Işığa Bir Perdelik Mesafedeyiz

Batı, La Fontaine‘nin Fabıl’larını tanıtığı zaman Asya’nın Kelile ve Dimne‘si, Tutiname‘si ihtiyarlık dönemini yaşıyordu.

Aslında, hiç bir disiplinde Batı, Asya’nın eline su dökemez. Nitekim Fabıl’lar da Doğu’dan aşırmadır…

Medeniyetin beşiği Doğu’dur. Aklın da fitnenin de kaynağı Asya’dır. Doğu milletlerinde hilenin ve entrikanın daniskası mevcuttur. Akıl ne kadar Batıya mal olmuşsa hikmet ve feraset de o kadar Doğu’nun malıdır.

Ama bugün baktığımızda bazı çelişkiler görüyoruz. Bu kadar tecrübeli, ferasetl, akıllı  Kıta, dünün çocuğu sayılacak Batı medeniyeti karşısında sus pus!

* * *

Asya’nın insanlığa sunduğu son hikmet, İslamdır.

İslam, getirdiği iman ve aksiyonla Asya’yı ayağa kaldırdı ve bin yıl medeniyette üstadlığı temsil etti.

Ancak zamanla İslam milletlerinin içine düştükleri çaresizlikle birlikte İslam da, motive edici gücünü yitirdi. O noktadan itibaren de toplumda değer yargıları tersyüz olmaya başladı.

Hakiki bilginler, yerine dalkavuklara bıraktı. İlim gitti hurafe geldi. geyret gitti, kuru bir tevekkül geldi.

Hayat kendisini besleyen kaynakları bir biri kaybetti. Cahalet, asabiyyet, kıskançlık, hased ve ümitsizlik içimize kök saldı.

Bunların her biri manevi birir despot gibi toplumun üzerine çöreklendi ve doğu insanı feraseti, siyaseti, hikmeti ve beceriyi kaybetti. Artık o, yönetilmeye, kışkırtılmaya, tahrik edilmeye amade bir güruh olmuştu.

Batılılar, Asya’da misyonerlik ve sömürgecilik faaliyetlerine giriştiklerinde, Osmanlı sahası da dahil böyle bir garibanlar güruhu bulmuşlardı.

Cahil ve tecrübesiz insanı yönlendirmek kolaydır. Hele bu insan bir de kadercilik batağına saplanmış ve dünyanın murdarlığına inandırılmışsa…

* * *

Önünüze bir dünya haritası alın. Kan, göz yaşı ve ızdırap çeken yerleri işaretleyin. Hayretle göreckesiniz ki, işaretlediğiniz bütün alanlar, İslam coğrafyasında yer alıyor.

‑Peki neden?

‑Nedeni çok basit; aptallığımız ve cehaletimiz!

 Batılılara, çamur atmaya hakkımız yok. Biz kullanılmaya müsaitsek, biz aferin delisi olmuşsak, Batı bundan neden istifade etmesin?

* * *

Zaman zaman okuyorsunuzdur. Deniliyor ki, “Batı Medeniyeti çöküyor”

Doğrudur. Gerçekten Batı medeniyeti son imkanlarını kullanıyor. Ama bunda bizim hiç bir dahlimiz yok.

Ama şu bir gerçek ki, İslam dünyasının liderleri biraz uyanık olabilseler, Batı hegamonyasının en fazla 5 ‑ 10 yıllık bir ömrü var.

Ama bizim iderecilerin basiretsizliği ve nifakı meslek olarak seçmiş olmaları yüzünden, Batılılar, ha bire bizi birbirimize düşürüp, aradan kendileri sıvışıyorlar.

Menfaatleri söz konusu olduğunda birlikte hareket etmeyi başardıkları için de, alt olan taraf hep biz oluyoruz.

* * *

Biz onları birlik halinde görüyoruz. Oysa onlar birlik değil, biz dağınık vaziyetteyiz.

Kur’an‑ı Kerim, hırıstiyan toplumlarını kast ederek “Siz onları birlik içinde görürsünüz. Oysa onların kalpleri nifak içindedir” buyurur.

Osmanlıların belki de en büyük siyasi dehalarından biri olan Sultan II. Abdülhamit, bu ayetin sırrını iyi kavradığı için, uzun süre, aralarındaki gizli çekemezlikler ve düşmanlıklardan yararlanarak, Avrupalıların, Osmanlıya yönelik tahribatını önlemeye çalışmıştır. Bunda da hayli başarılı olmuştur.

Dememiz o ki, İslam ülkelerinin idarecileri, kafalarını biraz kaldırsalar ve etraflarında olup bitenlere biraz ferasetle, biraz vatanperverane bakacak olsalar, ellerindeki kudretin ihtişamından başları dönecek.

Bugün Azerbaycan’da, Bosna Hersek’te, Filistin’de, şurada burada, müslümanların kanı dökülüyorsa, bu Batının güçlülüğünden çok, bizim nifaklar sebebiyle param parça olmaklığımızdandır.

* * *

Ama sanıyorum, Asya’ya yutturulumuş afyon, artık etkisini kaybediyor.

Bakın Japonya, Güney Kore, Çin ve bir derece Tayvan, Batı’dan kendilerine dikte edilen çözümlere red demeye başladılar. Ve hızla ilerliyorlar. Darısı Türk ve müslüman idericilerin başına.

Onlar da kendilerinde bu kudreti hissettikleri zaman, Batı’nın ne kadar muhtaç vea aciz olduğunu gözleriyle görecekler. Batı’nın silahı ve teknik donanımı var. Bütün güvendiği budur.

Roma da öyleydi. Ama yıkılmaktan kurtulamadı. Çünkü Roma da bugünkü Batı da dün olduğu gibi bugün de bizim yani Doğu’nun sofrasındaki nimetlerle besleniyor.

Bizim sofralardaki sahanların dibi delik. Biz bir kaşık yiyinceye kadar deliklerden Avrupanın tabağına düşen lokma sayısı 10’u buluyor.

Bizim halimiz, pencereleri kalın perdelerle sıkı sıkıya kapatılmış odada yatan adama benziyor. Güneş kuşluk vaktine geldiği halde, o hala gün ağarsın diye bekliyor.

Oysa onunla aydınlık arasındaki yakınlık, bir perde kalınlığındadın ibaret. Yeter ki o perdeyi çekmeyi akıl edebilsin.

Bütün mesele, bu!

Perdeyi çekmeyi akıl edebilecek bir serdengeçti çıktığı gün Asya’nın bahtı açılacak. O gün Asya’nın tarlaları ve Rumeali bostanları İslamiyet ışığıyla neşv ü nema bulacaklar. Ve oğuz boyları yeniden her biri bir kıtanın başına geçerek, bu vahşileşmiş dünyaya medeniuyet dersi verecekler…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

“Tenkitte ölçü”nün aşırılıkları (1)

22-23 Ekim tarihlerinde kaleme aldığım “Şanssız bir dâvâ adamı; Bediuzzaman” başlıklı yazımız, ya gerçekten maksadı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.