Menzire Kulak Vermek Gerekir

Okuyucularım, zaman zaman polisin yanlışlıklarını eleştirdiğimizi bilirler…

Demokrasilerde güvenliğin sağlanmasında sivil bir örgütlenme olan polis vazgeçilmez bir unsurdur. Sivildir ama siyaset üstüdür…

Bu zor görevin başarılmasında geçmişte olduğu gibi bugün de bazı sıkıntıların doğması tabiidir. Neticede polis dediğimiz insanlar da bu toplumun içinden çıkmaktadırlar.

Kısacası toplumda mevcut bütün renkler ve eğilimler poliste de bulunabilir.

Doyurulamıyor, geçimi tamin edilemiyorsa tıpkı diğer polisler gibi rüşvet almaya yönelmesi doğaldır.

Herhangi bir siyasi partiye yakınlık duyması, toplumda etkili herhangi bir ideolojiden etkilenmesi de tabiidir.

Nitekim geçmişte, polis kendi içinde iki ayrı kampa ayrılmış, iki ayrı dernek kurmuştu. Elbette bunda devlet yöneticilerinin içine düştüklüre zaafın da büyük rolü vardı…

Polis bugün bir kamplaşma içinde değil. Daha doğrusu, rejime, devlete ve topluma yönelen bütün tehlike ve ajitasyonların polisi öncelikli hedef seçmesi, onların birlik ve bütünlük içinde olmalarını berebarinde getirdi…

Bugün her şeyin vebali onların sırtına atılıyor…

Sanki siyasilerin yolsuzluğundan onlar mesul.

Mafyanın ülkede cirit atmasından onlar sorumlu.

Adaletin zamanında ve hakkaniyet içinde neticelenmemesinin kusuru poliste…

Hasılı polis, bütün müesseseleri çürümüş, bütün çıkış yolları tıkanmış, fikir, çözüm ve politika üretemeyen meclisiyle tam bir sahipsiz ülke konumuna girmiş memleketin bütün veballeri onlarda…

Oysa işin temelinde siyasi iradenin iradesizliği yatıyor…

Hangi güçlü devlette polis başına buyruk olabilir.

İktidar boşluk ve ihmal kabul etmez. Bir yerde adalet zamanında tecelli etmiyorsa, suçlular ceza görmüyorsa, hukukun üstünlüğünü korumukla görevli kurumlar rüşvet ve iltimasla iş yapıyor, kayırmalarla iş yürütüyorsa, orada, elinde güç bulunan herkes başına buyruk kesilir…

Aslında Türkiye’de polis çok şey yapabilir. Yapmak için de hem imkanı hem gerekçeleri var…

Polis canını dişine takıp teröristi yakalıyor, adalete teslim ediyor. Bir de bakıyor iki gün sonra o terörist dışarı çıkmış ve kendisini yakalayap polisi evinin avlusunda kurşuna dizmiş…

Polis bir mafya babasını yakalıyor. Bir de bakıyorsunuz araya hatırlı -daha doğrusu çıkarlı- adamlar girmiş, adamı salıvermişler…

Bu kör döğüş içinde olan sadece polise oluyor… Hatta sanki boşu boşuna hayatını heder ediyor…

Can ve kan pahasına başardığı işlerin, siyasi çıkarlar ve ideolojik yaklaşımlar yüzünden sonuçsuz kaldığını, neticede, polise, sadece “kötü adam” rolünün düştüğünü görerek kahroluyor…

Bütün bunlar birer vakıa. Ve na yızık ki polis, Türkiye’de siyasiler ve nüfuzlular tarafından “mayın eşeği” -bu tabirimi polisler bağışlasın- gibi kullanılıyor…

Mayın eşeğinin ne anlama geldiğini sanırım en iyi güney doğulular bilir. Ama ne anlama geldiğini anlatmakta yarar var.

Malumunuz bazı sınırlarımızda mayınlar döşelidir. Kaçakçılar, bu mayınlı alandan geçerken, mayınlara basmamak için araziye önce bir eşek sürerler ve onun izini takip ederek feçmeye çalışırlar…

Mayın patlamazsa ne ala. patlarsa olan eşeğin canına olur…

* * *

İşte bugün Türk Polisi’nin içine düştüğü durum bu. Hiçbir Başarısı görülmüyor. Çünkü o başarıların sahipleri hemen çıkıveriyor. Ama Bir hata oldu mu, namlunun ağzına sürülen hep o oluyor…

Söz gelimi Gazi olaylarında polis, gerçekten tam bir acz göstermiştir… Ondan yumuşak davranması istenmiştir. Bu yüzden de polis şehir eşkıyası karşısında gülünç duruma düşürülmüştür.

Yabancı televizyonlardan izledik. Polis, kendisine atılan taşlardan ve yapılan saldırılardan kurtulmak için ne yapacağını şaşırmıştı. Bu görüntüler bütün dünyaya da yayıldı…

Polisin böyle müptezel, çaresiz ve zavallı hale düşürülmesinde elbette ki İktidar ortağı CHP’nin rolü büyüktür.

Bugün CHP içinde kümelenmiş bu siyasilerin çoğu, dünün eli silahlı kızıl militanlarıdır. Dün komünistliği maske ediyorlardı, bugün aleviliği, demokrasiyi maske ediyorlar…

Geçmişte meydanlarda adam öldüren, terör estiren bu insanlar, meclisin çatısına kadar girmiş bulunyorlar ve bu memlekete duydukları hınçlarını, öfkelerini orada icra ediyorlar…

Hz. Ömer‘e, Hz. Muaviye‘ye, Yavuz Sultan Selim‘e, Osmanlıya duydukları kini dün komünistlik adı altında sergileyen bu alevi orijinli ateistler -Alevileri bu insanlardan ayırmak gerekir. Çünkü bunlar aleviliğe de inanmazlar. Çoğu dinsizdir- laiklik adı altında Allahsızlığı, demokrasi adı altında vatan hainlerini koruma çabası içindedirler…

Bir Mehmet Moğultay, gidip Avrupalarda kendisinin de en tepe noktalarında görev yaptığı bu ülkeyi düşmanlarımıza şikayet ediyor.

İnsan Hakları Bakanlığı gibi son derece önemli bir bakanlığın başına musallat edilmiş Aclan Hacaloğlu, dün bir terörist olarak bu ülkeye veremediği zararı, bir bakan olarak veriyor…

İnsanlık ve insan hakkı zerre kadar umurunda değildir. Onun insan yerine koyduğu tek yaratık vatan haini teröristler ve onlara alkış tutan adeistlerdir.

Dindar aleviye bile tahammülü yoktur!…

Bu ateistlerin tek gayeleri vardır. Şeytani dürtülerle hak ve hakikat olan herşeyi yıkmak…

Sayın Menzir‘e işte tam da burada kulak vermek gerekiyor…

Ne diyor Menzir:

“Laiklik adı altında dinsizlik yapan Allahsızlık yapanlar var… Demokrasi adı altında havatan hainlerini destekleyenler, bölücüleri kollayanlar var”

Menzir, Mustafa Kemal‘in gençliğe hitabesini de hatırlatarak kendi milletine bir mesaj veremeye çalışıyor…

Bu ülkenin bethahlarının (kötülüğünü isteyenlerin) iktidara kadar yükseldiğine dikkat çekiyor…

Biz yıllardır bunu yazıp duruyoruz.

Ve diyoruz ki, CHP’ye sızmış bir zındıka komitesi, bu ülke halkına cehennem azabı çektiriyor… Kendi heva ve heveslerinden çıkardıkları, keyfi, küfri ve cebri idareleri halka hak ve hukuk diye dayatıyorlar…

Polisimizin artık bu gerçeği görmesi büyük bir talih!.

Sayın Menzir gibi ülkesini sevdiğini defalarca isbat etmiş bir yiğit insanın bu ateist yobazların yüzündeki maskeyi indirmesi, onun yüreğindeki hamiyetin büyüklüğünü gösteriyor. Ona duyduğumuz sevgi bir kat daha arttırmıştır…

Zira öyle zamanlar var ki, bir nal bir atı, bir at bir orduyu, bir ordu bir ülkeyi kurtarır…

Menzir, bütün şimşekleri üzerine çekerek, 60 yıldır devam eden bu soytarılığın maskesini yırtmıştır.

Çünkü bunlar her dönemde başka bir vasıta kullanırlar ülke huzurunu bozmak için. Şimdi de alevilerin mağduruyitini öne sürerek, ülkeyi karıştırmaya çalışıyorlar.

Dün kullandıkları bahane komünizmdi. Bu insafsız, ateist Torlakların ne yazık ki medyada da sayısız yandaşları vardır…

Menzir‘e sahip çıkılmalı. O bu ülke atının ayağına nal olud. Kendisini ortaya attı. Ona sahip çıkmak bütün hamiyetperverlerin görevidir.

İnanın Türkiye’nin en büyük meselesi budur.

Yıllardır ülkenin mukadderatını bir örümcek ağı gibi sarmış bu zındıkların, ülkenin yakasından düşmesi kadar ehemmiyetli ne olabilir?

Alevisiyle sünnisiyle bütün inananların, bu dinsizlerin oyunlarını artık görmesi gerekir.

* * *

Polise de şunu salık veririz. Tamamen haklı durumda iken, yükselen tansiyonun etkisiyle yanlışlara kapılıp haklılıklarını zedelemesinler…

Biz inanıyoruz ki bu teşkilat, imanlı, Allahını ve dini seven, ülkesini her şeyin üzerinde tutan, asayişi sağlamak için hayatını bile feda eden ve böylece bir faninin ulaşabileceği en ilahi mertebeye ulaşmaya ehil sayısız kahramanlar barındırıyor…

Elbette insan unsurunun bulunduğu yerde menfilikler de bulunacaktır. Bugünleri fırsat bilerek kendi insanlaranı karşı daha yumuşak ve merhametli davranmaları gerekir… İçlerindeki sapıklara, hainlere, işbirlikçilere meydan vermemesi lazım…

Biz benziri bu cesur çıkışından dolayı tebrik ediyoruz. Artık siyasilerin de bu oyunları görmesi gerekir.

 

Mete Buluthan

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ey Müslüman Allah İçin Bir Şey Yap!

Bediuzzaman, Osmanlı’nın son demlerindeki ızdırapları derinliğine yaşamış bir insandır. Dönemin bütün samimi aydınları gibi o …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir