İnsanlık Bizi Bekliyor

Cenab-ı Hak, “birinizin bozgunculuğunu, diğeriyle gidermesiydik, alem fesada giderdi” buyurur…

Nitekim, dünyanın her döneminde daima diğerlerinden daha güçlü bir devlet bulunmuş ki, bu devlet, zulümleri önleyebilsin…

Bugün, kader, bu mevkiye, Amerikayı layık görmüş. Güç onun elinde, imkan onun elinde ve teknik üstünlük onun elinde…

Ama ne yazık ki, bu kadar güç ve imkana kavuşturulmuş bu devlet, beyinsiz, ferasetsiz  ve iki yüzlülüğü huy edinmiş kişiliksiz idarecilerin elinde zebun…

Kendi menfaatleri söz konusu olduğunda Firavunlara rahmet okutacak kadar acımasız olabiliyorlar…

Ama beşeri vicdan ve adalet söz konusu olduğunda bir domuz kadar vurdum duymaz olabiliyorlar…

İşte Srebrenica!

Dünya’nın taahhüdü ve koruması altındaki(!) bu şehir, Sırp barbarların cani saldırılarıyla yerlebir edildi. Ama dünyanın kılı kıpırdamıyor…

Onları korumakla görevli BM komutanı, kadın, çocuk, yaşlı onbinlerce boşnakı Sırplara teslim etmekle kalmıyor, bir de sırp komutanlarla bir araya gelip “zafer”e şampanya kadehi kaldırıyor…

Maşeri vicdan bundan rahatsızlık duymuyorsa, dünyada demokrasi ve insan hakları şampiyonu kesilen insanlar bundan utanç duymuyorsa, dünyanın geleceği için gerçekten ağlayabilir, göz yaşı dökebiliriz…

Hırıstiyanlık ilahi kaynaklıdır. Ama bu din vicdani temelini kaybetmiş. İnsanlığın başına çifte standardı bela etmiş bulunuyor. Hz. İsa gibi bir şefkat peygamberinin utandıracak kadar rezil bir kepazilğe batmış bulunuyorlar…

Vatikan’da oturan yaşlı “zangoç”, müslümanları “başka tanrıların çocukları” gibi görüyor. Eğer öyle olmasaydı, siyaset yaptığını zanneden Batılı soytarıların vicdanını harekete geçirecek bir şeyler yapardı. Eminim orada, müslüman boşnakların katledilmesinden iğdiş keyfi çıkarıyor…

Biz bugüne kadar bunun bir din savaşı olmadığını varsayarak, kendi kendimizi kandırmaya çalıştık. Ama görülüyor ki, Katolikler de Protestanlar da, Ortodokslar da bu işi bir din savaşı gibi görüyorlar. O yüzden de Boşnakların orada hunharca katledilmelerine, ortaçağ bağnazlığı içinde seyirci kalabiliyorlar…

* * *

Bu kadar iğrenç, aşağılık, murdar çifte standartlara dünya hiç bir zaman tanık olmamıştır. Mamafih bu fahişe tabiat, bu iki yüzlülük onlara yakışıyor. Çünkü onlar demokrat(!), çünkü onlar insan hakları şampiyonu(!)

Mamafih ahmaklık bizde. Biz onlardan merhamet dilenecek kadar küçülmemiş olsaydık, onlar da bunu bize reva görmezlerdi.

Çünkü Batı, asla ilahi adalete hizmet etmemiştir ve şartlar gösteriyor ki bundan böyle de edemeyecektir. Bu kabiliyetini kaybetmiştir.

Çünkü Batı’nın tanrısı menfaattir.

Çıkardıkları en uzun ömürlü medeniyet olan Roma’da kralların aynı zamanda kendilerini Tanrı ilan etmeleri, Batı harsının, maddiliğini ve egoistliğini gözler önüne seriyor zaten!

Onlar vicdandan ne anlasın, demokrasiden ne anlasın, insan haklarından ne anlasın!

Bugün demokrasiden dem vurmalarına bakmayın. Onlar her rahatı her iyiliği sadece kendileri için isterler. Çünkü, Batı Kültürü’nün “insan” nitelemesi kapsamına aldığı tek varlık, Avrupalı insandır… Diğerlerinin hamam böcekleri kadar ehemmiyeti yoktur.

Beşer bugün çaresiz, beşer yalnız, beşer yaralı, beşer şefkate muhtaç…

Batı ise, inim inim inleyen ve deruni ızdıraplarla sarsılan insanlığa tenvim edici, uyuşturucu, miskinleştirici iksirler pompalamaktan başka bir şey yapmıyor…

Yapmıyor çünkü işine gelmiyor…

Ama insanlık, açlıktan kırılayazmış bir kuş yavrusu gibi şefkate, adalete, merhamete gagasını açmış bekliyor.

Gücü elinde tutan devletlerin onlara reva gördüğü ise kin, kan, irin ve göz yaşıdır…

* * *

İnsanlığı ilahi gadaba mustahak hale getiren şey zulümdür. Münkir bir toplumun ayakta kalması vakidir ama zalim toplumların abad olduğu görülmemiştir…

Sizi temin edebilirim ki, Tanrı merhameti daha uzun süre bu insanlığı kuşatmayacaktır.

Bunun vebali ise bize, yani biz müslümanlara aittir.

Biz hayata taptıkça, korku belasıyla olaylara tepkisiz kaldıkça Allah bize bela üstüne bala gönderecektir. Onlara biçilen takdir ise daha uzun vadelidir.

Eğer bu zulümler böyle devam eder ve zulmü bertaraf edebilecek olanlar da bu vurdum duymazlıklarını böyle sürdürürlerse, insanlık, başına gelecek belalar için insafa layık olmayacaktır…

İslâm, haksızlık karşısında susanları dilsiz şeytanlar diye niteler. Bu söz belki Hrısıtiyanı ve Yuhudiyi ırgalamaz ama müslümanları bağlar.

Bugün Çeçenistan, Bosna Hersek, Karabağ, Filistin, Keşmir’de olup bitenler karşısında, ızdırap çekmeyen, rahat döşeklerinde uyuyan, ses çıkarmayan islam devletleri; o idarecilere dersini vermeyen islam milletleri, dilsiz şeytandırlar, zalimdirler.

Böylelikle, yarın, başlarına daha büyük felaketlerin gelmesini de hakkediyorlar. Çünkü zulme rıza zulümdür. Ve zulmü üzerine çekmektir…

Evet Amerika, büyük devlet olma vazifesini yerine getiremiyor. Birleşmiş Milletler Batı jandarmalığına soyunmuş durumdadır. Batılı devletler ise oldu bitti çifte standartlı…

Peki bu zalim ve iki yüzlü devletlerle el bebe gül bebe geçinen devletlere ne demeli… Kardeşinin katiliyle veya katilin teşvikçisiyle işbirliği yapmak, o fiili işlemekten daha süflidir, daha alçaltıcıdır…

Bakın Kuveyt, bize rağmen Rum kesimine yatırım yapıyor bize karşı silahlansınlar diye onlara milyon dolarlarla kredi ve hibe yardımda bulunuyor…

Adil-i Mutlak olan Allah, bu cibiliyetsiz müslümanlara niye yardım etsin, niye huzur versin!

* * *

İnsanlık, ilahi adaleti yeryüzünde eşit dağıtabilecek Rahmani bir develete muhtaç.

Geçmişte bu hizmeti Biz Türkler yaptık… Adaletin tevziini pek ala biliyoruz ve bunu bütün tarihimizle gösterdik…

Bugünkü Hırıstiyan Batı, kendi dininin mevcudiyetini bile bizlere borçlu. Eğer Atilla Roma’nın gırtlarğına kılıcını dayamasaydı, Avrupa’da Hırıstiyanlık diye bir şey kalmazdı… Papazların Atilla’yı “Allah’ın Kılıcı” diye karşılamaları boşuna değildi…

Evet insanlık “Allah’ın Kılıcı”nı bekliyor. Amerika bu görevi yapamayacağını defaatle gösterdi… Diğerlerinin ise kabiliyeti yok.

Bugün hiç bir medeniyetin böyle bir “kurtarıcı devlet” çıkarma kabiliyeti kalmamıştır.

Bir tek islamın böyle bir kabiliyeti var. Onu da satılmış liderler ve onları ayakta tutan hayat-taparlar, ateistler engelliyor.

Bugün İslam, onu körükleyecek, şişmiş olan yelkenlerinin doğru istikamete sevkedilmesini sağlayacak bir dümenci bekliyor.

Gözü pek, yüreği merhametli, kınayıcıların kınamasına aldırmayan, zalime karşı mağrur, mazluma karşı şefkatli biri.

Bu da Türkler olabilir…

Evet insanlık, adaletini, onun kudretiyle ortaya koyacak bir cengaver bekliyor. Türk bunu geçmişte yaptı… Yarın da bunu yapmaya ehildir… Buna mecburdur.

Türk adaletini yeniden insanlığın hizmetine sunmak zorundayız. Bunun ateşi islam, körüğü Osmanlı hinterlandındaki göz yaşları, potası Anadolu, ve kalayı hiç bir mazlumu ayrıt etmeyen şefkattir…

Bu adaletin tecellisinin yegane teminatı biziz. Bu adalet gecikirse, kıyametin vaktinden önce gelip çatabileceğini düşünebiliriz…

Çünkü zulmün hükümran olduğu bir dünyanın daha uzun süre varlığını sürdürmesi ilahi adalete münafidir, zıttır…

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ey Müslüman Allah İçin Bir Şey Yap!

Bediuzzaman, Osmanlı’nın son demlerindeki ızdırapları derinliğine yaşamış bir insandır. Dönemin bütün samimi aydınları gibi o …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir