Talabani ve Kürt Kedisi

Sabah gazetesinin 9 Mart tarihli manşeti, “Zap’ta son durum”du!

Manşetin altında büyük bir fotoğraf! PKK’lılar, omuzlarında derme çatma sedyelerle çatışmada öldürülen arkadaşlarının cesetlerini taşıyorlar. Küçük fotoğrafta ise bir yığın mezarlık. Kimisi eski kimisi yeni…

Dikkatle baktım, hiç de orada geçici imiş gibi görünmüyorlardı. Dün orada oldukları gibi yarın da orada olacaklarmış gibi bir halleri vardı. Mezarların durumu bunu açıkça gösteriyordu.

Oysa biz daha bir iki hafta önce büyük masraflar ve nümayişlerle oralara gidip, oraları hâk ile yeksân etmiştik!

Askerin pek bir gösterisi olmamıştı ama basınımız, öyle bir hava estirmişti ki, ordumuz gidecek, oraya yerleşecek ve PKK denen şu belanın da kökü kazınmış olacaktı. Kürt meselesi midir, Güneydoğu meselesi midir nedir, o problem de şıp diye çözülmüş olacaktı! Basınımız estirdiği hava tam da buydu!

İnanın az çok tarih okuyan ve toplumsal olaylarda, ‘içinde parça bırakılmamış ameliyatlar’ın hayalden ibaret şeyler olduğunu bilen birisi olarak, ben bile umuda kapıldım ki bu iş bitecek!

Ama öyle değilmiş. Washington Post muhabirlerinin görüntülediği manzaralar bize gösteriyor ki, yerle bir ettiğimiz söylenen Zap’ta değişen bir şey yok. Sadece oradakileri biraz yaralamıştık; belki biraz da gösteri yapmıştık…

Gazeteyi okuyunca içime hücum eden düşüncelerle içim acıdı birden. Oralara götürüp gençliğinin baharında yoldurduğumuz çiçeklere de, oralarda yitip giden hayal rüzgârlarına da acıdım.

Geçenlerde, tarih boyunca bölgede görülen isyan ve başkaldırıların etnik kökene dayanmadığını, genellikle, bölgesel idarecilerin yönetim kabiliyetsizliklerinden kaynaklanan itiraz hareketleri olduğunu yazmıştım. O yazdığımın hâlâ da arkasındayım.

Fakat PKK ile başlayan –belki de başlatılan demek lazım- şu son hareket, gerçekten artık ayrılık amacı güdüyor ve maalesef halk da her geçen gün olayların içine katılıyor…

Elbette hiçbir ülke topraklarının parçalanmasına göz yumamaz. Kürtler, ayrı bir kavim değil, Türklerle aynı babanın çocukları bile olsalardı, hakim olan taraf diğerine toprağını vermezdi. Yani Türkiye Cumhuriyeti Kürt kimliği ile varlığını sürdürüyor olsaydı ve kardeşleri Türkler de biz ayrılık istiyoruz, bağımsızlık istiyoruz deselerdi, Türklere TC’nin onlara davrandığından daha mı insaflı davranacaklardı? Sanmıyorum!

Fakat buna rağmen, madem ki ortada bir kan var. Ve madem ki, biz yıllardır şu öfkeyi dindiremedik, yöneten taraf olarak hatayı ve kusuru kendimizde arayarak, meselelere bakmak zorundayız. Çünkü çözüm üretmekle mükellef olan biziz!

İşte görüyoruz. Vurmakla, kırmakla, operasyonlar düzenlemekle bu işin sonu gelmiyor. Eğer PKK iki tarafı da sokup ısıran, rahatsız eden bir yılan ise onu öldürün. Değilse ikide bir onu yaralayıp bırakmakla, geleceğe de çok ağır faturalar bırakıyorsunuz.

Savaşın içinde bize ihanet etmiş Ermenilerin yerlerini değiştirdik diye bir asırdır başımıza gelmedik işler kalmamışken, niye Kürtleri de kendimize düşman edelim.

Bakın Erbil eski Türk şehridir. Keza Kerkük ve Diyarbakır… Kuzey Irak’ta Kürt şehri olarak bilinen tek yer Süleymaniye idi. Sadece yüz sene önce o şehirler tamamen Türk şehirleri idi. Ya şimdi?

Bırakın Diyarbakır’ı Adana’yı Mersin’i… Cumhuriyetle inşa edilmiş Ankara ve Osmanlı’nın başkenti İstanbul bile nerede ise Kürt kentleri haline gelmiş. Dolayısıyla terör, yani PKK sadece bir bölgede değil ki o uzvumuzu kesip atalım da derdimizden acıyla da olsa kurtulalım! Vücudun her bir tarafına sarmış. Nereyi ayıklayacaksınız, nasıl ayıklayacaksınız, kimi kimden ayıracaksınız?

Türkiye, kendi canına kasdetmeyeceğine göre, Kürtlerin demokrasi çerçevesine giren taleplerine sıcak bakmalı. Bu elbette ciddi bir kararlılık ve yürek ister. İstikrarlı bir politika gerektirir.

Maalesef Türkiye uzuuun yıllardır sorun çözme yetisini kaybetmiş. Sorunlarını sürekli biriktiriyor. Veya görmezlikten gelerek onların yok olacağını sanıyor. Hayır. Beklettikçe sorunlar büyüyüp çoğalarak daha büyük acılarla önümüze geliyorlar.

Madem ki şu anda sorunları çözmek için kararlı bir iktidar var. Madem ki, Türkiye’de yıllardır süregelen damar sertlikleri ve kireçlenmelere yeni çareler arayan bir irade var. Öyleyse cesaretle şu iki halkı bir arada tutabilecek adımlar da atmalı. Biz yapmazsak, başkası bize dayatacak yapmamız için. Buna emin olun. Dipteki amaç ne olursa olsun Amerika’yı Irak’a; Saddam’ın inatlaşmaları davet etti. Siz çevrenizle sorunlarınızı çözmezseniz, birileri gelip çözer ama onurunuzu da beş para ederek… İşte Kosova! Sırbistan seyretti…Uzak tarihe ve uzaklara gitmeye hiç gerek yok. Çevremiz bu örneklerle sarılı.

Bakın, Talabani bir adım attı; aşağılanmaları bile göze alarak geldi. Bizim basınımızın ona sorabildiği tek şey ise, ‘Sen hangi kediyi kasdetmiştin?’ oldu. Yazık. Demek ki, rejimin milleti helak eden kronik damar sertlikleri basına da sirayet etmiş.

Meseleye Barzani’nin kıyafetini hoş görerek başlayabiliriz. Kuzey Irak’taki akrabalarımıza elimizi uzatırsak, meselenin büyük bir kısmı çözülmüş olur. Gerisi aklı selimin bileceği iştir…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) - (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Ayağı Yere Basmayan Bir Yazı (I) – (Lucifer’in İktidarı yahut Deccalizm)

Eski yazılarımın veya konuşmalarımın birinde, “Beni İsrail”, beşer ‘şahs-ı manevisi’nin nefsi hükmündedir. Asla onu yok …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir