İğnenin Diğer Ucu

Müstakil İşadamları Derneği (MÜSİAD), her ay, ev sahipliği yaptığı toplantılar düzenliyor… “Duyarlı Medya” adı altında sağ yelpazede yer alan gazete, tv ve radyoların yöneticilerinin katıldığı bu toplantılarda, ülkenin çeşitli meseleleri ele alınıp tartışılıyor…

Bazan tek gündemli, bazan şartların getirdiği zorlamalarla çok gündemli gerçekleştirilen bu toplantılardan, bizce elde edilen en iyi neticelerden biri, herhalde, ülkenin çok renkliliğini yaşamak oluyor…

Temel yaklaşımları üç aşağı beş yukarı aynı olan bu kesimlerin inanç ve ekonomi ile ilgili meselelerde hemfikir, siyasi meselelerde tersfikir olmaları, başlangıçta bana maksadı zedeleyici gelmişti…

Geçen zaman içinde, bu farklılıkların birlikteliğe pek de mani olmadığını görerek, başlangıçta yaşadığım tedirginlik, bende, yerini ümide bıraktı… Bu durum, bana Dilipak’ın güzel ifadesiyle “farklılıklar içinde birliktelik”in pek de zor olmadığını hissettirdi.

* * *

Ancak şu da bir gerçek… Bütün ayrılıklarımız, siyasi yaklaşımlarda ortaya çıkıyor. Baz kavramlarda ise hiç anlaşamıyoruz.

Mesela, millet, devlet, vatan, demokrasi, laiklik gibi kavramlarda yeterli sayılabilecek bir mütecanisliğe ulaşmaktan uzağız…

Laikliğin, Türkiye’de gerçek anlamıyla uygulanmadığı, müşterek düşüncelerin başında geliyor. Ancak laik bir devlette yaşamak konusunda yine ayrılıklar çıkıyor. Sanırım bu konudaki çekincelerin temelinde de, yine devletin laiklik konusunda, çifte standartlı olması yatıyor…

Açık söylemek gerekirse, sağ yelpazede ne vatan, ne millet, ne yönetim şekli konusunda bir homojenlik mevcut…

Bu ihtilaf, eğer birlikteliğe mani olmayacaksa, rahmettir.

Fakat görüyoruz ki, kalplerimiz mütecanis değil. Birbirimiz hakkında -bence tamamen siyasi çıkarlardan kaynaklanan- ön yargılarımız ve çekincelerimiz var.

Burada kimseyi düşüncesinden dolayı kınamayacağım elbet. Böyle bir hakkım yok… Ben tam aksine yarınlarda birlikteliğimizi daha da arttırmak için bir çağrıda bulunmak istiyorum…

-Çok acil olarak, aydınlarımız şu yukarıda bahsi geçen kavramları bir kere daha gözden geçirsinler ve üzerinde mütabakat sağlayabieleceğimiz tarifler getirsinler…

Bunu yapmadıkları takdirde, yarın bugünkü birlikteliklerimizi de kaybedebiliriz…

Bir kısım insanların Türk kelimesinden rahatsız olmaları, beni rahatsız ediyor…

Önce Türk olmak – önce müslüman olmak gibi bir endişem olmamalı. Ben Türküm ve müslümanım… Bu ülkenin adı da Türkiye Cumhuriyeti’dir… Kişinin ırkını, dilini ve vatanını sevmesi niye islam karşıtı olsun.

* * *

İkincisi Devletin Kutsallığı düşüncesi de geniş bir kesimi rahatsız ediyor…

Oysa bizim anayasalarımızda devlete atfedilen kutsallık din kökenlidir, ırk kökenli değil. Devlete kutsallık atfeden ilk Türk devleti Karahanlılardır. Onları Selçuklular, onları Osmanlılar takip etmiştir…

Ne garip tecellidir ki, Cumhuriyet döneminde de bu yaklaşım, bütün anayasalarda yer almıştır… Çünkü bizdeki “kutsal devlet”, Allaha ve onun dinine adınmış devlet anlamınadır. Kendi halkını ezmek pahasına devleti yüceltmek değil…

Bugünkü yapılanmadan hareket ederek, sivil toplum uğruna bu ilkenin anayasadan çıkarılması, bizce ilk defa yapısal laikliği getiriyor… Türk devletini, Allah’ın yolunda olmaktan çıkarıyor…

Ortadoğu Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni dostumuz Nazif Okumuş’un dikkat çektiği gibi, 24. madde konusunda aşırı hassasiyet gösteren bazı kesimlerin, bu maddenin “Yüce Türk devleti” gibi içi boş bir kavramla değiştirilmesi konusunda duyarsız kalmalırana şaşmamak mümkün değil…

Bendeniz de şahsen sivil toplumdan yanayım ve inancıma göre devlet ferdin hizmetindedir. Devletin hatırı için ferdin hakkı feda edilmez… Ancak fert kendi rızasıyla kendisini milletine feda ederse bu bir alicenaplıktır…

* * *

Bir başka konu, eski yanlışlıklarımızı ısrarla sürdürmemizdir.

Cemaat ümmetten, ümmet milletten önce geliyor… Oysa milet olmadan ümmet olmaz, ümmet olmadan cemaat olmaz.

Aralarında dil, tarih ve din bağı olmayan insanlardan ise ne ümmet olur ne cemaat… Olsa olsa bunlar çıkar grupları olurlar… Nitekim cemaatler hızla bu yöne doğru gidiyorlar…

Biri okullara eğitime mi yönelidi… Haydaaa, bakıyorusnuz diğeri de o tarafa yönelmiş…

Biri bir televizyon mu kurdu… Hemen öbürü de kolları sıvayıp televizyon kuruyor…

Oysa islam, teşrik-i mesalerle yükselmiştir. Birimiz ayakkabıcılık yaparken varsın diğeri de fırın açsın. Birimiz kumaş üretirken, diğeri de konfksiyon işletsin…

Elbette rakabet güzeldir, elbette hayırda yarış makbuldür. Ama birbirini köstekleyecek veya diğerinin çabalarını akim bırakacak bir yarış ve yapılanma, bizim hem sermayemizi, hem mesaimizi ziyan ediyor, sonuçsuz bırakıyor…

Burada isim vermeyeceğim ama cemaatler arasında itiraf edilemeyen bir kıskançlık yaşıyoruz. Bir araya geldiğimizde yüzyüze dost görünüyoruz. Ama Hafız’ın

“Zahidan çün cilve der mihrab u minber mikonend

Çün be-halvet mirevend an kaar-ı diger mikonend” dediği gibi, oradan dağılır dağılmaz herkes kendi bildiğini okuyor…

* * *

Ümit ediyorum MÜSİAD, bir tür münafıklık olan bu hallerden kurtulmamıza yardımcı olur da gerçek birlikteliği kalplarimiz arasında da tesis ederiz.

Biz böyle bir muhabbete muhtacız. Bunun yolu da iğnenin diğer ucunu kendimize batırmaktan geçiyor.

Ben demiyorum ki ‘beni eleştirme’. Eleştir, ama aynı kusurların sende de olabileceğini düşün…

Beni Irkçılık yapmakla suçlarken, senin de siyasetçilikle dini haraç mezat sattığın vaki ise, insaflı olmak zorundasın… Birilerini ‘rejimle uyumlu olmak’la suçlarken, senin de ekonomik alanda aynı haltları karıştırdığını hatırla…

Evet aziz dostum, yalnız senin mesleğin ‘hak’ oldukça, seninle anlaşamayız… İğneyi bana batırırken, diğer ucu da senin avuçlarına batıyorsa bir noktada buluşabiliriz… Çünkü en azından acıda müşterek olacağız…

* * *

Bir davanın sahipleri, menfaat gütmemelidirler. Aksi takdirde ellerideki elmas da olsa rağbet görmez. Bir elinde nur, bir elinde sopa. Bu zamanın yolu bu değil.

Sayın Erol yarırı kutluyoruz. Bu gibi toplantılarıda, cemaatlerin tepesinde bulunanları da ağırlayabilirse sanırım çok daha büyük hızmet etmiş olur…

“Cemaatleri birbirine yaklaştıralım, aynı şeyleri düşünsünler, hepsi bir olsun” demiyorum ama, cemaat liderleri arasında bir mutabakat olmadıkça da cemaatlerin birbirine yaklaşması zordur.

Çünkü cemaat liderleri arasındaki küçücük anlayış farklılığı, aşağı seviyelerde iman ile küfür arasındaki farklılık gibi algılanıyor…

O zaman da birbirimize toleranslı olamıyoruz. Hatta bir gayrı müslime, bir ateiste tanıdığız tolarensı mümin kardeşimizden esirgiyoruz…

Böylece de birimizin mesaisi, diğerinin çabalarını akim bırakmakla sonuçlanıyor…

Asıl kalp ve mesai telifi, tepelerde olmalı. Ancak o zaman islamın saadeti kapımızdan başını uzatabilir…

Mete Buluthan

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ey Müslüman Allah İçin Bir Şey Yap!

Bediuzzaman, Osmanlı’nın son demlerindeki ızdırapları derinliğine yaşamış bir insandır. Dönemin bütün samimi aydınları gibi o …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir