Beceriksizlik

70 yıllık çiçeği burnunda (!) Türkiye Cumhuriyeti’mizin kuruluşundan bu yana 50 kabine değişikliği yapılmış. Yani 51 hükümet kurulmuş…

Demek ki, yaklaşık her birbuçuk yılda bir kabine değişikliği olmuş…

Keza 40-45 başbakan gelip geçmiş… Üç aşağı beş yukarı her 20 ayda bir, başbakan değiştirmişiz…

Milli Eğitim Bakanına gelince, sanırım tükettiğimiz Milli Eğitim Bakanı sayısı başbakan sayısının nerde ise birbuçuk mislidir…

Milli eğitimde yapılan değişiklikler ve reformların ise haddi hesabı yoktur… Yaz-boz tahtası gibi her bakan değişikliğiyle sistem de değiştirilmiştir. Hatta bazan bir bakanın döneminde iki kere değişiklik yapılmıştır…

Bundan üç yıl önce parlak vaadlerle orta öğretimde uygulamaya konan kredili sistem, daha üç yılını tamamlamadan çuvalladı…

Kredili sistem sayesinde -yetkililer aksine olumlu rakamlar verseler de- liselerimiz bu sistem sayesinde anarşi yuvasına dönmüştür.

Öğrencilerin okulda geçirdikleri ders dışı zamanlarında, onları barındıracak mekanlardan mahrum olmaları yüzünden, okulların civarı kısa sürede kahvehaneler, atari salonları ve batakhanelerle dolmuştur…

Okulun alt yapısı ders dışı öğrencileri okulda barındırmaya yeterli olmadığı için gençler, okulun dışına taşmış, burada da ideoloji tellalarının kucağına düşmüşler ve karşıt görüşlü şebekeler teşkil etmişlerdir…

Güya kız arkadaş kıskançlığı bahane edilerek gençlerimiz birbirini öldürmeye başlamıştır… Nihayet doğan tepkilerin artması üzerine Bakanlık, bütün kolej ve bazı teknik okullarda kredili sistem uygulamasına son vermiştir…

Peki ya klasik liseler… Onlar bu uygulamanın dışında tutulmuştur…

İnsanın aklı hafsalası almıyor… Yahu asıl sancı, asıl sıkıntı bu liselerde… Neden bu düz liselerde hala kredili sistemde ısrar ediliyor, onu da bilemiyorum…

Hasılı eğitimde de dikiş tutturabilmiş değiliz…

Keza ekonomi alanında da hala bir netlik yok…

Türkiye’de piyasa ekonomisinden bahsediliyor ama bankaları devlet kontrol eder. Faizleri devlet yükseltip indirir… Devlet ikide bir dövize müdahale eder ve suni krizler yaratır…

“Hani, piyasa ekonomisi uyguluyordunuz, ne oluyoruz” diyecek olursanız, size sosyal devlet martavalları okurlar…

Peki sosyal devletse şu sürünen insanların hali ne?  Hangi fakir insanımız hastalandı da haysiyetini kaybetmeden hastanelerden yararlanabildi?

Hangi aç insanımıza, işçimize devlet eleni uzatabildi?

Sizin emeklinize, yetiminize, dulunuza, bağ-kurlunuza verdiğiniz ne? Sosyal devletten, mafyanın ve politikacıların çıkarlarını kollamayı mı anlıyorsunuz?

Sonuç olarak orduyu bir yana bırakırsanız -ki onun da geleneği ta Selçuklulara kadar uzanıyor- Türkiye Cumhuriyeti’nin, yüz güldürecek ne icraatı, ne de kurumu var…

Bugün Türkiye dünya gündeminde bir yerde bulunuyorsa tamamen özel teşebbüsün şahsi fedakarlık ve çabalarıyladır. Bir de halıkn itelemesiyle…

Bu devlet bugün her bakımıdan halkın gerisine düşmüştür… Çağdışı, iki yüzlü ve güçlüden yana bir devlet olmuştur. Halkını zerre kadar düşünmüyor…

Siyasetçisi mafya ile işbirliği içinde, ekonomisi fırsatçılara emanet edilmiş… Bir ülke düşünün ki, hazinesini teslim ettiği insanlar, hazineyi soyuyorlar.

Halkın vergileri, bankalar yoluyla batakçılara peşkeş çekiliyor… Sosyal Sigorta’nın halktan kestiği primler, kasten ve hile ile -Gürkan bu durumu Meclis kürsüsünden anlatı- batık bankalara ucuz kredi olarak devrediliyor.

Şimdi bu beceriksizlik yine çaresiz çalışanların üzerine yıkılıyor ve emeklilik yaşı üzerinde oynanarak, kasanın tam takırlığı gizlenmeye çalışılıyor…

Buradan bütün bakanlara sesleniyorum. Bana yiğitçe çıkıp desinler ki, “bu devletin şu kurumu tıkır tıkır çalışıyor!”

Diyemezler. Tabii ki, yalan söylemeyi politika haline getirmemişlerse…

* * *

Şimdi asıl noktaya geleceğim…

Atatürkçülük, bu devletin resmi ideolojisidir. Atatürkü nesillere anlatmak ise en kutsal amaç…

Bir Allah’ın kulu çıkıp diyebilir mi ki, “Atatürk’ü sevdirebildik” Diyemez.

Üstelik uyguladıkları Atatürkçülük halkı daha da soğutmuştur…

Şimdi, Milli Eğitim bir karar almış. İlkokullarda Atatürkçülüğü kaldıracaklarmış… Öyle sihirli bir uygulama getireceklermiş (!) ki, bizim bebeler, bu uygulama sayesinde hür,  demokratik, laik devlet düzenine bağlı, diğer din ve adetlere saygılı, dini istismara ve taassuba izin vermeyen, Atatürk ilke ve inkılaplarına sahip çıkan nesil olacaklar!

-Hay Allah razı olsun. Be adamlar siz yetmiş yıldır nerdeydiniz! Aferini sizlere… Bravo, bravo…

Aslında içimden de kahkaha ile gülmek geliyor…

Neden mi? Yahu adama demezlmer mi, bu sizinkisi, yetmiş yıllık acziyetinizin, beceriksizliğinizin itirafıdır…

Ne olacakmış efendim… Bizim bebeler hür, demokratik ve laik devlet düzenine bağlı olacakmış…

Hangi hürriyet, hangi laiklik, hangi demokratlık… Giyim-kuşamı düzenleyen bir hürriyet, cuma namazına tahammül edemeyen bir laiklik ve asker süngüsüyle kalbura dönmüş fötr bir demokratlık…

Oktay Ekşi, Yekta Güngör Özden ve Demirel… bunlar sembol adamlarımız…

Haa bir şey daha var… Bizim bebeler diğer dinlere de saygılı olacakmış…

Maraşlıların tabiriyle sizin gözünüzün ışığını yiyim, ne sevimlisiniz böyle yahu. Hiç diğer dinlere saygı göstermeyen nesil olur mu. Hırıstiyanlığa, Museviliğe, Budizme, Dinsizme, Şintoizme, Komünizme saygı duymayan nesil olur mu?

Efendim?  İslamiyet mi dediniz…

Onun canı cehenneme. Zaten başımıza ne geldiyse bu yobazlar yüzenden gelmedi mi. İslama saygı da neymiş… Siz diğer dinlere bakın efendim… Çağdaşlık orda…

………

Dini istismara ve tassuba da bundan böyle bebelerimiz izin vermeyecekmiş…

Çok şükür. Bakın bu önemli… Yaaa bizim çocuklarımız dini istismar edip duruyorlardı zaten… Yani, cuma günü kalkıp illa da namaza gideceğim demek olur mu efendim… Adam askerse namaz kılar mı? O üniformayı giyenin dine ne ihtiyacı var, Allah’a ne ihtiyacı var efendim. -Peygamber ocağı bildiğim ordumuzu bu sözlerden ibra edirim. Benim sözüm bu anlayışlaradır-.

Yahu be insafsızlar, bu ülkede devletten taha tutucu, taha bağnaz kim kaldı… Kafasını bir başörtüsüne, bir cuma namazına takmış ve laikliği bu kadar dar anlama inhisar etmiş bir devletten daha mutaassıp, tutucu kim olabilir…

İstismara gelince… Sanırım bu konuda da devlet en büyük istismarcıya 20 çeker…

Laikim der, dine karışır; demokratım der, ağzını açan herkesi deliğe tıkar; serbest okonomi uyguluyorum der, faizleri kendisi belirler… Doğuda başka konuşur, batıda başka konuşur…

Dara düştü mü, ezan, bayrak vatan der, sonra Avrupa’ya gider, bayrakçılar ezancılar geliyor. Bana yardım etmezseniz onlar seni de beni de yer diye feryat eder…

………

Bu kafalarla, bu yaklaşımlarla bir yetmiş yıl daha geçse yine bir halt olamayız. Allah’tan bu millet uyandı, kendi imkanlarıyla bir şeyler yapmaya çalışıyor…

Nitekim yaşadığımız bütün iyilikler, halkın devlete dayattığı devletin oldu bittilerdir…

Bu devletin tek amacı vardı: İ’la-yı Atatürk ve onun ilke ve inkılaplarının hayata geçirilmesi…

Bunu bile beceremediler. Önceki gün Hürriyette yer alan haber bunun açık seçik itirafıydı…

Çünkü bu devlet ve onu idare edenler hiç bir konuda samimi olamadılar. Tabii ki Atatürkçülük konusunda da samimi olamadılar… Onu daima kendi çıkarları için kullandılar. Solcusu da sağcısı da bunu yaptı…

Bunların en iyi becerdiği şey beceriksizliktir…

O yüzden de hiç bir eleştiriye tahammülleri yoktur. Bu yazı gibi gözünün üstünde kaşın var diyenleri bile “sen bana küfrediyorsun” şeklinde algılıyorlar… Vesselam.

Mete Buluthan

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ey Müslüman Allah İçin Bir Şey Yap!

Bediuzzaman, Osmanlı’nın son demlerindeki ızdırapları derinliğine yaşamış bir insandır. Dönemin bütün samimi aydınları gibi o …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir