Tutarsızlıklar veyahut Din-i Süleyman

Bir tezi savunanlar, bir davanın öncüleri tutarlı olmalıdırlar. Dürüstlük ve doğruluk temel ilkeleri olmalı… İlkenin de ötesinde bütün yaşantıları iddialarına tanık olmalı…

Bir elinizde nur, bir elinizde kılıç tutarak, insanları yanınıza çağıramazsınız diyor Bediuzzaman… Çünkü bu, karşınızdaki insanları, sizin hakkınızda şüpheye sevkeder.

Türkiye’ye bakıyorum… Gelişmeleri izliyorum. Nedense yapılanlarda hep ikiyüzlülük hissediyorum…

Zaman zaman acaba ben mi kötü niyetliyim, yoksa idia sahipleri mi tutarsız diye düşünmekten kendimi alamıyorum…

………

Türkiye demokrat bir ülke olduğunu iddia ediyor. Ama icraatına bakıyorsunuz, dudağınızı uçuklatacak manzaralarla karşılaşıyorsunuz.

“Piyasa ekonomisi uyguluyoruz” diyorlar, bakıyorsunuz, faizlerden bazı temel mallara kadar her şeyi devlet düzenliyor…

“Laikiz” diyorlar, ama bir cuma saatine tahammül edemiyorlar…

“İnsanlar hürdür” diyorlar, “insanlar suçları isbat edilinceye kadar masumdur” diyorlar, CMUK kanunları çıkarıyorlar, ama bir de bakıyorsunuz birileri gece evinden alınmış, günlerce nerede ne muameleye tabi tutulduklarını bilemiyorsunuz…

“Biz mafyaya savaş açtık” diyorlar, bakıyorsunuz devletin işlerini bile mafya yüklenmiş… Hani bir zamanlar da Kıbrıs’ta savaşa barış harekatı demiştik…

Bu tuhaf tutarsızlık, hayatımızın özüne işlemiş… Dindarından laikine, demokratından şahinine kadar herkes kıvırıyor…

Kimse net olarak ne düşündüğünü söylemiyor… Kavramlar; çerçeveleri net olarak çizilmiş kavramlar bile herkesin dilinde başka şabka anlam kazanıyor…

Demokrasiyi sen başka türlü anlıyorsun, ben başka türlü anlayorum… Laikliği sen başka türlü anlıyorsun, ben başka türlü anlayorum…

“Canım bu da iş mi? Biz tarihi vakaalar üzerinde bile hemfikir olamıyoruz” diyeceksiniz ama ben yine de bazı kavramların her kes tarafından aynı anlaşılması gerektiğine inanıyorum…

İşte bu herkesin her istediğini istediği tarafa çekme keyfiyeti, Sayın Demirel‘e cesaret vermiş olmalı ki, bazı proflara(!) “resmi islam” siparişi vermiş…

* * *

Evet, Süleyman‑ı Salis Hazretleri,  ulema‑yı kiramı(!) toplayup, “Tiz zamanda bana nevzuhur bir din getüresuz” deyu ferman etmişler…

Oturmuş bu meşayih‑i kiram Kur’an’ı yeniden teftiş u tetkik etmişler…

Aaaa bir de ne görsünler… Meğer bugüne kadar Avrupa lainin metaı idüğü yolunda kendüni bilmezlerin yırtına durdukları laiklik, İslamın malı değil miymiş!

Yaa efendim, ne kadar da gafil kalmışız. Laiklik bizzat Kur’an’da, hem de lafzen,  geçiyormuş da haberimiz yokmuş…

………

‑Şaşırdınız mı?

‑Yapmayın efendim. Bunda şaşılacak ne var?

Bakın size izah edeyim. Hani “Laikrahe fi’d‑Din” (Dinde zorlama yoktur, yani insanlara zorla dini kabul ettiremezsiniz) ayeti varya işte oradaki “Laikrahe” kelimesinden “rahe”yi atarsanız geride ne kalır… “Laik”!  Ya gördünüz mü?

‑Sizi yobazlar sizi. Yıllarca bizden gizlediniz bu hakikati!

………

Yahu biraz insaf edin biraz insaf! Siz profesör olacak adamlarsınız. İnsan biraz mesleğine saygı duyar, yaşına saygı duyar…

Hadi diyelim Demirel bir politikacı. Politikacı bir avcıdır va başarı ister. Sözünün üste çıkması için yalana bile tenezzül eder… Nitekim onların hayatları bu tür şeylerle doludur…

Ya siz ilim ehli nasıl böyle bir basitliğe düşüyorsunuz?

Laik olabilirsiniz ‑şahıs nasıl laik olur onu da bilmiyorum ya‑, hatta dinsiz olabilirsiniz. Böyle bir hakkınız var ve Allah kendi zatını bile insanın tartışma alanına bırakmıştır. Ama bir ilahi metni bu kadar keyfi yorumlamayı nasıl mesleğinize yakıştırabiliyorsunuz?.

Ama yine de becerememişsiniz. Ben size daha iyi bir yol öğreteyim.  Eğer ayeti “Laik, rahe fi’d‑din” diye kelimelere ayırırsanız ‑rahe, Farsça joker kelime‑ pek ala istediğinizi elde edersiniz, O zaman “Laiklik dinde bir yoldur” manasını da çıkarabilirsiniz.

Ya Rabbi beni affet. Böyle ahmaklarla aynı zamanda yaşadığım için de kahroluyorum…

Evet insan tutarlı olmalı… İşte bizim açmazlarımız burada…

Din ile laikliği bağdaştıramazsınız beyler… Hele islam ile hiç bağdaştıramazsınız… Ama diyebilirsiniz ki dinde müsamaha vardır… Diyebilirsiniz ki, İslamın yaşanabilmesi için, illa da hilafet iktidarı gerekmez. Devletin laik olması, ferdin islamına mani değildir” diyebilrsiniz…

İşi bu pespayeliklere vardırmanın ne manası var…

Benim ibadetime ve hayat tarzıma müdahale etmeyen bir laik devlete tahammül ederim… Her müslüman da eder. Ama laiklik hesabına böyle iki yüzlülüklere başvuruldukça asla samimiyetinize itimat edilmez… Mevcut uyumlulukları da kendi ellerinzile yıkarsınız…

Tutarlı olan tutarlı. Ya laiksiniz ya değilsiniz… Laikseniz, bırakın islamı millete. Hiç değilse Diyanet İşlerine bırakın…

Ama hayır. Sizin dininiz dinsizlik olmuş. Laiklik bahane. O yüzden herşeyi ona feda ediyorsunuz…

Biz 150 yıldır, hep dini rüşvet vererek Batının değerlerini almaya çalıştık… Ne oldu. Bir hayrını mı gördünüz…

İşte size reva gördükleri şey:

Üçüncü sınıf bir ülke muamelesi, aşağılama ve zulüm!

Ama tutarlı olsanız, izzetinizi korusanız, dininizin ve milletinizin salabetini taşısanız, size mecburen saygı duyarlar…

Çünkü herkesten takdir bekleyeni hiç kimse alkışlamaz… Bu milleti de tutarsızlıklarınızla itilip kakılan bir topluluk haline getirdiniz…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

“Tenkitte ölçü”nün aşırılıkları (1)

22-23 Ekim tarihlerinde kaleme aldığım “Şanssız bir dâvâ adamı; Bediuzzaman” başlıklı yazımız, ya gerçekten maksadı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.