Feminizm Üzerine

Feminizm!

Yaşadığımız çağın moda kavramlarından biri…

Ve ne anlama geldiği kişiden kişiye değişiyor…

Maço erkeğe göre feminizm, kadının erkeğe baş kaldırışıdır. Hatta “ayaklanışı”

Muhafazakar erkeklere göre feminiz kadının “özgürlük mücadelesi“dir. İçinde, diğer erkeklerle cinsel ilişki kurma fantazisinin de bulunduğu, başına buyrukluk!

Tipik ama ılımlı Türk erkeğine göre feminizm, hafif meşrepliktir…

Feminizmi anlayıp anlamadığımıza gelince… Sanırım, feminizmin gerçek anlamını bilen erkek sayısı yüzde bir veya ikidir.

Kadınlarımız da feminizmi bilmiyorlar… Üstelik bu işin öncülüğünü yapanlar da dahil…

Kimi kadına göre ‑ki bunların yaşı da 35’in altındadır. Çünkü 35 yaşın üstünde olup feminizme ilgi duyanların sayısı yüzde bir bile değildir ve çoğu da evde kalmış kızlardı‑ ‘kadın‑erkek eşitliği’dir.

Kimine göre “kadınların haklarının korunması”dır.

Uçuk feministlere göre ise feminizm, ‘toplumdaki erkek hakimiyetinin yok edilmesi‘dir… Bunlara göre feminizm erkeklere karşı açılmış bir savaştır… (Bizde feminizm, daha çok böyle algılanmaktadır…)

* * *

Oysa feminizm kadın onurunun korunmasıdır… Onun, erkeğin kullanımına sunulmuş, hiç bir hakkı bulunmayan bir zevk aleti gibi algılanmasına bir tepkidir…

Bu açıdan bakıldığında ilk ve en büyük Feminist Hz. Muhammed (asv)’dir. Çünkü  ilk insan hakları beyannamesi olan ‘Veda Hutbesi’, aynı zamanda kadın haklarının formüle edildiği ilk beşeri vesikadır…

“Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye edirim……. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız vardır, onların da sizin üzerinizde hakları vardı…”

Bu satırların, kadınların bir mal gibi alınıp satıldığı, kız çocukların, sadece kız oldukları için diri diri gömüldüğü ve kadının hiç bir hakkının bulunmadığı bir toplumda yetişmiş bir insan tarafından dile getirilip dikte edilmiş olması, kadın hakları açısından gerçek bir devrimdir…

O’nun özel hayatında da bunu görmek mümkündür.

Nitekim Hz. Peygamber, kendi evinde bile yapabileceği şahsi hiçbir hizmetini kadınlarına yaptırmamıştır. Kendi söküğünü kendisi dikmiş, odasını süpürmüş, evdeki işlerin büyük bir kısmında eşlerine yardımcı olmuştur…

Feminizmin, kadın‑erkek eşitliği olduğunu savunanların tezi esas alındığında, göreceğiz ki bizim kültürümüz batı kültüründen daha çok örneklere sahiptir.

İslam, hukukta ve ilimde kadın ve erkeği eşit görmüştür. Kadın için çekince konulmuş tek alan hakimliktir. Hz. Aişe ordu kumutanlığı yapmıştır.

Türk töresinde erkin kullanılması konusunda da kadın adı vardır. Türk otağlarında hakanın yanında daima hatun da bulunmuştur…

Ancak bu eşitliği yaradılış düzeyinde aradığımız an açmazlarla karşı karşıya geliriz. Çünkü bazı mesleklerin erkek biyolojisine, bazı mesleklerin de kadına biyolojisine uygun olmadığı bilinir.

Kadın en iyi muallimdir. Keza biyolojik olarak da bir şeyi kucağında taşımak açısından erkekten daha dayanıklıdır… Erkek kadından daha sabırlı ve adaleti tesiste, hislerine kadına oranla daha hakimdir. Erkek kadına göre tarafsız kalabilme açısından daha avantajlıdır…

Bu konuda tartışılabilir daha bir çok örnek verilebilir elbet. Ama zemini değil…

* * *

Feminizmin, ‘toplumdaki erkek hakimiyetini yıkmak’ olduğunu savunanlara gelince… Bizce kıyametlerin koparılmasına sebebiyet verenler bunlardır…

Çocuk doğurmayı red eden, bir erkeğin nikahı altında bulunmayı zül telakki eden, tabiatın belirlediği cinsel farklılığı hazmedemeyen tiplerin de yeraldığı bu grup, en çok gürültü koparan kesim olduğu için, bizim gibi ataerkil toplumlarda feminizmi ‘itici, sapık bir talep’ olarak ortaya çıkıyor.

Bu tür feminizm ‑ki aslında bu feminzm değil, tabiat sapmasıdır‑ eşyanın tabiatına aykırıdır ve felakettir. Kadını onurlandırmak de ğil, aksine sefih, sefil bir seks aleti derekesine düşürmektir. Sonucu da heteroseksüel ve lezbiyen ilişkilerin artmasıdır.

İnsanlık tabiatı da din de buna karşıdır ve insan neslinin felaketiyle sonuçlanır. Bu tür tabiat sapmaları ilahi gadabı çeker. Sodom‑Gomore, Lut kavmi bu tür sapık ilişkilerin toplumda meriyyet kazanması neticesinde helak edilmişlerdir.

Yok eğer feminizm, kadınların ezilmesini, horlanmasını, ikinci sınıf yaratıklar olarak görülmesini önleme çabası ise bu islamın da en temel meselesidir!.

İslam toplumlarının örflerinden kaynaklanan yanlışlıkların islama mal edilmesi hatadır ve eksikliktir. Ancak ne yazık ki islam ülkelerinde kadın, gerçekten hakkettiği yerde değil. O yüzden de sefaleti yaşıyorlar…

Çünkü kadınını yükseltmeyen toplumların ilerlemesi, mesut olması, yaşama sevinci taşıması zordur, hatta imkansızdır. Gerilemiş toplumları dikkatle izleyin. Çöküşün,  kadının toplumdan itilmesiyle başladığını göreceksiniz…

Bugün yaşadığımız çarpıklıklar ve perişanlıkların temelinde de kadınlarımızın son üç dört asırdır yaşadıkları dışlanmışlık yatmaktadır. Onun hayattan uzaklaştırılmasıdır…

İslam ilim tahsilini kadın erkek herkese farz kılmıştır ama daha düne kadar toplumumuz kızlarını ortaokula, liseye göndermemek için her yola başvurmuştur. Ve acıdır ki bunu da islami hassasiyetle yapmışlardır.

Bunun temelinde aslında erkeğin aczi, yetersizliği yatmaktadır. Hatta bir derece “güvensizliği”…

Toplumun kadını bozacağı, kirleteceği düşünülmüştür. Oysa kirlenmek erkek için de bir vakıadır.

* * *

Bizim bu konuda söyleyecek bir iki sözümüz daha var. Bu biraz şahsi bir kanaattir…

Bendeniz feminizimi ‑tabi uçuk, erkeğe karşı tokluk anlamına gelen feminizmi kast ediyorum‑ bir erkek hastalığının yan etkisi olarak değerlendiriyorum…

Küadın tabiaten edilgendir. Erkek ise dominant. Kadın ile erkek arasındaki ilişki benzetmede hata olmasın Tanrı ile Tabiat arasındaki ilişki gibidir.

Fıtri kudrette meydana gelecek her aczin, her zaafın, tabiatın serkeşliği ile sonuçlanması gibi, erkeğin erilik özünde meydana gelen her zaaf, kadının ona baş kaldırmasına sebep oluyor ve bu da tabiidir.

Edilgen, etkenin tesirinde kaldığı sürece edilgendir. Etki kalktığı takdirde edilgenlik de kalkar…

Tıpkı onun gibi çağdaş medeniyetin getirdiği aşırı dürtülerle, sefih ve kontrolsüz bir seks hayatı yaşamaya başlayan erkek, kendisinden sorumlu olduğu kadına karşı vazifesini yapamamaya başlamıştır.

Doğal ve öz gücünü kaybeden erkek, kadın tabiatında ortaya çıkan mukavemeti kırmak için kaba güce başvurma ihtiyacı duymuştur.

Bedenen ve ruhen erillik özüne hasret kalan kadın ruhu (dişilik özü) ise, bu yarı erkek yarı kadın kılıklı mahluka iteat etmeyi ağır bir yük görmeye başlamıştır…

Bu başkaldırı, sonuçta feminizm olarak kendisini dışa vurmuştur ve bize göre bu tür bir red tabiate de uygundur ve haklıdır. Demek ki, sıkıntının kaynağı kadında değil, erkektedir.

Dolayısıyla feministlerin mücadelesi, erkeği bu sefih hayata iten medeniyetle olmalıdır, erkeğin kalıbıyla değil.

Kadın, soylu bir mücadele ile erkeğini bu çaresizlikten kurtarmalıdır. Çünkü erkek, tabiatın ona yüklediği kudretten yoksun hale gelmiştir.

Feministler, bu noktada mücadele başlatırlarsa, hem erkekleri kurtarmış olacaklar, hem kendi saadet ve onurlarını…

Evet feminizm, bir erkek hastalığının yan tesiridir. Çareyi de orada aramak lazım.

 

Mete Buluthan

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ey Müslüman Allah İçin Bir Şey Yap!

Bediuzzaman, Osmanlı’nın son demlerindeki ızdırapları derinliğine yaşamış bir insandır. Dönemin bütün samimi aydınları gibi o …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir