Fethullah Hocalar ve Yarasalar

Türkiye’de bir kesim var ki her şeyi problem haline getiriyor.

Neymiş efendim siyasi liderler, Fethullah Gülen ile görüşmüşler.

Ne olmuş yani görüşürlerse…

Dünyanın her yerinde siyasiler din adamlarıyla görüşür. Hiç de bir şey olmaz…

Çünkü oralarda kavramlar yerine oturmuştur…

Mesela Fransa, dünyada laiklik konusunda en hassas davranan bir ülke. Buna rağmen koyu bir sosyalist olan bir Mitterrand, üstelik de hrıstiyanlığın en katı mezhebi olan Katolik bir din adamıyla saatlerce görüşebiliyor…

Kimse de çıkıp laiklik elden gidiyor diye nara atmıyor…

Ama Türkiye’de nerde ise bir kısım insanlar Fethullah Gülen ile konuşan biyasi liderlerin ipe çekilmesine bile taraftar…

Gerçekten tuhaf bir ülkede yaşıyoruz…

Düşünebiliyor musunuz, halkının devirip hesap sorduğu Şavuşesku için bir kısım kelaynaklar yollara dökülmüş, mitnk düzenlemiş, Çavuşesku’nun kanı yerde kalmayacaktır diye nutuk atmışlardır…

Sovyet halkı, hayatlarını cehenneme dönüştüren komünizmi yıkmış ve bu sistemin öncülerinin heykellerini söküp yerlerde sürümüş, bizim dinazorlar paneller düzenleyip yüksek perdeden atarak, sosyalistliğin ölmediği, ölenin Sovyet rejimi olduğunu söylemişlerdir…

Aslında dikkatle bakılırsa bizim rejimin aksak tarafının ne olduğunu tesbit etmek kolay olur…

Biz her fırsatta, bu rejimin bazı uzlaşmaz müfrit dinsizlerin tekeline geçtiğini, bunların hayra vesile olacak hiç bir hadiseye tahammül edemediklerini söylüyoruz ama galiba yeterince anlatamıyoruz…

* * *

Efendim Hikmet Çetin‘nin, -ki herhalde CHP’nin içindeki bir kaç aklı başında insandan biridir- Fethullah Gülenle ile görüştüğü ortaya çıktı ya! CHP Genel Merkezi’nin faksları susmak bilmiyormuş…

-Vay nasıl olur da Fethullah Gülenle görüşürsün!

Yazık, gerçekten yazık…

Düşünebiliyor musunz, meydanlarda “demokrasi demokrasi” diye bağıran “laiklik, laiklik” diye feryad eden bunlar… Maazallah ülkenin mukadderatı bunların eline geçse, caddeler ve sokaklar kan gölüne döner…

Bir de dönüp “dinciler tahammülsüz” diyorlar…

Acaba kaç Fethullan Gülen taraftarı, hoca Çillerle veya Hikmet Çetin ile görüştü diye onu protesto etti…

Şunu toplumun artık iyice görmesi gerekir:

Bu ülkede tahammülsüz olanlar laikçilerdir…

Onlar ki, laikliği bir putperstlik haline getirdiler ve Ebucehile rahmet okutacak bir cahili sapıklığa battılar…

Şunların maskesini düşürmek zamanı değil mi?

Bir de utanmadan insan haklarından hoşgörüden bahsederler… Bir siyasinin bile bir din adamıyla görüşmesine tahammül edemeyen bu kazıklı voyvodaların tek özlemi var!

Allah diyen insanlara kan kusturan bir despotizm!…

 Fakat neye seviniyorum biliyor musunuz. Bu zavallılar hergün tükeniyorlar… İnsanlar aydınlandıkça, onlara rağmen halk bazı haklar elde ettikçe tükeniyorlar, bitiyorlar yok oluyorlar, kazınıp gidiyorlar…

Onları üç beş teröristin avukatı haline getiren bu öfkedir…

Onları Batının ülkemizdeki beşinci kolu haline getiren bu öfkedir…

Yabancılara, evdeki mahremiyeti anlattıran, ispiyon ettiren bu öfkedir…

Bu öfke ile utanılacak hallerini, övünç vesilesi biliyorlar…

Mamafih onları da anlamak lazım. Sadece ellerinde tuttukları imkanları değil, varlıklarını da koruyamıyorlar. Artık toplumun hiç bir kesiminden yüz bulamıyorlar… Bugüne kadar kullanmaya çalıştıkları aleviler bile onların iğrenç yüzünü gördü. Onlardan desteğini çektiler… O yüzden de bir kaç avuç anarşist ile birkaç uçuğa mahkum oldular…

* * *

Peki ya Fehullah Hoca!

O belki zindanlardan gelmiyor ama, onun savunduğu dava, zindanlarda hem de işkenceler altında büyüyüp geliyor. Bu davanın bir elinde mazi, bir elinde istikbal, cihana meydan okuyor. Kılıçsız, tüfeksiz, öfkesiz…

O sadece davasının sevdasındadır. Hiç kimseye husumeti, düşmünlığı yok. Hatta kendisine zulmedenlere bile merhamet ve dua edecek kadar büyük gönüllü… Sanırım onun o yüksek davası içinde, bu tür kelaynaklara zaman ayırmak, bir abestir…

Hedefi, beşeriyetin tümünü kucaklamak olan bir dava erinin bu tür yol sapkınlarıyla oturup kalkacak, onlarınvız vızlarını kale alacak zamanı var mı bilmem. Sanmıyorum. Belki bu onun için abesle iştiğaldir…

O bugünden 50 yıl sonra gelecek neslin ihtişamlı rüyalarını görüyor ve o dünyanın temel taşlarını atıyor… O tek başına da değil. Onun gibi sayısız iman erleri var çok şükür bu memlekette.

Hepsi asayişten ve huzurdan yana. Toplumun ekseriyeti du bu gönül erlerinin peşinde…

Hayır onlar illa da, kendilerinin mesleğini seçen üç beş saftiroz müslümanın haykırışına takmışlar kafayı…

Aman dinciler geliyor. Aman şeriat geliyor, bizi kesecek!

Aslında bu avazları, onların eline tam olarak fırsat geçtiğinde neler yapabileceklerinin ipuclarını da taşıyor.

Ama geçti. Onlar da bunu görüyorlar. Bütün hırçınlıkları, serkeşlikleri feryatları, ispiyonları, hata üstüne hata yapmaları bu paniktir…

Toprak başlarına onların!

Mamafih 50 yıl sonra onların hepsi toprak olmuş olacaklar ama bugün birileri gürüyştü diye kıyamet kopardıkları Fethullah Hocayı ve onun iman hizmetlerini,  onların çocukları hırzı can edecekler.

Belki de nesli ati, “Yazıklar olsun, şanlı ve şerefli ecdadımızla bizim aramızdaki kavuşum noktası, bağ şu ahmak babalarımız mıdır” deyip bu asrın sahtekar ruhlarının yüzüne tükürecekler…

İşte Bediuzzaman gibi, Fethullah hoca gibi, Mahmut Efendi gibi, Abdülkadir Şaşmaz ve Haydar Baş gibi bütün dünyalarını ve hayatlarını iman davası uğruna feda eden insanlar, nasl-i atinin tükrükleri yüzümüze gelmesin diye çabalıyorlar…

Siz isteseniz de istemeseniz de. Tahammül etseniz de etmeseniz de bu insanlara mecbur ve mahkumsunuz…

Ben bu erler karşısında saygıyla eğilirim ve onların muştuladığı şafağı saygıyla selamlarım. Bilsinler ki benim gibi yüzbinlerce meteler onların safında yanında ve arkasındadır…

Selam size ey

Ey kutlu kentin divaneleri…

Siz ey haktan başkasına bigane!

Siz gönül canları!

Ey Hiraların aydınlık gülleri!

Bak devran ne gösterdi!

O gün alkışlananlar toprak oldular!

Ama Hira’da hala gül devşirilir…

Ve selam size ey gelecek nesli kuranlar,

Soluk soluk fecrimize ışık üfleyen siz mesih nefesliler…

Güneşin balçıkla sıvanmayacağını en iyi siz bilirsiniz….

Selam size.

Sizin fecrinizde yaşamak ne saadet!

Ne demiş Ziya Paşa:

Erbab-ı Kemali çekemez nakıs olanlar

Rencide olur dide-i huffaş Ziya’dan!

Mete Buluthan

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ey Müslüman Allah İçin Bir Şey Yap!

Bediuzzaman, Osmanlı’nın son demlerindeki ızdırapları derinliğine yaşamış bir insandır. Dönemin bütün samimi aydınları gibi o …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir