Türk Kimliği

Mozaik, kimlik, federasyon derken sonunda Türk kimliği de tartışma zeminine atıldı.

Aslında, bu tartışmaların baştan beri temel hedefi de buydu. Yani Türkün Anadolu’daki varlığını tartışma konusu haline getirmek…

Önceki akşam, Ali Kırca’nın idare ettiği Siyaset Meydanı’na katılan konuşmacıların ifade ettikleri bir husus vardı ki üzerinde durmadan edemeyeceğiz.

Efendim, Türk kimliği güya Osmanlı ile birlikte oluşmuş. Daha önce böyle bir kavram yokmuş. Eğer bunların söylediklerini kabul edersek, Osmanlı’dan önce gelmiş geçmiş hiç bir devleti Türk saymamız mümkün değil.

Yani, Anadolu’yu ihya edenlerin Türk kimliği yoktu. Karamanoğlu Mehmet Bey, haybiye, “Bundan böyle, otağda, çarşıda, pazarda Türkçe konuşulacak” dedi. Anadolu’yu yurt edinen Alparsalan’ın Türklükle alakası yoktu. Çağrı, Davut ve Muhmut kardeşler, ne idiğü belirsiz bir kavimdi. Göktürkler diye bir devlet kurulmadı…

Nitekim onlara kalırsa, Türk diye bir şey yoktur. Anadolu halkı da asırların oluşturduğu ne idiüğü belirsiz bir güruhtur… Türk de olsa olsa bu kalabalığın içinde bir azınlıktır(!)…

Eğer bunlar, bir azınlık kompleksinden kaynaklanan ifadeler değilse ihanettir.

* * *

Tartışma sırasında kulanılan bir ifade vardı ki, üzerinde özellikle durulması gerekir.

Güya Osmanlılarda genel anlayış şu idi:

Bu topraklar üzerinde herkesin yaşama hakkı vardır. Türklerin bile…

Bu yaklaşım, Osmanlı’nın neden yıkıldığını ortaya koymuyor mu? Beni ençok hayrete düşüren de, tartışmaya katılan Agah Oktay Güner‘in, bu yaklaşıma tepki göstermemesiydi. Halbuki kendileri, Osmanlınan ne kadar Türk olduğunu, orada bulunanların hepsinden daha iyi bilmesi gerekir… Osmanlıyı kuran Türklerdi ve kurucular Türk olduklarının bilincindeydi…

Bu bilinç zamanla Saray’ın çevresinde oluşan kökü dışarda dükalıklar tarafından yok edildiği, en azından dejenere edildiği için, Osmanlı yıkılmıştır ve köksüz kalmıştır.

Türk kimliğinin, Osmanlı ile oluştuğunu ileri sürenlere tavsiye edeceğimiz bir kitap var. Onu alıp okusunlar. Hicri 228’de vafat etmiş İsmail Cevheri‘nin Fezailü’l‑Etrak, adlı eserine bir göz atsınlar.

Daha Selçukluların bile sahneye çıkmadığı bir dönemde kaleme alınmış bu eser, Türk kimliğini tartışmak şöyle dursun, Türk milletinin nasıl yüksek hasletlere sahip olduğunu anlatmakla bitiremez. Üstelik bu zat, Arap’tır.

Eğer bir Türk kimliği ve şahsiyeti olmasaydı, böyle bir kitap yazılmazdı, Selçuklu olmazdı, Osmanlı olmazdı ve hele hele Türkiye Cumhuriyeti olmazdı.

Kahramanmaraş’ta şahlanan Türk kimliği değildiy de neydi. Gaziantep’i Fransızlara geçilmez kılan Türk kimliği değildi de neydi?

Elbette ki, bu kimliği besleyen manevi donanımlar vardır ve İslam bunların başında gelir. Türk, islamdan önce de cihangirdi, İslam’dan sonra da. Ancak, İslam bu cihangirliğe “Allah Rızası İçin Hareket” vasfını kazandırmıştır.

Attila’yı Avrupa içlerine kadar sevk eden saik neydi? Koca Çin kıtasına, beşerin eliyle yapılmış en büyük eseri, yani Çin Seddi’ni yaptırtan güç, Türk kimliğinden başka ne olabilirdi?

Hangi kimliksiz kırk kişiyi, koca bir Saraya saldırtabilirsiniz?

Güneş balçıkla sıvanmaz, beyler. Olsa olsa kendinize gece yaparsınız…

* * *

Bugünkü Türk devletinin bazı zaaflarına bakıp, Türk milletini başat bir millet olmaktan çıkarmak veya dünyada esamisi olmayan bir millet olarak algılamak, basiretsizliktir ancak.

Evet bugünkü Türk devletinin bazı meseleleri vardır. Bunun bizce tek nedeni, bu devletin hala Türk kimliği ve Türk milletinin menfaatleri konusunda bazı açmazlarının bulunmasıdır. Bu devlet, kuruluşundan itibaren izlediği batılılaşma çabalarında, bir takım ciddi yanlışlıklar yapmıştır. Öncü olan bir millet, mukallit duruma düşürülmüştür.

Ttürkiye devleti, bügün …mekte, …makta gibi sözlerle oyalanıyorsa bunun temelinde, Türk kimliğine inanmayan idarecilerin sorumluluğu vardır.

Türk Devletinin içinde bulunduğu zaaflara bakıp, Tük kimliğini tartışma konusu yapmak izansızlıktır. Bu bir inkardır. Zira, bu gün nimetlerinden yararlandıkları devlet bile bu milletin kimliğinin eseridir.

Osmanlının dağıldığı dönemde her azınlık bir tarafa baş çekerken, Türk milleti dişini tırnağına takıp kimliğini ortaya koydu ve bu ülkeyi kurdu. Ama ne hazindir ki, Türk kimliği etrafında oluşan bu devlet, sonradan Osmanlı’nın düştüğü hataları tekrarlayıp, kendisini doğuran temelden hızla uzaklaştı.

Dünyada hiç bir millet ne acıdır ki, Türk milleti kadar aydınlarının ihanetine uğramamış. Türkü hep kendi aydınları hor görmüş, hep kendi aydınları yıkıma götürmüştür. Bugün de yaşadıklarımız bundan ibaret…

Ama bu millet, içinden çıkan hainlere ve zor zamanlarında bağrına bastığı sığıntıların zaman içinde giriştikleri ihanet hareketlerine rağmen, 4 bin yıldır ayakta kalmayı başarmış, başarmaya da devam edecektir.

Anadolu toprakları üzerinde Türk kimliğini tartışmaya kalkışacak olanlar da gerekli dersi alacaklardır…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

“Tenkitte ölçü”nün aşırılıkları (1)

22-23 Ekim tarihlerinde kaleme aldığım “Şanssız bir dâvâ adamı; Bediuzzaman” başlıklı yazımız, ya gerçekten maksadı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.