Taksim’deki Kapkaç Bitmeden Kandil’deki Terör Bitmez!

2004 yılının haziran ayı idi sanırım.

Bugün de AK Parti’nin önde gelen Mülkiyeli simlerinden biriyle Gayrettepe’de bir lokantada karşılaştık.

Daha önce üstlendiği ve hükümette alabileceği görevler nedeniyle ona bazı düşüncelerimi ve korkularımı aktarmak istedim.

Dinledi. Ogün, hükümet olarak, mutlaka tedbir almaları gereken birçok problem olduğunu ama bunlardan bir ikisinin çok öncelikli olduğunu söylemiştim. Eğer bu konuda tedbir alınmazsa, dağlar gibi bazı şehirlere de yeniden ‘bayrak dikme’ ihtiyacı hâsıl olacağını söylemiştim.

Beni o günün şartları içinde dikkate almaya değer bulduğunu sanmıyorum. Çünkü o zamanlar, kendileri iktidar olduğu için bir çok meselenin şıp diye çözüleceğine inanıyorlardı.

Ben yine de kendimce önemli bulduğum üç temel konuyu arz etmiştim.

Onların birincisi, bu yazıda işlemeyi düşündüğüm konu idi: Şehirdeki kapkaç, terör ve hırsızlık!

Büyük şehirlerin cadde ve sokaklarının geceleri ‘Kandil Dağı’na döndüğünü, hırsızların hiçbir telaş ve korkuya kapılmadan istedikleri binaya girebildiklerini ve bunlara hiçbir işlem yapılmadığını, polisin ya yetkisizlikten veya yakalananların biri iki saat sonra bırakılmasından dolayı konunun üzerine gitmediğini bu durumun da onları cür’etlendirdiğini söyledim.

Eğer polisin ve devletin bu konuya ilgisizliği devam ederse en fazla beş altı yıl sonra, başta İstanbul olmak üzere, bütün büyük şehrimizin yaşanabilirlik özelliğini kaybedeceğini söyledim…

Bu konuşmayı yaptığım tarihten önce işim gereği, İstanbul’un arka sokaklarında neler olup bittiğini ve İstanbul’a güneydoğu’dan bindirme kapkaç ve hırsız çetelerinin getirildiğini biliyordum…

PKK’nın tek taraflı silah bıraktığını ilan ettiği dönemde idi. Konuyu, eski bir yurt haberci olarak bölgede irtibatlı olduğum bir yığın eski ve yeni gazeteciden hangisi anlattı, şimdi tam hatırlamıyorum ama şöyle demişti:

“Abi, PKK çocukları kaçırıyor. Bazılarını da ailelerinden kiralıyor. Bunları eğitiyor ve İstanbul, İzmir Ankara gibi büyük şehirlerde dilencilik ve kap kaççılık yaptırıyor. Amaç zadece para değil tabii. Bunlar bulundukları yerde PKK’nın gönüllü katılımcıları olacaklar ilerde. Bir de şehir içi taşımacılığına yatırım yapacaklar”

Ve eklemişti: “Ha bir de İstanbul’da her köşe başında çocuklu dilenci kadınlar göreceksin yakında. Onlara da dikkat etmek lazım”

Bir müddet sonra tam da tarif ettiği tipte, yanlarında bir iki çocuk, iyice sarınıp giyinmiş –yaz kış aynı tip giyim- dilenci kadınlar görünce, “eyvah” dedim “Galiba PKK, devletin çok önünde hareket ediyor”

Gerçi daha sonra benim evime de hırsız girdi. Şikayetçi olarak gittiğim karakolda, duvarda asılı büyük bir tabela ile karşılaşınca, “Dedim ki, kardeşim ne ben geldim şikayet etmeye, ne sen beni gördün. Bir şey yapacağınızı da sanmıyorum”

Duvardaki tabela 70×100 cm ebadında “Suçlunun Hakları”nı içeren bir fermandı adeta. Ferman sahibi de İçişleri Bakanlığı!

Suçlunun hakları! Ben polise sordum:

Peki, Mağdurun hakları ne olacak?

Kahkaha attı demeyeyim ama sinirime dokunacak bir gülme ile –tabii polisin aczini ironik bir şekilde ifade etmek için-:

Kardeşim, cesaret edip karakola gelebildin ya! dedi.

O zaman Eminönü Karakolu’nda muhatap olduğum hal aklıma geldi. Türk vatandaşı olmaktan utanmıştım!

Bir gün hanımla birlikte Eminönü’nde yürüyoruz. Çantası da çok ağırdı. Alıp sırtıma attım. Ortam çok kalabalıktı. Bir anda biri hızla bana çarptı. Sendeler gibi oldum ama toparlandım. Normal bir çarpma sandım.

Sonra birden aklıma geldi çantaya baktım. Hanımın cüzdan ve telefonu uçmuştu. Karakola gittim kayıt düşmek için.

Polis, “Yapacak hiçbir şeyim yok kardeşim. Çantana sahip ol” demez mi.

Gazeteciyiz ya, öfkelendim, “Birlikte çalışıyorsunuz herhalde!” deyince çıldırdı. Hanım işin kötüye gittiğini görünce kolumdan çekiştirip çıkardı beni dışarıya…

Tabii ki derdim iki masum polis memurunu çekiştirmek değil! Aksine polisi bile aciz bırakmış terör örgütünün bu şehirleri ne hale getirdiğini göstermek!

* * *

Bütün bunları unutmuş gitmiştim.

Yeniden hatırlamama iki şey neden oldu.

Birincisi APO’nun Avni Özgüler’e söylediği, “PKK’yı bitireni bitirirler” sözü. Diğeri de Talabani’nin oğlunun cüretkar tehdidi: “ABD PKK’yı vurursa Türkiye yanar”

Ben ikisinin de doğru söylediğine inanıyorum. İkisinin de bildikleri var.

Öcalan’ın bildiklerini geçenlerde Mehmet Şevket Eygi kaleme almıştı. “PKK Savaşı Bitmez Çünkü Çok Kârlı Bir Sektördür” diyordu Eygi Ve şöyle yazıyordu:

“Eğer devlet PKK’nın kuruluşunun her aşamasından haberdar idiyse, niye devlet bu örgütü kontrol edemedi ve bütün bu süreçte 40 bin insanımız öldü?

Bence kontrol etmek istemediler. Çünkü Güneydoğu bir sektör olmuştu. Eğer PKK hareketi, sana sınırsız örtülü ödenek kullanma ve para dağıtma imkânını veriyorsa… Bazı insanlara da, dehşet estirme gücünü sağlıyorsa… Ki bazı Jitem mensupları ne asker, ne de polisti. Bazıları Yeşil gibi hüdanâbit adamlardı. Bu timlerin içinde, ‘Yolda bizi sollayıp geçen arabaları durdurup içindekileri öldürdük’ diyen adamlar bile vardı. Bir de tabii Güneydoğu’da uyuşturucu işi de çok ciddi bir gelir kapısı haline geldiyse… Sonuçta bütün bu kirli paranın ayakta tuttuğu bazı dengeler var demektir. Güneydoğu’daki bu tablo, Türkiye’de birçok yapıyı besledi.”

Bu iddiaların her biri, hamasi nutuklardan geçilmeyen bir ülkede, hükümetlerin yıkılmasına neden olacak kadar büyük işler! Peki, bizde ne oluyor?

Ne zaman halk “ya ne oluyoruz” dese hemen birileri, orada burada birkaç başı örtülü kız çocuğu bulunup bir kaç irticai faaliyet(!) yaptırıyor, onu da çanakçı medyamız büyük puntolarla afişe ediyor ve iş bitiyor. Vatandaş da “aman irtica gelmesin bari!” deyip susuyor…

* * *

Tabii işin aslı başka! PKK terörü yüz milyarlarca dolarlık bir sektör. Muazzam bir uyuşturucu ticaretini kamufle ediyor. Onun gölgesinde silâh, mühimmat, cephane, patlayıcı kaçakçılığı yapılıyor. Ve tabii, bu savaşın tozu dumanı içinde milyarlarca dolar ‘örtülü ödenek’ dağıtılıyor. Taraflar “birbirine” milyarlarca dolar kazandırıyor. İşte bu yüzden “Bu sektör var oldukça bu savaş bitmez” deniliyor. Bu kadar yağlı ballı bir işi kim bitirir?

Kimse bitirmez. Yeter ki ‘cambaza bak işi’ tutsun!

PKK ipteki cambazdır sadece. Buna inanın ey halkım. İpin ucu kimlerin elinde bilemiyorum ama PKK, sadece ipte oynayan bir cambazdır. Ama önce onu ipten indirmek lazım.

* * *

İmdi derim ki, Ey millet, madem ki ‘ipteki cambazı’ (PKK) düşürmeye niyetlendin, durma, devam et! Bak ipin ucu ta nerelere vardı? Kimler işin içine giriyor, kimler bağırıyor, kimler müdahale ediyor, kimler “aman yapmayın!” diyor, gör.

Ve anla ki bu bir Kürt – Türk kavgası değil. Bu bir hak arama kavgası da değil. Elbette işin içinde bunun bir hak hukuk arama olduğunu sanan saflar vardır.

Apo’nun bir ‘hizmetli’ olduğunu unutma. Uçakta getirilirken niçin “ben de Türk’üm, müsaade ederseniz Türk Devletine hizmet ederim” dediğini ve bunun ne anlama geldiğini düşün! Saddam, Arafat gibi nice isimler geldi geçti bu coğrafyada. Hep ‘hizmetli’(!) idiler.

Unutma ve peşini bırakma! Bu sefer bütün tarafları ürküttün. Ne olur gevşeklik gösterme! İşin peşini bırakma. Bu oyunu bu sefer de bozamazsak gerçekten memleketi kaybederiz. Hele de problemi çözmeyi kafaya koymuş bir cumhurbaşkanı, bir başbakan ve bir genelkurmay başkanı bulmuşken!

* * *

İkinci sözüm İşleri Bakanı’na.

Lütfen, şehirlerimizi artık, kapkaç belasından, hırsızlık ve gasptan kurtarın. Polis pekâlâ bunu yapabilir ama eli kolu bağlanmış durumda.

Büyük şehirlerimizin gece hayatı, taşıma sektörü, hizmet sektörü, park ve otopark işletmeleri, hırsızlık ve kapkaç hizmetleri(!) büyük oranda PKK, Köy Korucuları ve onların şehir içindeki uzantıları tarafından organize ediliyor.

Geçtiğimiz dönem ya bilerek ya bilmeyerek bu konuların üzerine hiç gidilmedi. Artık şehirlerimizin bize ait olmasını, geceleri de gezilebilen, evlerinde rahat uyunulabilen kentler olmasını sağlayın…

Şuna inan ki, Taksim meydanındaki kapkaç terörüne, yüz – yüz elli neferli hırsızlık çetelerine son verilmedikçe, Kandil Dağındaki terörü de bitiremezsiniz…

Önce taksime huzur ve güven bayrağı dikin ki, Kandil kendiliğinden temizlensin!

* * *

Ve Türk halkına diyorum ki, bu terör neticede bir beladır. Bence İlahi bir beladır. Ve bu tür belalar, ekseriyetinin hak edişiyle oluşur. Biz bir şekilde huzurlu yaşama hakkımıza zarar verdik ki Bu terör bitmiyor…

Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hakk, “Ben bir kavmi helak etmeyi murad ettiğimde, o kavmin bozguncularını öncüleri yaparım” diyor. Dolayısıyla idarecilerden, medyadan, medyadaki kalemşörlerden yakınmamız yanlıştır. Biz, iyilerini hakketsek iyileri gelir bulur bizi. Gelmiyorsa bizim eksiğimiz var!

Öyleyse terörle mücadeleye nefsimizden başlayalım! Kendimizi ıslah etmeliyiz önce. Birbirimize sevgi ve merhametle bakmalı ve özellikle birbirimizin hukukuna saygı duymalıyız.

Nitekim bir kudsi hadiste “Ey yeryüzündekiler siz birbirinize merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin” denilir.

Oysa hepimiz öfkeden köpürmüşüz, adeta tanrılık oynuyoruz. Kimsenin kimseye ihtiyacı yok(!) ve ihtiyacı da olmayacak gibi bencilleşmişiz.

Gelin kendimizden başlayalım kınamaya. Kendi yanlışlarımızı kınayalım. Göreceğiz ki uzun müddet kimseyi kınamaya fırsat bulamayacağız.

Ve bir ey daha. Elimizde Kur’an gibi muazzam bir hazine var. Niçin onu kullanmıyoruz. Niçin onun imkânlarından yararlanmıyoruz?

Gelin hatimler indirelim, şu terör belasından kurtulmak için.

Sizi temin ediyorum, 20- 30 bin hatime tamamlansa iş çözülür Allahın izni ile.

Hadi şimdi! ‘Terör belasından kurtulmak niyetine’ deyip başlayalım. 70 milyonluk bir Müslüman ülkede 100 bin hatim iş değil. Hatimle mi çözeceğiz diyenler olabilir. Sakın kınayıcıların kınamasına aldırmayın. Zaten onları dinleye dinleye bu hale geldik. Onları kendi hallerine bırakın ve “olmazları oldurabilen” Rabbinizden imdat dileyin hatimlerle…

Hadi Bismillah!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir