Özel Televizyonlar Geleceğimizin Teminatıdır

İslam ülkelerinin en büyük problemi sivil topluma ulaşamamaları.

Oysa islamın tarif ettiği toplum sivil toplumdur ve fert hukuku önceliklidir…

İslamın tarif ettiği fert son derece aktiftir. Daima olaylara müdahale halindedir. Ya “marufu emr” eder, ya “münkeri nehy”eder, yani bir yanlış gördüğünde onu eliyle, eliyle yapamıyorsa diliyle, diliyle yapamıyorsa kalbiyle o yanlışa karşı tavır alır…

Ancak islam tarihinin -asrı saadet dönemi hariç- hemen hemen tamamı saltanat idareleri altına geçmiştir…

Hilafeti saltanata dönüştürenler Emevilerdir. Ama daha sonra gelen topluluklar da bu geleneği olduğu gibi sürdürmüşlerdir…

Oysa Hz. Ali tamamen ferdiyetçidir. Kutsal olan devlet değil ferttir. Devlet yalnız ve bizzat fertlerin hukukunu güvence altına almak ve canlarını korumakla mükelleftir.

Yani devlet, korunan değil, koruyandır… Bireyin hakkını, toplum adına feda eden anlayış Kur’an’ın ruhuna aykırıdır… O yüzden de Hz. Ali, Hz. Osman’ın katillerini bulmada geciktmiştir.

Halbuki pek ala üç beş şüpheliyi dayak altına yatırıp, işkence ile söyletmek mümkündü. Fakat Hz. Ali İslamın ruhuna aykırı olan bu yolu seçmeyi vicdanına yedirememiştir…

O tarihten sonra da, devlet kutsal nitelik kazanmıştır… Devletin kutsallığı geleneği Türkler’de de mevcuttur. İslamiyetten önce de sonra da.

Dolayısıyla islam toplumlarında Kur’an’ın telkinlerine rağmen fert gelişmemiştir. Hürriyeti de şahsiyeti de toplum adına feda edilmiştir…

1400 yüz yıl süren bu gelenek, müslüman kişiliğini, etken değil edilgen hale getirmiştir.  Hanefi hukuku da bu anlayışı güçlendirmiştir.

O yüzden de cihadı orduya, dinin korunmasını sultana, hayatın oluşturulmasını da hadisata bırakmıştır…

* * *

İslam toplumu bu minval üzere seyrederken, Batı’da islamdan aktarılan eserlerle yeni bir hayat oluşturuluyordu. Önce Rönesans, ardından bu aydınlanmanın insan ruhuna kazandırdığı motivasyonlara peş peşe muazzam sosyal değişimler yaşandı…

Peş peşe gerçekleştirilen sosyal inkılaplarla fert devlet ve müesseseleşmiş din karşısında bazı bağımsızlıklar elde etti. İnsan hakları öncelik kazandı…

Biz ise eski geleneklerimizi sürdürerek bugüne kadar geldik…

Bununla birlikte, Türkiye, biraz da coğrafi yakınlığın etkisiyle, Batıdaki bu gelişmelerden en çok ve en erken etkilenen ülke oldu…

Bizce bu etkileniş, bütün yanlışlıklarına, bütün hatalı uygulamalarına rağmen yararlı olmuştur. Biz bugün, aksayan yanları mevcut olmakla birlikte demokrasi ile idera edilen tek islam ülkesiyiz. Çağın icaplarına ayak uydurabilen hemen hemen yegane islam toplumuyuz.

Elbette ağır bedeller ödendi ama, bir toplumun kabuk değiştirmesi tabii ki bedelsiz olmaz… Ve benim kanaatim o dur ki, yine de ziyanda değiliz…

Eğer Kur’an ve İslam, çağımıza yeniden kendisini kabul ettirecek ise bu diğer islam toplumlarına göre nisbeten aydınlanmış Türk toplumunun eliyle olacaktır…

Ama bizim hala bu uğurda hayli mesafe almamız gerekiyor… Ancak şunu şükranla belirtmeliyiz ki son 15 yıldır aldığımız mesafe hiç de küçümsenecek değil…

Özellikle de özel kanalların devreye girmesiyle…

Bugün toplum düşüncelerini bağımsızca dile getirebilmektedir… Bir Siyaset meydanı, bir Ceviz Kabuğu proğramı, bir 32. Gün, bir Teke Tek proğramı, toplumumuzu hızla katılımcı yapıyor…

Fikirlerine katılalım katılmayalım, proğramlarını beğenelim beğenmeyelim, toplumumuz, Ali Kırca‘ya, Hulki Cevizoğlu‘na, Fatih Altaylı‘ya, Mehmet Ali Birand‘a çok şey borçludur…

Eğer hala, TRT‘ye mahkum olsaydık, belki bu kadar kargaşa yaşamayacaktık ama, ülkedeki fikri birikimlerden de bu kadar haberdar olmayacaktık…

Bugün kirli ellerden bahsedebiliyorsak, özel televizyonlar sayesindedir. Bugün devlet başına buyruk olamıyorsa yine özel kanallar sayesindedir… Bugün her şeyi tartışabiliyoruz… Toplumun her kesimi, fikirlerinin dile getirildiğine şahit oluyor…

Sözgelimi dün akşam, 32. Gün‘de Ayvaz Gökdemir yerden yere vurulurken, ekranlarını cesurca vatandaşlara açan Hulku Cevizoğlu da bakana fikirlerini aktarma fırsatı veriyordu…

Bunlar fevkalade güzel gelişmelerdir…

Bu tartışmalar zaman içerisinde insanımızın kabuğunu çatlatmasına hizmet edecek ve sivil toplum olmamıza zemin hazırlayacaktır.

Sivil toplum olmak neden önemli… Çünkü, artık eğer bir toplum bir davaya sahip çıkmıyorsa onu korumak mümkün değil. İnsanımız ne zaman ki fert bazında, haklarına, dinine, ülkesine, toprağına sahip çıkar, o zaman devletin veya hükümetin güçlü veya zayıf olması pek anlam ifade etmeyecektir…

Basın nasıl ki demokrasinin teminatı ise, toplum da bu kanalların teminatı olmalıdır. Çünkü bu kanallar sayesinde fikri hürriyet inkişaf edecek, toplum çağının toplumu haline gelecektir.

Biz belki Batı toplumlarını 20 yıl geriden takip ediyoruz ama bilinmeli ki, bize en yakın islam toplumu da bizi 20 yıl geriden takip ediyor…

Hele medyamızda görülmeye başlayan bir yeni jenerasyon var ki ben bunlardan çok ümitliyim. Bir Ufuk Güldemir, bütün eleştirilere rağmen, açık yürekliliğine yakinen şahid olduğum bir Fatih Altaylı, bir Ali Kırca, bir Mehmet Ali Birand, bir Ali Bulaç, bir Abdurrahman Dilipak, bir Toktamış Ateş, bir Cengiz Çandar, toplumun sivilleşmesine ciddi katkıda bulunuyorlar…

Belki zaman zaman bizim inandığımız fikirleri mars etmek için çabalıyorlar, bizim gönül verdiğimiz insanları hırpalamaya çalışıyorlar ama şunu da unutmamak gerekir ki bu çabalar aynı zamanda putların yıkılmasına da hizmet ediyor…

Körükürüne dayatılmış doğmaları halka dayatan medya mensupları artık dinazor gibi görülüyor. İnsanlar toplumun gözünün içine bakıyor ve toplumun eğilimleri karşısında kendilerini tashih ediyorlar…

Bir Fatih Altaylı sol demokrattır. Ama sol demokratlara en acımasız eleştiriler de ondan geliyor… Keza bir Abdurrahman Dilipak, bir Mehmet Şevket Eygi, müslümanlara islam adına en keskin okları atıyorlar…

İnanın iyi yoldayız ve gelecek günler fikri bazda geçmişten çok aydınlık olacak…

Bugün biz müslümanlara düşen sadece çağın eğilimlerini iyi okuyabilmektir. Aklın öncelikli bir vasıta olduğunu bilmek ve hayatımızı iman ışığında ama akılla biçimlendirmektir…

Çünkü gelecekti sayı görecek olan şeyler, hoşgörü, insan hakları, ferdi hürriyt ve vicdan aydınlığıdır. Üzerimize kapanarak, geçmişin yanlışlıklarına sıkı sıkıya sarılarak bir yere varmak mümkün değil…

Ne demiş Bediuzzaman, “Eski hal muhal, ya yeni hal, ya izmihlal”

Mete Buluthan

Hakkında Mehmet Ali Bulut

1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı. 1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı. Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu… Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı… 1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı. 1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi. 1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı. 2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu. Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir. Eserleri: Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Geleceğinizi Okuyun, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar, Fardipli Sinha, Derviş ve Sinha, Ruhun Deşifresi, Gizemli Sorular, Ahkamsız Hükümler, Can Boğazdan Çıkar, Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır. Roman ve Hikaye: Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır. Diğer çalışmaları: Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut son dönemdeki yazılarını haber7.com’da yayınlamaktadır. Bulut evli ve bir kızı vardır.

Ayrıca Bakınız

Ey Müslüman Allah İçin Bir Şey Yap!

Bediuzzaman, Osmanlı’nın son demlerindeki ızdırapları derinliğine yaşamış bir insandır. Dönemin bütün samimi aydınları gibi o …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir