Ey Millet, Fikrini Beyan Et!

Bazan, rahmetli Necip Fazıl gibi, ellerimi kaldırıp, avazımın çıktığı kadar bağırmak istiyorum:

‑Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!

………

Ama biliyorum ki, beni duyan olmaz! Zira toplumsal bir şizofreni yaşıyoruz. Kalabalkılar güruh olmuş. Zonaya tutulmuşlar…

Şöyle bir gözünüzü kapatın. Bütün tv kanallarının açın, bütün gazete manşetlerini gözünüzün önüne getirin, konuşulanları, söylenenleri, yazılanları duymaya, hissetmeye çalışın…

‑Nasıl duyabiliyor musunuz?

‑Şimdi kendinizi iyice bir test edin. Hala aklınız yerinde, hala cinnet geçirmemişseniz, kendinizden geçip ortalığı dağıtmıyorsanız, biliniz ki, siz zona olmuşsunuz…

Zona, sinir uçlarının bir tür kısa devre yapmasıyla oluşan stres kaynaklı bir hastalık.

Beyin, o bölgeden haber alamadığı daha doğrusu anlamsız mesaflar aldığı için, o bölge ile ilişkiyi keser.İlişki kesilince de derin bir panik yaşar ve kişiyi intihara sevkeder.

 Çünkü vücudun dört bir tarafından gelen karma karışık veriler yüzünden felç olmuştur. O da şartelleri indirip, vücudun bazı kısımlarıyla haberleşmeyi durdurur. Böylece kendisini korumaya çalışır.

Hani derler ya “Ya Rabbi sen aklımı muhafaza et” diye… İşte öyle bir durumda beyin kendi imkanlarıyla bazan kendisini korur. Şok da onlardan biridir.

………

Toplum, medya dedikleri sağırlar sürüsü, politikacı dedikleri körler güruhu, idareci dedikleri ahmaklar yığınının gürültüsü patırtısı içinde ne yapacağını, nasıl davranacağını şaşırmış durumda.

Hiç kimse neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilemiyor. O yüzden de Türkiye’nin gündemi, insanlarımızın eğilimi, fikir adamlarımızın görüşü, politikacılarımız tavırları İMBK’nın tabelalarındaki değerler gibi dakika başı değişiyor.

* * *

Sözü şu DEP olayına getireceğim.

Daha düne kadar, her şehidin ardından caddelere dökülüp “PKK meclis’te” diye nara atan vatandaştan bugün eser yok.

Oysa toplumsal tepkinin tam zamanıydı.

Eğer millet hemen şu anda tavrını ortaya koyamazsa, haberi olsun ki, DEP konusunda devlet kitlenmiş bulunmaktadır.

Biz demokratik sistem içinde cumhuriyetle idare olunan bir ülkeyiz. Rejimmimiz, kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanır. Bunlar Yasama, yürütme ve yargıdır. Hepsi de birbirinden bağımsızdır ama, devletin bütünlüğü açısından birbirine zorunlu bağlılık içindeler.

Birinin diğer ikisinden aykırı hareket etmesi anarşizmi, hepsinin birbirinden ayrı telden çalması ise toplumsal şizofreniyi davet eder.

İşte DEP olayında yaşadığımız ikincisi

* * *

Yargı, “Bunlar teröristtir. Devletin varlığına kast etmişlerdir, yargılanmaları gerekir” diyor.

Yasama, “Hayır bunlar seçilmiş insanlardır, kılına bile dokundurtmam” diye tepiniyor.

Yürütme ise rüzgarın yönüne göre bir o taraftan, bir o taraftan esiyor.

Basına gelince ‑çünkü o da rejimin belli başlı kuvvetlerinden biridir‑ kritik zamanlarda hep yaptığı gibi,  tavrını, milletin birlik ve bütünlüğü aleyhine ortaya koyuyuor.

Güya demokrasiyi kolluyorlar… Alakası yok. Çünkü ne kadar demokrat olduklarını bu millet, 40 yıllık uygulamalarıyla iyi biliyor.

Sözün kısası, DEP olayı, Türkiye Cumhuriyeti’nin dimağını işlemez hale getirdi.

Bendeniz  başlangıçta bunun danışıklı bir döğüş olduğunu sanarak, “böyle olması gerekir” demiştim. Ama görüyoruz ki, mesele bir ferasetin sergilenmesi değil, bir ahmaklığın tahakkümüdür.

* * *

Bize göre, millet derhal tavrını ortaya koymalı. Bu bölücü çetenin Meclis’teki uzantıları hakkında ne düşündüğünü göstermeli.

ANAP, dün son derece cesur ve yerinde bir kararla Yargıdan yana tavır koydu ve DEP’in kapatılıp, mensuplarının adalet önüne çıkarlması gerektiğini vurguladı.

Şimdi sıra, diğer toplumsal örgütlerde.

Binlerce erimizin şehid olmasına, binlerce sivil vatandaşımızın, çoluk çocuk demeden, kadın erkek demeden, yaşlı ihtiyar demeden katledilmesine sebep olan bir Ermeni örgütünün Meclis’teki savunuculuğunu yapan DEP’i, sırf demokratik kaygılarla affetmek doğru mudur değil midir, görüş bildirsinler.

Bu terör ortamında çocuklarını kaybeden analara, sesleniyorum. Kendi toprakları üzerinde vatani görevini yaparken, çocuklarının kör bir ermeni kurşununa kurban gitmesini istemeyen babalara sesleniyorum.

Tavrınızı gösterin!

Ve sen ey ane mın, pısmame mın, ape mın, hale mın… sen de kalk ayağa! Seni, yıllardır başka milletlerin menfaati hesabına maceradan maceraya sürükleyen bu insanlara artık “dur!” de.

Rejim kitlendi!. Bu efendilerin, bu kalantor beylerin, bu demokrat havarilerin(!) millet ve memleket işlerin yapabildikleri, her meselede çuvallamak oldu.

Ey hakimiyetin kendisinde olduğu iddia edilen millet, kalk ve tavrını koy:

‑Salıverelim mi bu DEP’lileri, yoksa adalet önüne çıkarıp masum çocuklarınızın, şehit evlatlarınızın, karnı deşilmiş bebelerinizin, yaşlı ana babalarınızın kanının hesabını soralım mı?

Hadi söyle artık!

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

“Tenkitte ölçü”nün aşırılıkları (1)

22-23 Ekim tarihlerinde kaleme aldığım “Şanssız bir dâvâ adamı; Bediuzzaman” başlıklı yazımız, ya gerçekten maksadı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.