Bir, İki Delimiz Yok mu?

Yunanistan şu sıralarda eceli gelmiş köpek gibi, nerede bir cami duvarı bulsa yanaşıp çiş ediyor…

Sergilediği tavırlar, değil çağdaş bir devlete, bir dağ çetecisine bile yakışmayacak kadar banal ve ilkel…

Eee mazur görmek lazım.

Toplumunun yarısı kısır, yarısı homoseksüel. Nüfusu bir türlü artmıyor… Ekonomisi turİzme dayalı. Avrupa’nın verdiği sadakalarla keyif sürüyor…

Türkiye ise nüfusu hızla artan, bütün engellemelere rağmen ekonomisi çökertilemeyen, ve özellikle de, kışkırtılamayan, yükselme ve çağdaş medeniyetleri yakalama arzusuyla dopdolu bir halkı var.

Düşünebiliyor musunuz, Türkiye 30 yıldır terörle boğuşuyor. Bütçesinin yarısından çoğunu, bu terör belasını bertaraf etmeye akıtıyor… Buna rağmen ülke gelişmeye devam ediyor…

Hiç bir fikir üretemeyen aydınına, hiç bir çözüm üretemeyen meclisine, kötü giden ekonomisine, rotasız diplomasisine rağmen Türkiye büyümeye devam ediyor…

Halkı ayağa kalkmış, politikacısını da aydınını da peşinden sürüklüyor…

O aydın ki, tam 150 yıldır halkına ters düşmüş, ona rağmen bir takım hesapların içinde olmuş… Halkının bütün doğrularına yanlış diyen, ona ait erdemleri zül telakki eden, her türlü sapıklığa alkış tutan bir aydınlar sürüsü…

Bütün bu talihsizliklere rağmen ülke büyüyor, Türk halkı dizginlenemeyen bir yükseliş arzusu taşıyor… 21. yüzyıla damgasını vurmak için dayanılmaz bir iştiyak duyuyor….

Devlete rağmen dinine sahip çıkıyor, bütün zorbalıklara rağmen demokrasiden vaz geçmiyor, başka ülkelerde ayaklanmalara sebep olacak nitelikteki zamlara rağmen isyan etmiyor, sükunetini bozmuyor… Hiç bir tahrik onu zıvanadan çıkarmıyor…

İç ve dış düşmanları ve özellikle bizim tökezlememizden istifade etmeyi bekleyen Yunanistan ve Suriye gibi, ancak başkalarına dayanarak ayakta kalmayı başarmış asalak ülkeleri çileden çıkarıyor…

Çünkü ülkeyi zora sokmak, halkı devletin aleyhine harekete geçirmek için atılan hiç bir tuzak, hiç bir oyun tutmuyor…

Bu kadar büyük enflasyona, şu kadar yıldır süren teröre, bu kadar yoğun işsizliğe  rağmen, ülke değil çökmek, yükseldikçe yükseliyor…

Türk halkı bununla da yetinmiyor; Osmanlı hinterlandında yaşanmakta olan bütün zulümlere baş kaldırıyor. Canıyla, malıyla, nefesiyle o mağdur milletleri, mazlum halkları ayakta tutmaya çalışıyor…

Bütün bunların arasında nüfusunu ihmal etmiyor. Üstelik dünyanın en yoğun nüfus plianlaması propagandalarına hedef olduğu halde…

Türkiye 2020 yılında 103 milyon olacak. İran’dan sonra Ortadoğu’nun en kalabalık ülkesi… İç imkanları bir çok ülkeyi kıskandıracak kadar güçlü. Bütün yanlışlıklara rağmen tarımda kendi kendisine yeterli olabiliyor.

Sonra, Türkiye öyle bir genç nüfusa sahip ki, bu şansa hiç bir Batı ülkesi sahip değil. Batı Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da gençlik bitmiş. Var olanlar da eğlence ve uyuşturucu kıskacında bocalıyor… Aynı durum Yunanistan için de geçerli.

Üstelik Yunanistan bir çok konuda dışarıya muhtaç. Nüfus artışı sıfırın altında. 2020 Yılında nüfusunun yine bugünkü kadar, yani 10,5 milyon olması bekleniyor. Nüfusun yüzde 65’ini ise yaşlılar teşkil ediyor… Hızla tükenmeye gidiyor.

Ama can düşmanı bildiği Türkiye ilerliyor, büyüyor, gelişiyor, nüfuz açısından da genişliyor. Dünyada olup bitenlere ağırlık koymaya başlıyor…

* * *

İşte Yunanistan’ı, çılgınca işler yapmaya sevkeden bu “yok olma” korkusu ve Türkiye’nin dizginlenemeyen yükselişidir.

Sonra, şuur altlarında hala Osmanlı tokadının acısı var. 400 yıl bir milletin boyunduruğu altında yaşamak dile kolay…

Kadınları, kızları, uzun müddet İstanbul saraylarının iç hizmetlerini görmüş…

Böyle giderse yakında kızları Ankara Saraylarının hizmetlerini görmekten de kurtulamayacaklar sanırım-

Adamlar yok oluyor, sen yükseliyorsun. Eee böyle olunca seni çelmelemek için her yola başvuracaklar… Bir eşkıyadan bile medet umacaklar elbet!…

* * *

Ben neye üzülüyorum biliyor musunuz.

Bu adamların bütün şirretliğine rağmen bizimkilerin bir şey yapmaması…

Yani bizim istihbarat servisleri bir iki serseri bulamıyorlar mı? Şöyle Yunanistan sahillerinde biri iki eylem koysalar… Giritlilere Yunanlı olmadıkları konusunda bir hatırlatmada bulunsalar…

Çünkü biz onları rahat bıraktıkça onlar bizi rahat bırakmayacak… “Cami duvarına pisleyen köpeğin eceli gelmiştir” denir…

Bizim yapacağımız tek şey misilleme. Hatta bire iki karşılık.

Antalya’da bir bomba mı patladı. Yunanistan’ın en turistik semtinde üç beş bomba patlatılmalı… Çünkü şiddete baş vuranın anlayacağı tek yol şiddettir.

Adam denizin öbür tarafından senin cemaziyel evveline gazeller düzerken, senin buradan defneli şiir dalları uzatman kepazelikten başka bir şey değildir…

Sen pustukça adam azgınlaşıyor… Şöyle Atina’nın, Selanik’in, Rodos’un, Sisam’ın, Midilli’nin sahil kesimlerinde peş peşe üç beş bomba patlasa Yunanistan’ın belki aklı başına gelir…

Aksi takdirde bizim cami duvarları kirlenmiş olmakla kalır…

Hakikaten bir iki serserimiz yok mu bizim? Bir iki delimiz yok mu? Eğer yoksa yazık… Delisi olmayan milletler zor yaşar çünkü!

Mete Buluthan

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ey Müslüman Allah İçin Bir Şey Yap!

Bediuzzaman, Osmanlı’nın son demlerindeki ızdırapları derinliğine yaşamış bir insandır. Dönemin bütün samimi aydınları gibi o …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir