’ün üzerinde mutabık kaldığı ender fenomenlerden biridir Said Nursi. Bir tek dünkü İttihatçıların devamı olan bağnaz bir kısım Ulusalcılar ile CHP’lilerin bir kısmı hariç. Onlar da zaten bin yıl geçse bin değişik idare uygulansa hep muhalefette kalacak marazi mizaçlardır…

Demek Said’i, keyfi, küfri ve cebri rejimleri adına düşman ilan edenler, uzak görüşlü imişler. Ama tedbir kar etmemiş.

Nitekim Roma da İsa’yı yok etmek için çarmıha germişti. Fakat 150 – 200 yıl sonra ifrat bir sevgiyle onu tanrı katına çıkardılar.

Dolayısıyla devlet, iki halkı birbirine bağlamak için Said Nursi’yi ve eserlerini kabul etmek zorunda kalabilir.

Çünkü bu isim, bağlayıcı ve uzlaştırıcı vasfını bugün çok daha iyi hissettiriyor… Bu bir…

* * *

PKK, gerçek anlamda bir fenomen olmuş. Bilhassa Kürt isyanlarını işlediğim yazıya gelen tepkilerden anlıyorum ki, artık Kürtler kendilerini tamamen ayrı bir kavim olarak algılıyorlar.

Kabul etsek de etmesek de iş bu noktaya gelmiş. PKK, günümüz Kürtlerinin yok sayılamayacak bir miktarını, ayrı bir kavim olduklarına inandırmış. Ve şimdi onlar “ayrılık şarkıları” söylüyorlar. Eskiden yönetime itiraz ederlerdi…

PKK’ya alternatif olabilecek tek şey, ancak Kürtlerin dinine saygı duyan bir siyasi yapılaşma olabilir ki, nisbeten AKP bu dönem bunu başardı.

Çünkü hala Kürtlerin kahir ekseriyeti, Türklerde olduğu gibi “din bağı”nı kavmiyetçiliğe tercih ediyor. Abdullah Gül’e bölgede gösterilen olağanüstü ilginin sebebini burada aramak gerekir! PKK’nın oluşturduğu ayrılıkçı atmosferden sıkılanlar, devletin bir an önce, bölge halkını da kucaklayacak bir anlayışı benimsemesini bekliyorlar.

Bu açıdan, türban ve Malezya üzerinden yürütülen tartışmalar, doğrudan parçalanmaya da hizmet ediyor. Bu da değerlendirilmesi gereken bir husus… Etti iki…

* * *

Elbette vakti gelmeden bazı şeyleri söylememek lazım fakat bazı şeyler de var ki, vaktinde söylenmeli ki tedbir alınsın. Şimdi söyleyeceklerim bu meyanda…

Büyükanıt Paşamla Hasbihalimdir başlıklı yazıya o kadar sert eleştiriler aldım ki, şaşırdım. Kimisi beni yalakalıkla, kimisi dalkavuklukla, kimisi hain bir Kürt olmakla –kürtlerin arasında doğmuş olmam Kürt olmam için yetiyorsa, Türkiye’de doğan herkesin Türk olması gerekmez mi-, kimisi de takiye yapmakla, entresandır kimisi de faşist bir orducu olmakla suçladı. (Bu kadar uzlaşmaz sıfatı nereme sığdırdığımı ben de anlayamadım ama öyle) “Bu ordu senin söylediğin ordu değildir, kimi kandırıyorsun” diyen bile oldu.

Yazık ki, büyük bir kesimde Paşaya ve onun temsil ettiği sanılan zihniyete ciddi bir öfke, hınç ve itiraz var.

Yüze yakın yorumdan sadece üç beş tanesi, benim o yazı ile ne murad ettiğimi anlamış. Diğerleri orada paşanın ve askerimizin iyi anılmasına bile tahammül edememiş. Bir asker emeklisinin çıkıp, “bizim ordumuzun Muhammed’le bir ilişkisi yok” sözü, Türk halkının yüzde 70’nin yüreğini yaralamış. Buradan Paşaya haber vereyim ki bu imajı düzeltsinler…

Demek ki acilen ve hemen, ordunun, “din karşıtı” şeklinde algılanan imajını düzeltmesi gerekiyor. Bugün en büyük tehlike, orduya duyulacak bir ‘güven’ bunalımıdır. Çünkü o, bizim gerçek teminatımızdır. Allah korusun, orduda bir zaaf olsa bu memleket kan deryasına döner…

Bu da etti üç…

* * *

Türbana gelince…

Maalesef artık bu iş de bayrağın rengine dönmüş.

Her milletin bir bayrağı var ve ona saygı duyulur. O bayrak gönderde kalsın diye yüz binler insanın canı kanı feda edilir. Bu iş aklımıza absürt de gelse böyledir.

Cenab-ı hak, insanları belli semboller etrafında bir araya getirip yarıştırıyor işte. Bu yarış, bu, “ben senden üstünüm ve üstünlüğümü sürdürmeliyim” yarışı olmasa, kim dünyada taş üzerin taş koysun ki…

Ne ise… Gördüm ve anladım ki, türban gerçekten ezan ve bayrak gibi vazgeçilmez bir simge artık.

Ben başörtüsü konusunda toleranslıydım. Bugün de devam ediyor. Zaman zaman bu tutumumdan dolayı eleştirildiğim bile olurdu fakat “örtü imanın rükünleri arasında değildir” der geçerdim.

Ama bir gün gördüm Bediuzzaman başörtüsünü “islamın şeairi” arasında saymış. Yani en az ezan ve bayrak kadar İslamı temsil eden bir sembol olarak değerlendirmiş. Ve eklemiş, “öyle zaman olur ki şeair, rüknün önüne geçer”

Evet, biliyorum türban siyasi bir sembol olarak görülüyor.

Ama unutmayalım o artık, bir partinin tekeline verilemeyecek kadar geniş kitleleri ilgilendiren bir sembol. Esasında, bu yorumları okurken anladım ki, CHP, kendisini o sembolden soyutladığı için, bir nevi dinden de soyutlamış addediliyor ve toplum tarafından dışlanıyor. DSP bunu yapmadığı için, zaman zaman o kesimlerden de oy alıp iktidar bile oldu, hatırlayın…

Ben kendi düşüncemi yazmıyorum. Önümde, yazılarıma gelmiş bine yakın yorum var. Tanımadığım insanlar. En çok hangi kelimeler onları öfkelendirmiş veya coşturmuş ona bakıyorum.

İşte bu çerçeveden söylüyor ve diyorum ki, Türbanı serbest bırakmaya mecbursunuz. Bunu yapmazsanız ne mi olur?

Aha ben size söyleyeyim:

PKK, Kürtleri temsil etmeye devam ettikçe,.

Devlet, üzerine düşeni yapamadığı için ikide bir Barzani’nin insafına mahkum edildikçe,

İki halkı gerçek anlamda kardeş yapacak din damarına hayat suyu verilmedikçe,

Laikliği, din düşmanlığı pozisyonundan çıkarmadıkça,

Turbana karşı bu tavır sürdükçe,

Bu ülkenin çocuklarının geleceği, Teziç ve benzeri masonik zihniyetlerin insafına bırakıldıkça

Maalesef, göğüsler öfke, nefret, kin ve ayrılık zakkumunu kaynatmaya devam edecek.

Ve göğüsler patladığında o cerahat hepimize bulaşacak.

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Mehmet Ali Bulut: Medya küçümsenmemesi gereken bir sihirbazdır!

Gazeteci, yazar, mütefekkir Mehmet Ali Bulut ile basın, medya, gazetecilik, irtica, medeniyetimizden kaybolup giden temel …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir