Bu İddiaların Önü Kesilmeli!

Orduda son yıllarda yaşanan bazı tatsız olaylara bir türlü akıl sır erdiremiyordum…

Neden derseniz, ben askerliğimi Erzincan’da 59. Topçu tugayında yaptım. Tugay’ın içinde iki mescit vardı ve hiç birimiz namaz kılmak konusunda bir sıkıntıyla karşılaşmıyorduk.

Hatta zaman zaman komutanlarımız da cuma namazına iştirak ederlerdi…

Namaz kılanlara karşı değil tepki, takdir bile vardı…

Bu gözlemlerimden dolayı, “Namaz kılan subay işten el çektirildi” veya “Hanımının başı kapalı olan subay kendisiyle ilgisi olmayan kıtaya sürüldü” yahut “Namaz kılan öğrenciler askeri liselerden atılıyor”, “GATA, dindar askeri doktorlardan temizleniyor, doktorlar ilgisiz kıtalara sürülüyor” gibi haberlerle karşılaştıkça, “birileri millet ile ordu arasını açmaya çalışıyor” diye meseleye teenni ile yaklaşmaya çalıştım…

Doğrusunu söylemek gerekirse koskoca ordunun böyle bir eğiliminin olabileceğine aklım yatmıyordu, yatmıyor da…

Yazılarımı takip edenler bunu iyi bilirler ki, ben orduya hiç bir zaman toz kondurmadım…

Ama önceki gün masamın üzerine bırakılmış bir faksta, yazılı olanları okuyunca, doğrusu içime çakal kaçtı…

Emekli bir albayın -ismin müstear olabileceğini kabul ediyorum, çünkü faksın üzerinde telefon numarası vesaire yok- kaleme aldığı bu yazı fevkalade, ehemmiyetli ve en az “kökten dincilik” kadar tehlikeli… Hatta daha da ileri…

-Diyeceksiniz ki, nerden geldiği belli olmayan bir faksa niçin itibar ettin?

-Haklısınız! Haklısınız ama ileri sürülen iddialar, bir türlü kafamda çözemediğim problemlere, sanki uzaktan uzağa ışık tutuyordu… Çünkü orduya yapılan isnadların kaynağını bir parça ele veriyordu. Ordunun tamamını ithamdan kurtarıyordu.

Olabilirdi ki, bazı menfi niyetli insanlar, ordunun sağladığı güvenlik ve dokunulmazlık şemsiyesini kötüye kullanıyorlardı. Bu tez bana makul geldi. O yüzden de birilerinin bu iddiaları gündeme getirmesi ve doğruysa üzerine gidilmesi, değilse, bu şaibelerin, bu iftiraların asılsızlığı sahiplerinin yüzüne çarpılmalıydı…

* * *

Gelin şu iddiaları birlikte görelim.

Bu saygı değer “albayımız”, faksında, “Orduda yaşanan rahatsızlıkların kaynağı, laiklik değil, aşırı sol ve mezhepçi kadrolaşmadır” diyor ve ekleniyordu:

“Tıpkı Suriye’de olduğu gibi, -ki Hafız Esad, Nusayri’dir (yani Arap alevi)- cuntacı bir kesimin, -Seyfi Oktay idaresindeki Adalet Bakanlığı’nda yaşandığı gibi- orduda, hızlı bir mezhepçi kadrolaşmaya doğru gittiği bir vakıadır”

Askeri okullardaki “yargısız infazlar”ın da, GATA’da “Atatürkçülük kisvesi altında” sergilenen kıyım hareketinin de tamamen aynı kaynaklı olduğunu ileri süren “albay”ımız, tehlikeli iddialarda da bulunuyordu:

“1995 yılında kritik yerlere atanan subayların kökeni araştırılsa Adalet Bakanlığı’ndaki gibi bir kadrolaşma ortaya çıkacaktır. Hafız Esad’a özenen veya Şah İsmail’in yapamadığını yapmak isteyenler var”

* * *

Bunlar tehlikeli sözler. Ulu orta bile söylenmemesi gereken şeyler ama eğer birileri bunu ileri sürüyorsa üzerinde durmak gerekir…

Son günlerde 8. madde ile ilgili açıklamalarıyla gündeme gelen Genel Kurmay İkinci Başkanı Ahmet Çörekçi ve Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Doğu Aktolga için de son derece ilginç iddialar ortaya atan emekli albay, “(Bu ikisi) her zaman din düşmanlıklarıyla övünen kişiler. Gayrı resmi çalışan komiteleri var. Kadrolaşmayı planlıyorlar. Komutanları yanıltıyorlar. Atatürkçülüğün ve laikliğin arkasına sığınarak istismar ediyorlar. Belki ilerde çekirdek olacak eski komünist ve mezhepçi kadrolarını kuruyorlar…”

-Böyle bir şey olabilir mi? Yani birileri ordu içinde kadrolaşabilir mi?

-Talat Aydemirleri, 12 Mart’ı düşünecek olursak, “Hayır böyle bir şey olmaz” demek elbet kolay değil!

Nitekim, milliyetçi, vatansever generalleri bu “dehşet verici” iddiaları araştırmaya davet eden emekli albay, “Biraz araştırırlarsa iddialarımın havada kalmadığını göreceklerdir” diyor…

Emekli albay, harp okulları ile Suriye’deki askeri okullar arasında da ilintiler kuruyor. Mezhepçi azınlık Esad‘ın, askeri okulları elinde tutarak, Suriye’deki hakimiyetini sürdürdüğünü kaydeden albay, aynı şeyin Türkiye’de de gerçekleştirilmek istendiğini ileri sürüyor…

* * *

Elbette ki, sayın albayın faks notunda başka iddialar da var. Ama hepsini zikretmeye gerek yok…

Şunu itiraf edeyim ki, bu iddialar –doğrulanır veya red edilir, onu bilemem ama- orduda olup bitenleri izah etmekten hali değil.

Çünkü Türk Ordusu’nun din düşmanı, dindar düşmanı olacağı fikri bana hiç bir zaman makul gelmedi… Ordu niye din düşmanı olsun…

Elbette ki, ordunun, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik yapısının muhafazasından yana bir tavrı olabilir. Ama dindarları veya anası örtülü olan mensuplarını, sadece namaz kıldıkları yahut anaları örtülü olduğu için görevden el çektirmez, ordudan atmaz veya sürgün etmez…

Ordu politik veya dini kin gütmez…

Olsa olsa ordu içine sızmış bazı art niyetliler, kin güdebilir ve eline fırsat geçince Pir Sultan Abdal‘ın Şah İsmail‘in veya Kerbela‘nın intikamını almaya kalkışabilir…

Yoksa Türk Ordusunu, top yekûn olarak din düşmanı, dindar düşmanı şeklinde lanse etmek, hiç bir zaman bana insaflı bir yaklaşım gibi gelmemiştir.

Biz Ordu’nun en tepesinde yer almış şerefli ordu komutanlarımızın bu iddiaları incelemesini ve böyle bir şey varsa, Türk Ordusu’nun böyle bir şaibeden ve tehlikeli gelişmeden kurtarılmasını belkeliriz…

Hayır böyle bir şey yoksa, umarız bizi de aydınlatırlar ve “Peygamber Ocağı” bildiğimiz bu kutsal menbaa muhabbetimizin artmasını sağlarlar…

Sonuç olarak, sağlam, zinde ve şerefli ordumuza, şu kritik günlerde ekmek ve su kadar ihtiyacımız var. Ona sürülecek her türlü lekeye milletçe karşı durmazsak, yarın başımıza gelecek acılı belalara karşı Allah’tan merhamet dilemeye hakkımız olmaz…

Bu ülkeyi parçalamak isteyen iç ve dış düşmanlarımız dün de vardı bugün de olabilir. Halkı birbirine düşürmek için her türlü oyunun pervasızca sergilendiği bir dönemde, bir takım şaibelerle ordu ile milletin arasını açmak isteyenler elbette olabilir…

Ancak aynı oyunların, ordunun içinden de tezgahlanabileceği -mümkün görülmese bile- gerçeği, gözden uzak tutulmamalı ve ordu kendi iç disiplinini harekete geçirerek bu tür dedikoduları kaynağından kurutmalıdır…

Allah bu millete ve orduya zeval vermesin!

Mete Buluthan

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ey Müslüman Allah İçin Bir Şey Yap!

Bediuzzaman, Osmanlı’nın son demlerindeki ızdırapları derinliğine yaşamış bir insandır. Dönemin bütün samimi aydınları gibi o …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir