Muhatabı Olmayan Yazı

Bu yazıyı okumasanız da olur…

Çünkü muhatabı siz değilsiniz…

Eğer siz azılı bir kürtçü iseniz bu yazı sizi ilgilendirmez. Çünkü inadın gözü meleği şeytan görür… İnat eşeğine binmiş birinin ahmaktan farkı yoktur. Ahmaktan ise, ölüleri dirilten Hz. İsa bile kaçmış…

Eğer siz bir islamcı iseniz, bu yazı yine sizi ilgilendirmez. Çünkü bir müslüman herşeyden önce imanın salebitini taşır. İslamın izzetini herşeyin üzerinde tutar. Bir müslüman, bir müslümana karşı kafirle işbirliği yapamaz. Dolayısıyla da aşğıda söyleyeceklerim sizi ilgilendirmez…

Eğer siz bir milliyetçi iseniz bu yazımı okumayın. Çünkü çileden çıkar, itidalinizi kaybedersiniz…

Ama eğer siz “tc” dediğiniz, Türkiye Cumhuriyeti devleti’nin iflah olmaz bir düşmanı iseniz siz okuyabilirsiniz… Küfür mü edersiniz… Lahavle mi çekersiniz bilemiyorum…

* * *

Sözüm önce Türkiye ve Türk kelimesinden rahatsız olanlaradır…

Bu insanları dikkatle inceleyin, kanlarında mutlaka bir karışıklık bulursunuz… Ya tehcir sırasında, yollarda ölmesinler diye, bizlere emanet edilmiş ermeni zürriyetini veya pipisinin ucundaki et parçasını keserek islam olduğunu sanan Yahudi ve Rum dönmesi birini veya, geçmişinde sayısız kanların karışımıyla bulanmış müşevveş ve cibiliyetsiz kişilik bulursunuz…

Hakiki bir Kürt, asla Türk ve Türkiye kelimesinden rahatsız olmaz… Çünkü onunla bin yıllık müşterek bir geçmişi, dostluğu, can yoldaşlığı, dünürlüğü, kirveliği, eşliği, kardaşlığı, yoldaşlığı, sahipliği vardır…

 Bir kahvenin kırk yıllık hatırına inanmış bu insanların birbirine küslük yapması, bu kadar müşterekliği ve dostluğu bir yana atması düşünülemez… Hele hele böyle bir Kürt, gidip Türk halkının aleyhine Yunanlı ile işbirliği yapacak. Olacak iş değil!

 Keza miletini ve ülkesini beven bir Türk, asla hakiki bir kürtten rahatsız olmaz ve olamaz… Çünkü aynı hükümler onun için de geçerlidir…

Kürt’ten rahatsız olan Türk veya Türk’ten rahatsız olan Kürt, haindir, müşevveştir, cibiliyetsizdir… Vefasızdır, haramzadedir… Buzum geleneklerimiz, atanın ahbabını bile ata kabul eder ve ataya gösterilen saygının aynısının ona da gösterilmesini zorunlu kılar…

Hakiki bir Müslüman da Türk ve Türkiye kelimesinden rahatsız olmaz…

Bediuzzaman bu milleti, İslama verdiği destek ve onun için bin yıl sergilediği can siperane fedakarlık için sevmiştir ve yüceltmiştir. “İslamın bu kahraman bayraktarına kılıç çekecek, el kaldıracak” herkesi merdut bulmuştur, kıyamete kadar sopa yemeye müstahak bulmuştur…

Dolayısıyla hakiki bir müslüman, İslama bu kadar hizmeti geçmiş bir millet aliyhine gidip can düşmanımız Yunanlı ile işbirliği yapmaz… Yapan da merduttur. Merdudun ise, İslamda hakk-ı hayatı yoktur…

Müslüman bir Kürt miliyetçisinin de Türk ve Türkiye kelimesine gayzı olmaz. Eğer gerçekten samimi müslüman bir kürt milliyetçisi ise, onun islamiyeti ve milletinden tevarüs ettiği ahlaki değerleri, onun böyle bir fitne işbirliğine gitmesine manidir…

Biz Kürtleri mert bildik ve mert bileceğiz. Asla kahpelik yapmaz, arkadan vurmaz… Biz birbirimizi bin yıldan fazladır tanıyoruz. O kadar birbirimize benziyor, o kadar birbirimizin aynısıyız ki, o yüzden de haklı olarak aynı kökten gelmiş olabileceğimiz düşünülüyor…

Bakın dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir zamanında, birbirine bu kadar yakışan ve birbirine bu kadar benzeyen iki millet daha bulamazsınız…

Öyleyse, hakiki müslüman bir Kürt milliyetçisinin de gidip Yunanlı hırsızlarla işbirliği yapması beklenemez…

* * *

Peki öyleyse Yunanistan’la işbirliği yapıp kendi ülkesinin insanlarını öldüren, ormanlarını, okullarını, istasyonlarını yakan, öğretmenlerini katleden, yollarını tahrip eden, kundakdaki bebelerinin karnını deşen kim?

Kesinlikle söylüyorum. Bunlar içimizdeki rumlardır, ermenilerdir, gayrı müslimlerdir… Yahut ermenileşmiş, rumlaşmış kanıbozuk cibiliyetsizlendir…

Yunanistanla işbirliği yapanlara dikkatle bakın… Ya ruhları tefessüh etmiş ateist komünistlerdir veya Suriye’nin başındaki Hafız Esed gibi sapık Nusayrilerdir. Nusayriler, geçmişte de islam düşmanıydı, bugün de islam düşmanı…

Böyle aşağılık, ruhu tefessüh etmiş, insanlıktan çıkmış mahlukları biz muhatap almayız. Yukarıda zikrettiğimiz güzel insanların da böyle bir fitne ile ilişkileri olmaz…

Öyleyse bu yazı muhatapsız bir yazıdır…

Kimse üstüne alınmasın. Zira üstüne alınması gerekenler alınmaz… Diğerlerinin ise bizim yanımızda hatırı vardır…

* * *

Bölge için, bölge halkı için talepleri olan, mevcut rıhatsızlıklardan yakınan insalanları elbette dinleyeceğiz. Diyarbakır’ın, Muş’un, Van’ın, Hakkari’nin sorunları elbette vardır…

Kastamonu’nun, Giresun’un, Çorum’un, Yozgat’ın, Balıkesir’in de sorunları var… Ülkemizin sıkıtıları elbette mevcuttur. Bu sıkıntıları bölücülüğe vesile kılmak, ancak yabancıların parmağındaki kuklalara yaraşır…

Bir Kürdün, dostu ile olan problemini, bir namerde başvurarak çözmesini ben düşünemiyorum, kabulenemiyorum. Bunu, Kürt halkının karakteristik özellikleriyle de bağdaştıramıyorum… Tıpkı, Alevi vatandaşlarımızın Hz. Ali’ye “takiyye” (Hilafeti kendi hakkı bildiği halde, korkudan ses çıkarmaması) yakıştırmalarını anlayamadığım gibi…

Ama Yunanistan’ı anlıyorum.

Günümüzün beylik deyimiyle -sakın malum basın bu yazıyı okumasın. Çünkü bizi de tefe koyabilirler- böyle “fahişe” tiyniyetli, hırsız bir milletin, başarı için her yola başvuracağı malum…

Ama pis emellerine kimi alet ettiğine dikkat etmek gerekir… Ve onlara karşı amansız ve insafsız olmak zorundayız…

* * *

Hani, bir Kallenderi, kafayı kavlatmış ve sokağa çıkmış. Gelip geçenler ensesine vurdukça ‘Baba dost’, “eyvallah” dermiş.

Birgün murdar herifin biri, garibin ensesine öyle bir tokat vurmuş ki, “baba” düşeyazmış. Şöyle bir dönüp bakmış…

Adam, “Ne o bozuldun mu. Bize eyvallah yok mu. Hani herşey Allah’tandı?” diye güya yarenlik yaptığını göstermek istimiş…

Baba, gönül hoşluğuyla şöyle bir kere daha bakmış “Elbette herşey Allah’tandır. Fakat bu murdan işe, Allah nasıl bir mendeburu alet etti diye baktım” demiş…

………

Elbette her insan, her millet çeşitli imtihanlardan geçer. İyi ve kötü zamanları olar. Başına bin türlü bela ve musibet gelir… Ama bunların herbirisine Cenab-ı Hak, bir şeyi vasıta kılar. Kötü işe kötüyü, iyi işi iyiyi…

Şimdi Habis Yunanlıya kimin alet olduğuna bakın. Bu murdar işe Cenab-ı Hakkın kimi ve kimleri alet ettiğine dikkat edir… Ve safınızı ona göre bilirleyin…

Ya haktan yanasınız, ya karşı taraftan… “Ve entüm a’levne in kuntum mü’minin…”

Mete Buluthan

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ey Müslüman Allah İçin Bir Şey Yap!

Bediuzzaman, Osmanlı’nın son demlerindeki ızdırapları derinliğine yaşamış bir insandır. Dönemin bütün samimi aydınları gibi o …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir