Başbakanın Serveti – Koç ve Milliyet

Şu Başbakan’ın mal varlığı tartışmaları yararlı oldu galiba. Maskelerin, ne yüzler sakladığını bir kere daha gördük.

Bizce malumdu ama, çıkar ilişkilerinin nasıl her türlü erdemlerin üstüne çıktığını görmek toplum için de faydalı olmuştur sanırım.

Birkere, Türkiye’deki politik ahlak kirliliğinin ne boyutlarda olduğu anlaşıldı.

Düşünebiliyor musunuz, bir başbakan, üstelik de şefkat ve merhamet madeni olması gereken bir bayan politikacı… Türkiye tarihinde görülmemiş ekonomik şartları halkına dayatıp onu maddi ve manevi açıdan helak ederken kendisi servetini yad ellerde saklıyor.

Halkın elindeki üç beş kuruşa bile tamah edip onu, para ve döviz oyunlarıyla tefecilerin ve bankacıların kasasına aktıyor ama kendisi nasıl ve nerden edindiği belli olmayan trilyonlarını Amerikan bankalarında koruyup nemalandırıyor.

Halkın büyük bır kısmı, günlük nafakasını temin etmekten bile mahrumken, kendileri Türkiye’nin en müstesna yerinde kuş tüyü yataklar içinde, yediği önünde yemediği arkasında yaşayabiliyor…

Maksadımız, 60 kuşağının banal sermaye düşmanlığını yapmak değil.

Ama bu izansız, bu merhametsiz, bu insani estetikten yoksun, seviyesiz yaşam farklılıkları ister istemez, insandaki adalet, eşitlik duygularını tahrik ediyor…

Kimsenin onun servetinde gözü yok.

Nasıl elde ettiği de bugünkü Türkiye şartlarında sorulacak soru değil. ‑Zira buna dürüstce cevap verecek iki zengin bulamazsınız‑ Ancak halka talkımı ‑doğrusu telkin‑ verirken, kendisinin salkımları sepet sepet yürütmesi ve onları gavur ellerinde koruması affedilecek bir durum değil.

Şerefli olmanın gerçek fazilet olduğu bir ülkede, adı böyle şaibelere karışmış birinin hala iktidarda kalması Türkiye için küçültücüdür.

Bizim site yöneticisi  kendisine isnat edilen küçücük bir iftiradan dolayı derhal istifasını verip hesaplarının denetlenmesini istemişti. O da baynıdı. Ama demek kişiden kişiye değişiyor.

Ziya Paşa‘nın kulakları çınlasın…

………

Evet, bu tartışmaların ne tür insanlar tarafından idare edilmekte olduğumuzu bir kere daha halkın gözünün içine sokması yararlı olmuştur.

Tabii sanmayın ki sadece Sayın başbakan böyle. Hiç merak etmeyin, diğerleri ona beş çeker…

* * *

Bu olaylarda iğrenç yüzünü gördüğümüz bir diğer ejderha ise basın.

Ben oldum olası şu Türk basınından yaka silkmişimdir.

İnsanın kendi mesleğini ve içinde bulunduğu cemiyeti eleştirmesi kolay değildir. Ama meselelere Türk milletinin istikbali ve ülkenin menfaatleri açısından baktığımızda, basınımızın yüzünün hiç de pir u pak olmadığını rahatlıkla görürüz.

Gazelerin asıl vazifesi hükümetlerin yolsuzluklarını ortaya çıkarmaktır. Daha doğrusu kamu vicdanı adına dördüncü bir kuvvet olarak milletin iktidarlar nezdindeki avukatlığını yapmaktır. Ama bunun da kuralları vardır.

Dünyanın hiçbir ülkesinde, basın her önüne gelen haberi yayınlamaz. Her gazetenin her televizyonun bir oto kontrolü vardır.

Bir haber, ülke menfaatlerini zedeleyecek, milli birliği bozacak, huzursuzluk ve kargaşaya neden olacaksa, hasır altı edilir. Bu her yerde geçerlidir.

Kişi menfaatlerine zarar verecek haberler de öyle.

Ancak bazan kişi menfaatine zarar vermeyeyim derken ülke menfaatini zarar sokan haberlerin de hasır altı edildiğine şahid olunur.

Bu Türkiye’de çok yaşanmıştır. Zengin bir insanla ilgili haber, eğer ondan rüşvet alınabilmişse rahatlıkla hasır altı edilir ve ediliyor.

Peki sayın Başbakan’la ilgili haber neden hasıraltı edilmedi? Habercilik ahlakından mı? Hayır!.

Çünkü Milliyet bu haberi daha önce de biliyordu. Ancak müşterek menfaat birliği içinde bulundukları Koç‘un üzerindeki baskıyı azaltmak ve hükümeti, onunla otomotiv konusunda masaya oturmaya zorlamak için haberi patlattı.

Tabi hükümetten alamadığı kredinin de etkisi buyük.

Kısacası, dürüst habercilik(!) yapmakla maruf bir gazetenin ne derece dürüst habercilik yaptığını da öğrenmiş olduk…

Ve hemen burada şunu teslim edelim ki, Milliyet yine de üç büyüklerin en dürüstleridir. Çünkü şantajda diğerleri daha mahirdir…

* * *

Şimdi bu haberlerin ortaya çıkmasına sebep olan en büyük amile gelelim: Koç!

Bu milleti, yıllarca sülük gibi emmiş sermaye babalarının başında gelen bu holding, hiç bir dönemde hiç bir şekilde risk yüklenmemesiyle ünlüdür.

Yıllarca otomobil diye millete karton arabalar, teneke kağnılar dayatan bu holding, bu millete, PKK lideri Özalan’dan daha fazala zarar ve zayiat verdirmiştir.

Son 20 yılın trafik kazalarını inceleyin. Bunlardan teknik arıza nedeniyle meydana gelenleri tesbit edip, bu kazalarda hayatını kaybeden insanları üst üste koyun. Buna maddi zararları da ekleyin… Görceksiniz ki, PKK’nın verdiği zarar daha azdır.

Şimdi kopardıkları yaygaraya bakmayın. Türkiye’nin bütün servetini 100 birim kabul etseniz. Yüzde 80’inin üç beş kişi paylaşır. Bu yüzde 80’in yüzde 50’i  Koç‘un’dur.

Koç daima, ülkeye hiç bir şey vermeden çok şey almanın yolunu aramıştır. Çıkarsız hiç bir yatırımları yoktur. Servette birinci oldukları halde, hizmette sonuncu bile değiller. Millete bir şeyler vermek söz konusu olduğun’da, yaptıkları tek şey “Bu kadar doğurmayın” olur.

Servetlerinden halkı yararlandırmak yerine, onlar, milletin döl yatagğına ot tıkamanın çaresini arıyorlar ve bu hizmetleriyle Türk düşmanlarından kelle avcıları gibi ödül alıyorlar. Koç’ların Sabancılardan öğrenmesi gereken çok şey var ama, o bizim konumuz değil.

KOÇ’un, asıl telaşı gümrük birliği.

Ürettikleri mamüllerinin Batı ile rekabet edemeyeceğini pekala biliyorlar. Ama bir kere de ağızlarından, gümrük birliğinden yana olduklarına dair söz çıkmış. Ne yapsınlar? Başka yollara başvuruyorlar.

Şimdi bu tezviratlarla sıkışacak başbakanı kapalı kapılar ardında masaya oturtacak, bildoikleri gibi ikna edecekler. Gümrük birliği’ni erteletemezlerse bile, kendileri için bir takım garantiler koparacaklar.

Milliyet, Koç’un Basın’daki sözcüsü olduğu için, senaryonun sahneye konmasında gönüllü rol aldı…

Evet durum bu.

Aslında ciddi olarak, ne başbakanın amerikadaki yatırmları Milliyeti rahatsız eder, ne Koç’un bu milleti sömürme senaryoları başbakanı!

Mesele yağlı Hasan’ın Böreği’nden kimin daha çok pay alacağı meselesidir.

Sömürülen millet. Yenilen vatanın servetleri, üzerinde kavga edilen post geleceğimiz… tribünlerde alkış tutun da biz…

Allah her milleti layık olduğu idarecilerle yönetir. Buyurun afiyet olsun!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

“Tenkitte ölçü”nün aşırılıkları (1)

22-23 Ekim tarihlerinde kaleme aldığım “Şanssız bir dâvâ adamı; Bediuzzaman” başlıklı yazımız, ya gerçekten maksadı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.